<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; İlmihal</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/category/ilmihal/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Mukaddes Göç</title>
		<link>http://www.nurislam.org/mukaddes-goc.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/mukaddes-goc.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 22:49:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Göç]]></category>
		<category><![CDATA[Mukaddes]]></category>
		<category><![CDATA[Mukaddes Göç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=522</guid>
		<description><![CDATA[Göç, yaratıldığı günden bu yana hiç durmak bilmeyen insanoğlu için umumî mânâda;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Göç, yaratıldığı günden bu yana hiç durmak bilmeyen insanoğlu için umumî mânâda; insanlar arasında seçkinlerden seçkin aydınlık ordusu kudsîler için de hususî mânâda ve aynı zamanda medeniyet tarihini de yakından alâkadar eden önemli bir mefhumdur.</p>
<p>Evet, bir tarafta anne karnından çocukluğa, çocukluktan delikanlılık ve olgunluğa, derken yaşlılık ve ölüme uğrayarak upuzun bir sefere çıkmış gariplerden garip insan fertleri; diğer yanda, elindeki meşaleyle çağlara ışık saçan, çeşitli devirlere mührünü basan; açtığı nurlu yolda arkasına düşenleri hep medeniyetin şahikalarında dolaştıran; sinesinde tutuşturduğu kıvılcımlarla kendine gönül verenlerin ruhlarını aydınlatıp onları iman ve ümit kuşağında ölümsüzlüğe hazırlayan; aydınlık düşünceleriyle, kara deliklerin çehrelerinde Cennet’lere ait ışık ve renk cümbüşü çıkararak karanlıkların ve karamsarlığın hükmettiği aynı noktalarda ümit meşcerelikleri meydana getiren yüce rehber ve yüksek kametler, hep birer yolcudurlar ve bütün bir hayat boyu göç edip dururlar; inançları, düşünceleri, dâvâları uğrunda bitip tükenme bilmeyen bir göç&#8230;</p>
<p>Bir hakikatin değişik rükün ve yönlerinden ibaret olan iman, göç ve cihad üçlüsünün, Kutlu Beyan’da ekseriya peşi peşine zikredilmesi, bu meselenin ne denli ehemmiyet arz ettiğinin en parlak delilidir. İnanma, hicret etme ve inancı uğrunda vereceği mücadeleyi, bu yeni iklimde, yeni muhatap ve yeni şartlara göre durup dinlenmeden devam ettirme&#8230; işte kudsîlerin sabah-akşam başvurageldikleri üç musluklu Hızır çeşmesi! Bu çeşmeden kana kana içenler, inançla gerilecek ve karanlık bucaklara durmadan kıvılcımlar salacaklardır. Yollar sarpa sarıp çevreyi terslikler, yanlışlıklar, cahiliye duygu ve tutkuları alınca da mal-menâl, yurt-yuva, evlâd ü iyâle bakmadan &#8220;bir başka diyar!&#8221; deyip yeniden yolculuğa çıkacaklardır.</p>
<p>Dâvâ ne kadar yüksek, düşünce ne kadar yararlı ve orijinal, mesajlar ne kadar parlak da olsa, onu ilk defa duyan ruhların irdemesi, mukabelede bulunup zorluklar çıkarması kaçınılmaz ve bir ölçüde de tabiîdir. Buna göre, kendi toplumunda yeni bir iman, yeni bir aşk ve heyecan uyarmak isteyen herkes, ya mücadelesini orada açık-kapalı devam ettirecek veya hicret edip gönlünün ilhamlarına, takdimiyle vazifeli olduğu mesajlarına başka talip ve başka meşcerelikler araştıracaktır.</p>
<p>Birinci şıkta, o inanç ve düşünceye gönül veren her ferdin, fevkalâde dikkatli, tedbirli olması ve yenilmişlik adına ne varsa hepsini daha baştan aşması şarttır. Yoksa ümit edildiği mânâda aydınlatma olamayacağı bir yana, çok defa küçük bir dikkatsizlik, az bir yanlışlık, şartların ağırlaştırılmasına, atmosferin de bütün bütün yaşanmaz hâle gelmesine sebebiyet verebilir&#8230; Bir heyetin bütün fertlerinin her zaman bu denli dikkat ve teyakkuz içinde bulunmaları çok zor, hatta imkânsız olduğundan, bu türlü durumlarda aydınlatma ve irşadın ayrı bir iklimde devam ettirilmesi bir bakıma zarurîdir; başka şekilde hareket ve direnmelerin de hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>Öteden beri her yeni düşünce, doğduğu muhitte hor karşılanıp, aleyhinde kampanyalar oluşturulmasına karşılık; o düşünce ve onu temsil eden şahısları çocukluk ve gençlikleriyle bilmeyen bir başka muhit, çok defa onlara kucak açmış ve destek olmuştur.</p>
<p>Bu itibarla, her kudsînin kaderinde değişmez şu çizgiler, âdeta bir fasl-ı müşterektir: Önce iman ve aşk, sonra yığınları saran yanlışlık ve inhiraflara karşı mücadele, sonra da gerekirse insanlığın mutluluk ve saadeti uğrunda yurt-yuva her şeyi feda ederek, başka âşina gönüller aramak üzere yeniden yollara dökülmek&#8230;</p>
<p>Hemen her yeni dirilişte bu iki esas ve iki merhale çok önemlidir. Birinci merhale, ferdin şahsiyet kazanması, inançla şahlanıp aşkla gerilmesi, nefis ve benliğini aşarak Hakk’ın âzâd kabul etmez kölesi olma merhalesidir. Bu merhaledeki cihad, bütün buudlarıyla nefsin dümenlerine karşı, benliği yenmeye müteveccih ve insanın kendisini yeniden inşâ etmesiyle alâkalıdır. Bu itibarla da cihadların en büyüğü &#8220;cihad-ı ekber&#8221;dir. İkinci merhale ise, her gönülde bir kor, bir alev hâline gelen inancın aydınlık tufanı, artık çevreye çeşitli dalga boylarında şualar neşretmeye başlar. Çok defa bu safhanın tahakkukuyla beraber hicret de gelip kapıya dayanır.</p>
<p>Aslında, bu devreye kadar geçirilen safhalarda dahi, ruh plânında bir hicretten bahsetmek her zaman mümkündür: İnsanın içinde bulunduğu durumdan, olması gerekli olan duruma; hareketsizlik ve dağınıklıktan, aksiyon ve sisteme; donmuşluk ve bozulmuşluktan, kendini yenilemeye; bin bir günahın boğucu atmosferinden, ruh ve kalbin hayat derecesine yükselmeye gibi&#8230; hususların hemen hepsinde bir hicret mânâsı vardır ve bu mânâlarda o hep hicret edip durmaktadır. Kanaatimizce, ikinci hicretin fonksiyonunu tam edâ edebilmesi de, birinci merhaledeki hicretlerin yapılıp yaşanmasına bağlıdır. Nefsinden kalbine, cisminden ruhuna, dış şatafatlardan vicdanındaki ihtişama, özünden özüne hicrette başarılı olanlar, öbür hicret ve ötesinde de başarılı olurlar. Bunu tam temsil edemeyenler, çok defa diğer hicret ve ona bağlı olanları da kusursuz temsil edemezler.</p>
<p>Bu mânâda hicret, ilk defa, insanlık semasının ayları, güneşleri sayılan Hz. İbrahim, Hz. Lût, Hz. Musa, Hz. İsa gibi yüce kametler tarafından başlatıldı; sonra da bu aydınlık yolun eşsiz rehberi, İnsanlığın İftihar Tablosu, zaman ve mekânın Efendisi bu yoldan yürüyüp gitti. Kapıyı da kıyamete kadar arkadan gelenlere açık bıraktı&#8230;</p>
<p>Hak yolunda ve Hakk’ın hatırı için yapılan hicret o kadar kudsîdir ki, mal ve canlarını inandıkları dava ve o davanın eşsiz temsilcisi uğrunda feda eden kutlulardan kutlu bir cemaatin, en çok sevilip takdir edildiği noktada, daha değişik sıfat ve unvanlarla değil de &#8220;muhacir&#8221; unvanıyla yâd edilmesi ne kadar mânidârdır! Hatta bu kudsîler dönemine bir tarih başlangıcı aranırken; Nebî’nin doğumu, peygamberlikle şereflendirilmesi, Medine halkının bu yüce davaya omuz vermesi, Bedir harbi, Mekke fethi gibi&#8230; her biri ayrı bir pırlanta olan bunca hâdise içinde hicretin seçilmesi, üzerinde hassasiyetle durulmaya değer önemli bir mevzudur.</p>
<p>Bir kere, yüksek bir mefkûre uğrunda göç eden her fert, hayatının her lâhzasında, göçe sebep teşkil eden yüksek gayenin baskısını vicdanında hissedecek ve hayatını bu yüksek duyguya göre düzenleme mecburiyetini duyacaktır. Ayrıca çocukluk ve gençlik dönemleriyle alâkalı horlayıcı nazarlardan kurtulması, rahat ve endişesiz hareket etmesi de ancak bu mukaddes göçle tahakkuk edebilecektir. Zira, kim olursa olsun, çocukluk ve gençlik dönemini geçirmiş olduğu çevrede, o devreye has, hasımları tarafından bazı yanlarının tenkit edilmesi ihtimaline karşılık; hicretle gerçekleştirilen yeni muhitte, pırıl pırıl hâli, tertemiz düşünceleri, baş döndürücü fedakârlıklarıyla devamlı takdir edilen biri olacaktır. İster bunlar isterse başka faktörler olsun, öteden beri tarihte devir açıp-devir kapayanlar ve büyük bir ölçüde tarihin akışını değiştirenler hep muhacir kavimler olmuştur.</p>
<p>Sosyologların tespitine göre, yeryüzündeki medeniyetlerin hemen hepsi, göç eden fert ve cemaatler tarafından kurulmuştur. Toynbee, göçebelerin kurduğu yirmi yedi medeniyetten bahseder ki; bu da hemen hemen çağlar boyu yeryüzünde göçebe hâkimiyeti demektir. Kendini rahata, rehavete kaptırmamış, her an her şeyden ayrılmaya hazır, vereceği mücadelenin doğuracağı sıkıntıları önceden yaşamaya alışmış ve bir asker gibi her an sefer emrini bekleyen bu dinamik ruhlarla mücadele etmeye ve onları silip geçmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.<br />
İşte ilk kudsîler ve ilk medeniyet muallimleri! Ve işte birkaç aşiretten cihan imparatorlukları kuranlar! Yıldırımlar gibi karanlık çağların bağrına inen bu insanlar, rahatı zahmette; diri kalmayı, ölüm ve ötesindeki her şeyi hakir görmede; ebed-müddet var olmayı, şartlara göre kendilerini yenilemede gördü ve ters-yüz edilmez birer güç hâline geldiler.</p>
<p>Keşke, günümüzün nesillerini, rahattan, rehavetten, hazlarına düşkünlük ve nefsanîlikten kurtararak, ruhlarını yüce duygularla donatıp daha çok ızdırap çeken, daha çok acı ve sızı duyan ideal insanlar hâline getirebilseydik. Belki o zaman, milletçe, küçük hesapların, hasis zevklerin tesirinde kalmayacak ve bir kısım ehemmiyetsiz sıkıntılardan ötürü de hiç mi hiç yer ve yön değiştirmeyecektik&#8230;</p>
<p>*Bu yazı, Sızıntı dergisinin Ekim 1985 tarihli 81. sayısından alınmıştır.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/mukaddes-goc.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/mukaddes-goc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Telvin ve Temkin</title>
		<link>http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 19:52:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Telvin]]></category>
		<category><![CDATA[Telvin ve Temkin]]></category>
		<category><![CDATA[Temkin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=510</guid>
		<description><![CDATA[Renk verme, boyama, boyanma ve farklı görünümler arzetme manalarına gelen telvin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Renk verme, boyama, boyanma ve farklı görünümler arzetme manalarına gelen telvin; sofiye ıstılahınca, bir halden bir hale, bir tavırdan bir tavıra intikal ederek farklı renk ve görüntüler sergileme.. konup-kalktığı yerler itibariyle “müstevda” iken Hak rızası hedefli hareketleriyle hep “müstekar” olma peşinde koşanlara has önemli bir payedir.</p>
<p>Eğer telvin -bazı kimselerin de ifade ettiği gibi- her zaman değişip durmak suretiyle farklı görüntüler sergilemek ise, telvin sahibi henüz hedeflediği ufka ulaşamamış, itmi’nana erememiş, oturaklaşamamış “ibnü’s-sebil” ve “ibnü’z-zaman” diyebileceğimiz bir mübtedidir. Aksine, şayet sahib-i telvin;. ibtidayı yaşarken intihayı duyabiliyor ve değişip durmaları, konup kalkmaları &#8221; لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ Bir gün ya da onun bir bölümünde (orada) kaldık..” (yani o kadarcık bir “müstevda” yaşadık) sabitesince görüp değerlendirebiliyorsa, o, niyet, irade ve azmiyle makamdan makama, dereceden dereceye uçacak ve geçtiği noktaların üstünde sürekli hedefin gölgesini gördüğü, hafta O’nu duyduğu; ruh ve duygularıyla hep O’nunla olduğu için, yol aldığının, yollarda oturup kalktığının ve merdiven çıktığının farkına bile varamayacak; hale ait tebeddül ve tagayyürün hasıl ettiği boşlukları, her zaman niyet ve nazar ufkuyla doldurup, hususiyle de hedefin cazibe ve ihtişamıyla meşbü, meşgul, hatta mahmur bulunduğu anlarda hep elvan ü eşkalden, zevken müberra kalacaktır. Bir de, yol boyu sergilediği yüksek performansa yer yer hedef televvünlü avanslar alabiliyorsa, artık onun “müstevda”ı aynen “müstekar” demektir.. evet, böyle bir seviye insanının televvünü, “ma yeülü ileyh” itibariyle her zaman temkin sayılabilir. Bu itibarla da, bu seviyedeki hakikat yolcularının, telvinde hep temkin solukladıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira bu manadaki telvin, bir ilahi şe’n ve sıfattır. Eğer o bir ilahi şe’n ve sıfatsa; zaten onda eksik ve kusur tasavvur edilemez., edilemez; çünkü Cenab-ı Hak Zat’ıyla olduğu gibi, sıfat ve şe’nleriyle de kusursuzdur ki, &#8221; كُلُّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍ &#8211; O her gün (bi kem u keyf) ayrı bir şe’n ve haldedir” ayeti de bu gerçeği ihtar etse gerek.</p>
<p>Tasavvuf erbabı, telvini iki bölümde mütalaa edegelmişlerdir:</p>
<p>1- Seyr-i sülükun başlangıcında, az-çok nefis ve heva insibağıyla alakası olan telvindir ki; salik için tehlikelere, aldanmalara; mehdiyet ve mesihiyet türünden bala pervazane iddialara açık ve her zaman istikbal vaadetmeyen telvin..</p>
<p>2- Na’t-ı ilahi olan telvindir ki, Hak ve Hüda dalga boylu, acz, fakr, şükür ve tefekkür derinlikli, hüsn-ü akibete namzet, her zaman itmi’nan edalı ve geleceğin temkin basamakları sayılan televvürileri şimdiden duyma, yaşama ve aksettirebilme halidir. Böyle bir telvinde aldanma oldukça nadir.. tehlikeler az.. şatahat ve iddialar ise hemen hemen yok gibidir.. dolayısıyla da birinci tek’in gibi zahiri görkemli ve gürültülü fakat saçılıp savrulmaya namzet, renkli ve cazibedar ama heva ve hevese açık değildir.. değildir; zira:<br />
بَادْ كَاهِى رَا بَهَا مُونْ مِى بَرَدْ بَادْ كُوهِى رَا عَجَبْ ﭼوُنْ مِى بَرَدْ<br />
Rüzgar, saman çöpünü (sürükler) çöle götürür; ama dağı nasıl (sürükleyip) götürebilir ki?”</p>
<p>Mizanü’l-İrfan Sahibi de bu hususu dildade bir üslübla şöyle ifade eder:</p>
<p>Hem telaş eyler mezalikte* bütün,<br />
Eyler o tayy-ı menzil gece-gün..<br />
Bir sıfattan diğere seyreyler o,<br />
Bir makamdan ahere devreyler o.</p>
<p>Eyler ahvali tebeddül dembedem,<br />
Başka bir alemdedir hergün kadem.<br />
Eyler hem kat-i merahil daima,<br />
Her an ayrı bir televvün ru-nüma..<br />
Böyle eyler terakki-i kemal,<br />
İşte tek’in haletidir bu hal!</p>
<p>Temkin; oynak ve hafif-meşrebli olmanın zıddı; vakur, ciddi, uslu ve oturaklı olma halidir ki; tasavvuf erbabınca, istikamette derinleşip istikrar kazanma, yüzüp-gezmeden kurtularak huzur ve itmi’nana ulaşmaktan ibarettir. Böyle bir hak yolcusu, ibtidası aynı intiha, sürekli rıza ufkunun müşahedesiyle, halden hale, makamdan makama intikali farketmeden, her zaman vuslatın neşvesiyle, hüsn-ü akibetini duymanın itmi’nanını yaşar ve çok defa sefer meşakkatinin zerresini bile hissetmez.</p>
<p>Hak yolcusu, bidayet-i hal itibariyle, halin gereği, hep televvün edalıdır; zira o, seyr-i sülük-i ruhanide, esmadan müsemmaya, sıfattan mevsufa, halden makama, yolcular için uzun bir mesafe sayılan eb’adı aşarken, sürekli farklı şeyler görür, farklı şeyler duyar, farklı şeyler hisseder; bu duyuş, bu görüş ve bu hissedişler, her zaman salikin benliğini tesir altına alacağından, onun tavırlarından hep televvün akar.. ve bu yolda olma hususiyeti, hakikat yolcusunun hedefe ulaşacağı “an”a kadar devam eder. Gün gelip de “fenafillah” ufkunda, “bekabillah” hakikati zuhur edince, telvin de yerini temkine bırakır ve televvün temekkünle becayiş olur. Ve artık Mizanü’l-İrfan Sahibinin de dediği gibi:</p>
<p>Çün ere Maksud’una merd-i Hüda,<br />
“İrcit” remziyle eyler nida..<br />
Kabe-i maksüda bulunca vusul,<br />
Matlab-ı a’laya erdikde yol;<br />
İşte temkin-i tarikattir bu hal<br />
Ekmel olmuş burda erbab-ı kemal&#8230;<br />
der ve itmi’nan soluklar.</p>
<p>Temkin, itmi’nandan bir iki kadem daha üsttedir ve “ وَ لاَ يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لاَ يُوقِنُونَ Yakıne ermemiş olanlar, seni hafifliğe (ve telvine) sevketmesin” fehvasınca ulü’l azmane bir oturmuşluğun ifadesidir.</p>
<p>Yolun başındakilerin temekkünü; sağlam niyet, ulü’l azmane irade, kaynağından tam bilgi ve yolun yol rehberiyle yürünmesine bağlıdır. Yani, maksad, rıza-i ilahi; azık, Ehl-i Sünnet anlayışı içinde dinin hayata hayat kılınması ve yolun da Hazreti Ruh-i Seyyidi’l-Enam’ın rehberliğinde sürdürülmesidir ki; bunu: Gaye, Allah; maksad, O’ndan gelenlere karşı duyarlı olup olabildiğince titiz yaşamak; yol da, değişik türden ifratlar ve tefritlere karşı istikamet ifadesi kabul edilen sırat-ı müstakimdir.</p>
<p>Kendini tamamen Hakk’a adamışların temekkünü; kalben ağyar münasebetlerinden sıyrılıp, her an sinesini Hak tecellileri için pak tutmak suretiyle hazır bulunarak, ilahi varidleri avlamakla meşgul olmaktır ki; Hz. Hakkı:</p>
<p>Dil beyt-i Hüdadır anı pak eyle sivadan,<br />
Kasrına nüzul eyleye Rahman gecelerde..</p>
<p>tenbihleriyle bu gerçeğe parmak basar.</p>
<p>Arif-i billah olanların temekkünü; makam-ı cem ünvanıyla da ifade edilen ihsan şuurunun en kamil manada duyuluş ve hissedilişiyle sürekli murakabe halidir ki, “fenafillah” ve “bekabillah”ın tam tahakkukuyla, varlık, bu sayede kendi feyiz kaynağına muttali olarak teveccüh-ü tammeye erer.. ciddi bir iştiyak ve hayretle hep O’na yönelir.. vücud ve devamının, O’nun Vücüd ve Kayyumiyetinden beslendiğini duymaya başlar.. ama Rehber-i Ekmel’in ziya-i feyziyle ne vücudiye ne de şühudiyeye girmeden&#8221; عَلَيْكُمْ بِسُنَّتِى وَ سُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ &#8220;le çerçevelenen hakikat dairesinden herşeyin varlığının da bekasının da O’ndan olduğu mülahazasıyla kendini daha bir güçlü, daha bir yerleşik hissederek, tam bir bekaya mazhariyetini, tam bir fenadan geçtiğini itiraf ve ifade sadedinde:<br />
هَجَرْتُ الْخَلْقَ طُرًّا فِى هَوَاكَا وَ أَيْتَمْتُ الْعِيَالَ لِكَى أَرَاكَا<br />
Topyekün varlığı senin aşk u sevdan uğrunda terkettim. Seni görme yolunda iyalimi de yetim bıraktım” der, herşeyini yollara döker ve “Seni, Seni” mülahazalarıyla dolaşır durur.</p>
<p>أَللَّهُمَّ اِنِّى أَسْأَلُكَ الرِّضَا بَعْدَ الْقَضَا وَ بَرْدَ الْعَيْشِ بَعْدَ الْمَوْتِ وَ لَذَّةَ النَّظَرِ اِلَى وَجْهِكَ وَ شَوْقًا اِلَى لِقَائِكَ * وَ صَلَّى الله عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْهَادِى اِلَى سَبِيلِ السَّلاَمِ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ الْكِرَامِ آمِينُ يَا مُعِينُ!<br />
Kaynak: www.sizinti.com.tr</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnancın Sihirli İkliminde</title>
		<link>http://www.nurislam.org/inancin-sihirli-ikliminde.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/inancin-sihirli-ikliminde.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 19:42:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[İnancın Sihirli İkliminde]]></category>
		<category><![CDATA[islam iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sihirli İklim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[Hayatını inancın sihirli ikliminde sürdürebilenlere göre, peşi-peşine aydınlıkların dört bir yanı saracağı ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir baştan bir başa dünyamızın yeniden cennetlere döneceği aydınlık yarınlar o kadar yakın ve o kadar kati’dir ki; onu bugünkü hayatlarının bir parçası olarak duyup yaşayabilirler. Zira her gün, ufukta tüllenen emarelerden, emarelerde ışıldayan müjdelere; rüyalarda ağaran pırıl pırıl şafaklardan, karanlığın sinesindeki hırıltılara kadar hemen her şey, o mutlu geleceğin şivesiyle onların gözlerine ziya, iradelerine kuvvet ve ümitlerine de fer vermektedir.</p>
<p>Evet, duyguda, düşüncede uyanmış bu insanlar için, doğuşları doğuşların, dirilişleri dirilişlerin takip edip durduğu günümüz, tıpkı bin “ba’su badel mevt”in birden cereyan ettiği bir dönem gibidir. Onlar, bu binbir düğün, binbir bayram, binbir şehrayini birden duyar, birden yaşar ve artık, sadece gözleriyle kulaklarıyla değil, bütün benlikleriyle yukarılardan akıp gelen ışıkların altında, menekşe renkli hadiseleri vecd içinde seyr ede ede ruhlarına, zevkine doyum olmayan en füsunkâr güzellikleri içirirler.</p>
<p>Hayatın bütünüyle manevileşip derinleştiği, ruhun semavi varlıklar gibi kanat çırpıp sonsuzluğa açıldığı, geçmiş- gelecek bütün zamanların içiçe girip bütünleştiği ve her şeyin en içli şiirlerden daha içli, en yumuşak tüylerden daha yumuşak, en derin aşklardan daha derin ve en zevkli vuslat “an”larından daha zevkli böyle bir yaşama kuşağında, hep güzellikler tüllenir durur; hep güzel şeyler mırıldanır ve hep güzelliklere açık yaşanır.</p>
<p>Şanlı geçmişin hasreti, muhteşem geleceğin ümit ve iştiyakıyla yanıp kavrulan; izzete, onura, var olmaya susamış bizler gibi berzahtaki nesiller, bu duygu ve bu düşünceyle kendi zamanlarını aşarak, geçmişi geleceğin yanında yeniden yaşar, gürül gürül şanlı maziyi, istikbalin çağıltılarıyla bir arada dinler; bütün o sevimli eski ülkelerin, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Ege denizi ve daha ötelerin kokusunu birden duyar ve kendilerini eski dünyaların bayırlarında at koşturan şenşakrak akıncılar gibi kanatlanmış hissederler.</p>
<p>Evet, kaybettiğimiz bütün değerler, yitirdiğimiz duygular, terkettiğimiz örfler, adetler, düşünce tarzları ve sistemler hepsi birden gözümüzün önünde canlanır; bütün mezardakiler dirilip yurtlarına, yuvalarına dönmeye ve aramızda gezmeye başlarlar. Darmadağınık dünyamızın birbirinden koparılıp sağa sola saçılan parçalarının yeniden bir araya geldiğini ve yıllar yılı birbirine düşman, birbirinden kaçan bu iklim insanının küme küme özüne döndüğünü, sarmaş dolaş olup birbiriyle bütünleştiğini zevkle seyrederiz. Tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi, bu ruh haletiyle de, görüp duymak, duyup yaşamak istediğimiz her şeyi kolaylıkla yakalar ve sahip çıkabiliriz.</p>
<p>Böyle hülyalarımızı besleyen koskoca bir mazi varidatı şelaleler gibi gönül gözlerimiz önünde en büyüleyici seslerle çağlarken, bizler, ötelerin güzelliklerine aralanan bu perdeden renkleri, şekilleri, nizam ve ahenkleri daha bir başka sezerek sinelerimizdeki gizli ezeli güzellik aşk ve ihtiyacını derinden derine duyar ve ruhumuzun derinliklerinde binbir zevke uyanırız.</p>
<p>Kim bilir, yüksek ruh ve derin gönüller daha nice bilinmedik şeyleri keşfeder ve nice ifadesi imkânsız kapalı temayüllerimizi sezerek idrak ufkumuzu aşan manevi güzellik ve hazlarla bütünleşirler.</p>
<p>En tatlı rüyalardan daha tatlı bu seziş ve bu hissedişlerde, duyup haykıramadığımız, hissedip anlatamadığımız dünkü haz ve sevinçlerimizin, bugünkü hasret ve hicranlarımızın nağmeleri duyulmaktadır.</p>
<p>En yumuşak tüylerden daha yumuşak, koyun-kuzu meleyişlerinden daha içli, civcivlerin cıvıltıları kadar yuvaların şefkat dolu ikliminden kopup gelen bu ses ve bu nağmelerle ruhlarımız dinlenişe geçer, gönüllerimiz renk renk rüyalara dalar ve gözlerimizin önünde eski yuvalarımızın ismet ve iffeti, kahraman cedlerimizin yiğitlik ve cesareti, incelerden ince milletimizin asalet ve necabeti tüllenmeye başlar. Hayal ve hatıralar, mızraplar gibi gönüllerimize inip kalktıkça, bu cennet ülkenin binbir güzellikleri içinde yetişip büyüyen bizler, kendi düşünce tarzlarımızdan, kendi idrak ve anlayışlarımızdan, kendi üslup ve şivelerimizden fışkırıp sinelerimize çarpan kendi ruhlarımızın feryat ve iniltilerini, sevinç ve çığlıklarını duyar, zevkiyle-sefasıyla, kederiyle tasasıyla kendi dünyamıza uyanır ve kendi ruh alemimize kavuşuruz.<br />
Kaynak: www.sizinti.com.tr</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/inancin-sihirli-ikliminde.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/inancin-sihirli-ikliminde.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Sevgi Toplumu</title>
		<link>http://www.nurislam.org/islam-sevgi-toplumu.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/islam-sevgi-toplumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 19:37:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Sevgi Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi toplumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an daima iyiye yönlendirir.insanları iyi,faydalı,güzel şeyleri  emreder,insanlara zararlı,insan için kötü olan şeyleri yasaklar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yani İslam devletinde insanın yapacağı işler hem kendi, hem çevresine faydalı olan işler bütünü olacaktır.İnsana- ve topluma &#8211;  zararlı olan şeyler ( sigara,içki,zina,rüşvet…) hem kanunen – şeriaten – hem Allah inancı gereği yapılmayacaktır. Meleklere  iman ile insanlar gözükmeyen  bekçilerce oto kontrol  mekanizması çalışacak , insan yalnız kaldığı anda bile gücü yetse de kötülüğe , insanlara zararlı olan şeylere yönelmeyecektir …</p>
<p>Buna neden ise Ahirete olan tam iman olacaktır; her şeyin karşılığının  mahşer yerinde görüleceğini bilen insan daima iyiliğe yönelir  , somut olarak bir neden olmasa da cebinden çıkarıp muhtaçlara para verecek – zekat- , dünyada hiçbir karşılık beklemeden – kurban, hüsnü zan, sadaka…- ile insanların yardımına koşacaktır… Böyle insanları manevi olarak motive edip iyiliğe sevk edebilecek başka bir sistem , ideoloji var mıdır…!?</p>
<p>Bu  toplumda gıybet, rüşvet , insanı kötülüğe yöneltecek ahlaksız basın riyakarlık- gösteriş …olmayacak , ayrıca her emri ile insanların birbirlerine kenetlenmesini sağlamayı esas alan “ komşu hakkı , kul  hakkı , selamlaşma , kardeşlik  hukuku – Müslümanların İslam kardeşliği hukuku veya Müslüman olmayanların fıtraten ; Hz. Adem’den olan kardeşliği  &#8211; , Cuma namazı , cemaatle  namaz  , Hac  ibadeti Kurban , zekat,fıtır, sadaka…ile kaynaşma ve gıybet , riya, kibir, rüşvet , içki …gibi yasaklar ile kardeşlik ruhunu bozacak şeylerin yasaklanması , her insan için – Müslüman – Kafir- geçerli olan beş temel hak : can-mal- namus –akıl- din emniyeti , fikir hürriyeti , “ hak “ kavramının insan ilişkilerinde temel  kıstas olması …gibi emir – yasak manzumeleri ile örülmüş bir toplum için söylenebilecek tek şey “  Sevgi Toplumu “ sözcüğüdür ve İslam şeriatının dünya hedefi de  ahlaki temel esasına dayalı böyle bir huzur- sevgi toplumunu oluşturmaktır !</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/islam-sevgi-toplumu.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/islam-sevgi-toplumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamın Gölgesinde Hayat</title>
		<link>http://www.nurislam.org/islamin-golgesinde-hayat.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/islamin-golgesinde-hayat.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 19:34:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İslamın Gölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[İslamın Gölgesinde Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[İslâm'ın gölgesinde hayat, insanın ilâhî lütuflara mazhariyetinin bir değişik unvanıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatını Kur&#8217;ân&#8217;a bağlı yaşama bahtiyarlığına erememiş kimselerin, İslâm&#8217;ın gölgesinde yaşamanın büyüsünü anlamaları mümkün değildir. Onu, kendi nev&#8217;i şahsına mahsus çerçevesiyle duyup yaşayanlardır ki, ömürlerini cennetlerin bekleme salonlarında geçiriyor gibi, gözlerini açar-kapar etraflarına sürekli tebessümler yağdırırlar. Hamd ederler İslâm&#8217;ın gölgesinde bulunduklarına, çevrelerini tefekkürle müşahede edip sürekli iman solukladıklarına, görüp duydukları her şeyin Kur&#8217;ân&#8217;ı çağrıştırması karşısında Furkan mırıldandıklarına; eşya ve hâdiseleri derin bir temâşâ zevkiyle seyredip içlerine akan yorumlarla kendilerinden geçtiklerine&#8230; </p>
<p>Onlar Kur&#8217;ân&#8217;ın aydınlık dünyasında düşünce hayatları adına oluşturdukları âhenk sayesinde hep doğru görür, doğru düşünür, hâdiseleri doğru yorumlar; anladıklarında anlamanın zevkini yaşar, anlamadıklarını da Allah&#8217;a itimadın gereği bir hikmete bağlar ve hiçbir zaman mütemadi sıkıntı, kaos ve bunalımla karşılaşmazlar. Aksine, sevinç ve neş&#8217;e veren durumlarını hamd ü senâlarla mânâlandırır, derinleştirir; &#8220;belâ&#8221; ve &#8220;musibet&#8221; diyecekleri dış yüzü ekşi hâdiseleri de &#8220;Yahu bu da geçer&#8221; esprisiyle yumuşatarak herkesin buhranlarla kıvrandığı en karanlık durumlarda bile, şevk u şükürden rengârenk dantelalar örerek, semtlerine uğrayanlara cennettekilerin şevk u tarâblarını yaşatırlar.<br />
İslâm&#8217;ı tam kendi derinlik, kendi renk ve kendi deseniyle temsile çalışıp Kur&#8217;ân&#8217;la içli-dışlı olduğumuz ölçüde biz hemen hepimiz, âdeta hayatımızın onunla yükselip derinleştiğini, farklılaşıp uhrevîleştiğini duyup hisseder.. onun sayesinde varlığın gâyesini, yaratılışın hikmetini, insan olmanın sır ve mânâsını, buraya gönderilişimizin hedefini, gideceğimiz yerin kıymet ve değerini anlar.. ve bir ucu gönüllerimizde nurdan bir helezonla, fânilerin Bâkî&#8217;den ayrıldığı ufka ulaştığımızı duyar gibi olur ve kendi kendimize &#8220;Meğer hakikî hayat buymuş!&#8221; diyerek talihimizin gülen yüzü karşısında kendimizden geçeriz. </p>
<p>Biz, herkesin varlık, eşya ve hâdiselerin ürperticiliği ve dehşetiyle yalnızlık ve gurbetler yaşamalarına karşılık, İslâm&#8217;ın aydınlık ikliminde, Allah&#8217;a itaat ve inkıyatla, kâinatta cârî umumî hareket arasındaki uyumu, iç içeliği kavrar, idrak eder; bu koca dünyayı hânemiz gibi görür, her nesneyle bir ülfet havası yaşar, her varlıkla bir tür muâşakaya girer ve böyle bir bahtiyarlığa mazhariyetimizden ötürü Allah&#8217;a gönül dolusu hamd ü senâlarda bulunuruz. </p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ın, gözlerimize, gönüllerimize saçtığı nurlar sayesinde, bütün varlığı, aklın zâhirî nazarındaki fotoğraflarından daha farklı, daha muhtevalı, daha anlamlı ve daha zengince görür ve âdeta şu üç buutlu mekânda buutlar üstü yaşıyor gibi kendimizi bir sihirli âlemin temâşâsında sanırız. Böyle bir temâşâ herkes için aynı seviyede olmasa da, bir ölçüde hemen hepimiz, imanın gönüllerimizde hâsıl ettiği zenginlik ve Kur&#8217;ân&#8217;ın düşünce dünyamıza saldığı ışıklarla, başkalarının içinde sıkışıp bocaladığı ve çok defa bunalımdan bunalıma sürüklendiği bu dünyayı, zâhir vüs&#8217;atinin kat kat üstünde ve genişlerden geniş bulur; kendilerini her zaman zindanlarda ve prangalar içinde vehmedenlere karşılık, kendimizi ucu-bucağı olmayan sarayların onurlu misafirleri gibi sımsıcak istikballerin atmosferinde zannederiz. </p>
<p>Aslında, İslâmî düşünce atlasında, bu kadar ferah-fezâ bulup zevk ettiğimiz bu dünya, üzerinde tenteneli bir perde gibi tüllenip durduğu, güzelliklerin gerçek meşheri ötelerin sadece bir buudundan ibarettir.. evet, İslâm&#8217;ın düşünce atlasında, metafizik dünyalar; onca ihtişamına rağmen bütün fizikî âlemlerin yanında tene nispeten can gibi, evimiz-köyümüz karşısında da cihan gibidir. Bu atlasta, her şey başka bir âlemde başlar ve bu âlemden sonra da renk, şekil, desen değiştirerek sürer gider.. ve yine bu atlasta, bütün debdebesiyle şu koca dünya sadece bir menzil, onun nimetleri de iştah açma türünden birer kahvaltıdan farksızdır. Berzah, herkesin buğulu bir cam arkasından akıbetini seyrettiği bir istasyon veya rıhtım.. mahşer, gönülleri ürperten ve ayakların bağını çözen -içinde rahmete bağlı ümitler esse de- korkunç bir güzergâh, daha ötesi ise ya sürekli tüllenip güzelleşen firdevsî bahçeler veya her an değişik gayzlarla köpürüp duran bir gayyâ.. dünyanın sona erişiyle başlayan &#8220;Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan tasavvurunu aşkın&#8230;&#8221; sözlerine emanet belirsizliğiyle öbür âlem, bu upuzun yolculuğun son durağı.. dünyadaki mütemâdî gelip gitmelerin bir adım ötesi olmayan karargâhı ve mü&#8217;minlerin de mutluluk otağıdır. </p>
<p>İslâm&#8217;ın düşünce atlasında bu dünya her şey olmadığı gibi ölüm de bir son değildir; o, muvakkat bir nefes alma veya akıbeti yakından görme faslıdır; kabir ise, oradan başlayarak değişik mekânlara yolların uzayıp gittiği bir garipler hanı ve mutlak akıbetin hem endişe hem de ümitlerle derinden derine duyulduğu kapalı bir koridordur.. evet kabir, kimileri için ümitlere açık sevindiren bir durak olmasına karşılık, kimileri için de yılan-çıyan arkadaşlığına bağlı bir zindandır. Onun bir saray olarak duyulup yaşanması da, bir zindan hâline getirilmesi de bizim buradaki duygu, düşünce ve davranışlarımızla yakından alâkalıdır. Burada istikamet ve gayret, ötede ebedî saadet.. işte bütün bu mülâhazaları, &#8220;Dünya ahiretin mezraasıdır.&#8221; sözüyle özetlemek mümkündür. </p>
<p>Böyle bir anlayış enginliğiyle bir Müslüman, her zaman başkalarıyla iç içe yaşasa da, her şeyi farklı görür, farklı duyar, farklı değerlendirir ve her hâliyle sürekli bir farklılık sergiler. Her şeyden evvel böyle bir ufuk itibarıyla o, yeryüzünde Allah&#8217;ın halifesidir. Bütün dünya ve içindekilerin, onun tasarrufuna verildiğinin de farkındadır. O her zaman, vicdanının derinliklerinde: &#8220;Hani Rabbin meleklere: &#8216;Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.&#8217; demişti&#8221; (Bakara, 2/30) gerçeğinin yankılandığını duyar; &#8220;Arz ve üzerindeki her şey sizin emrinize musahhar kılınmıştır.&#8221; (Câsiye, 45/13) ilâhî teveccühüyle iki büklüm olur ve zaman üstü derinliklerden kopup gelen baş döndürücü bu iltifat ve nişanı ilk defa duyuyor, ilk defa elde ediyor gibi sevinçle karşılar, bugüne kadar verilenleri bundan sonra verileceklerin referansı sayar ve koşar soluk soluğa peygamberlerin yürüdüğü yolda. Yürür bu yolda ve Hakk&#8217;a güvenip dayanmada da asla kusur etmez; sebeplere riayeti ise esbap dairesi içinde bulunanlara Allah&#8217;ın yüklediği bir sorumluluk olarak görür, dolayısıyla da bütün sa&#8217;y u gayretlerinin neticesini de sadece ve sadece Allah&#8217;tan bekler. O, hayatını böyle dengeli bir anlayışa bağlı götürdüğünden, sürekli Allah&#8217;ın himayesinde bulunduğu şuuruyla her zaman huzur, emniyet ve itmi&#8217;nan soluklar. İşte böyle bir tasavvurdan doğan gönül rahatlığı ne hoş.! Böyle bir ufkun hislere saldığı neş&#8217;e ve sevinç ne lâtif.! Ve Allah&#8217;a güven ve O&#8217;na itimattaki kuvvet ne sağlam bir dayanaktır! </p>
<p>Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, yeryüzünde, belli ölçüde de olsa fesadın giderilmesi, milletler arası kalıcı bir barış ve diyaloğun sağlanması, bütün bütün huzursuz hâle gelmiş insanlığın yeniden arayıp özlediği huzura kavuşabilmesi, insanî hayatla kâinat ve tabiat arasındaki uyumun keşfedilip, toplumların ve milletlerin yaşama biçimlerine aksettirilebilmesi&#8230; evet, bütün bunlar ancak ve ancak gönüllerin Allah&#8217;a yönelmesinin bir başka unvanı olan &#8220;İslâm&#8217;ın gölgesindeki hayat&#8221;la mümkün görünmektedir. Eğer bugün İslâm&#8217;ın vaadettiklerini bütünüyle göremiyorsak, bunu onun yetersizliğinde değil, onun dost ve müntesiplerinin vefasızlığında, aymazlığında; ona hasmâne tavır alan cephenin de kin, nefret, iğbirar ve önyargılarında aramalıyız. Zira Cenâb-ı Hak: &#8220;Biz bu Kur&#8217;ân&#8217;ı bir şifa ve rahmet kaynağı olarak ceste ceste indiriyoruz.&#8221; (İsrâ, 17/82) buyurarak, onun bütün dertlere derman, bütün sıkıntılara çare olduğunu hatırlatıp ona yönelmemizi istemekte ve &#8220;Doğrusu bu Kur&#8217;ân, insanları yolların en sağlam ve en eminine ulaştıran bir rehberdir.&#8221; (İsra, 17/9) fermanıyla da bize her kapıyı açabilecek, her problemi çözebilecek sırlı bir anahtar vermektedir; vermektedir ama, çoklarımız, hâlâ anlaşılmaz bir temerrüt ve cehalete takılarak, hazineler kıymetindeki bu anahtarı bir türlü değerlendirememekteyiz. Gariptir, herhangi bir alet ve cihaz bozulduğunda, o alet ve cihazın firmasına ya da o konudaki uzmanlara başvurduğumuz hâlde, nedense, aynı usulü kalbî ve rûhî hayatımızla alâkalı problemler karşısında uygulamaya bir türlü yanaşmamakta ve Yaratıcı&#8217;nın tavsiye ve direktiflerini almayı düşünmemekteyiz. Oysaki &#8220;Yapan bilir, üreten onarır.&#8221; fehvasınca, çok kıymetli ve kıymetli olduğu kadar da kompleks bir yapıya sahip olan insanoğlunun, zâhirî ve bâtınî yanlarıyla alâkalı hemen bütün problemlerinde, kendini &#8220;Alîm&#8221; ve &#8220;Habîr&#8221; olarak tanıtan Zât&#8217;a müracaat etmek icap ederdi; böyle hareket aklın ve mantığın yolu olduğu gibi genel davranışlarımızda da tenakuza düşmemenin gereğiydi. Allah, kalbî ve rûhî problemlerimizi giderme konusunda bize sürekli Kur&#8217;ân&#8217;ı referans olarak göstermekte, İslâmî hayatı salıklamakta ve &#8220;Şu bir gerçektir ki, Allah gönüllerin her yanını bilir. O, yarattıklarını hiç bilmez olur mu? İlmi her şeye nüfûz eden Lâtif O, her şeyden haberdar olan Habîr de O&#8217;dur.&#8221; (Mülk, 67/13-14) </p>
<p>Bugün insanlığın büyük bir kısmının İslâm&#8217;a karşı alâkasızlığı ve Kur&#8217;ân&#8217;ı duymazlıktan gelmesi, istikbalde onun talihsizliği olarak tarihe geçecektir. Zannediyorum geleceğin nesilleri bu konuyu değerlendirirken: &#8220;Keşke azıcık basiretlice davranılsaydı.!&#8221; diyerek hep teessüf ve telehhüfte bulunacaklar; bulunacaklar ama, o gün böyle bir hasret ve inkisar neye yarar ki..! Önemli olan, bugün o büyük gerçeğin duyulması ve o tarihî yönelişin gerçekleştirilmesidir. Bakalım günümüzün &#8220;kaderdenk&#8221; noktasındaki nesilleri bunu başarabilecekler mi.? Keşke başarabilseler..!</p>
<p>Günümüzün nesillerinin son bir kere daha İslâm&#8217;a ve Kur&#8217;ân&#8217;ın seslendirdiği ruh ve mânâya yönelmesi, onların yeniden doğuşu olacaktır. Evet, İslâm&#8217;ın kitabı Kur&#8217;ân; insanî değerler, varlık, kâinat ve hayat hakkında en orijinal fikirlerin, hiçbir zaman eskimeyen disiplinlerin ve hep ter ü tâze kalabilen esasların biricik kaynağıdır. Onun, günümüzün toplumlarına da yeni ufuklar açacağına, onlara alternatif düşünce sistemleri sunacağına ve insanımızın ızdıraplarını dindireceğine inancımız tamdır. Elverir ki, varlık içindeki yer ve konumumuzu bir kere daha gözden geçirerek, mazhariyet ve mevhibelerimizi yerli yerince iyi değerlendirebilelim. Aslında birkaç asırlık uzun bir uykudan sonra bizdeki böyle bir &#8220;ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt&#8221; dünyanın da rengini değiştirecektir.</p>
<p>Şurası da bir gerçek ki, tarihte İslâm âleminin hemen her dirilişi, onun, bir yandan kendini, diğer yandan da umumî hayat kanunlarını, varlık ve tabiatın esrarını dinî düşüncesiyle telif ettiği, tekvînî emirlerle teşriî emirler arasına sokuşturulan zıtlıkları aştığı, dinin yanında eşya ve hâdiselere açık durduğu dönemlere rastlar; çöküşü ve çözülüşü de bu telif ve terkibi kavrayamadığı ve koruyamadığı zamanlara. O, büyük ölçüde bugün de, insan, kâinat ve Allah arasındaki münasebeti tam kavrayamadığı ve koruyamadığından dolayıdır ki, ızdıraplar içinde kıvranmakta, iç içe şaşkınlıklar yaşamakta ve bunalımdan bunalıma sürüklenmektedir. Onun bu şaşkınlık ve bunalımlardan kurtulmasının yolu ise, çağdaş bilgilerin ışığı altında İslâmî tefekkürü bir kere daha harekete geçirerek, bütün varlığı kuşatan &#8220;sünnetullah&#8221; ve onun cereyanıyla, teşriî emirler vasıtasıyla düzenlenen insan-Allah münasebetindeki uyumun yeniden ortaya konması olsa gerek. Yakın geçmişte bu münasebet tam kavranamamış, tekvînî kanunlarla teşriî emirler arasındaki irtibat sezilememiş, hatta yok farz edilmiş; derken hayattaki âhenk bütün bütün bozularak her şey içinden çıkılmaz bir hâle gelmiştir.. evet biz, varlıkla aramızdaki âhengi bozmuşuz; Allah da lütfettiği nimetleri elimizden almış; işte hepsi bu kadar. Bu, Allah&#8217;ın değişmeyen bir kanunu ve &#8220;sünnetullah&#8221;tır. &#8220;Bir toplum (değişik iç deformasyonlarla) kendi kendini değiştirmedikçe Allah ona lütfettiği nimetlerini değiştirecek değildir.&#8221; (Enfal, 8/53) Değişmeden, hem Allah hem de varlıkla olan münasebetlerimizde olduğumuz yerde durup, olduğumuz gibi kalmamız, korunmamızın da en selâmetli yoludur. Bu önemli işi de, şimdiye kadar sadece hakikî Kur&#8217;ân nesli -üzerinde durmayı düşünürüm- başarabilmiştir&#8230; </p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/islamin-golgesinde-hayat.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/islamin-golgesinde-hayat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kurban-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kurban-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 11:53:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı 2009]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı 2010]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[ Kurban, Allah Tealâ'nın ihsan buyurduğu varlığa bir teşekkürdür...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nurislam.org/kurban-ve-kurban-bayrami.html">Lütfen Yazının devamı için burayı tıklayın&#8230;</a></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kurban-bayrami.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kurban-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimiz ve Kurban Bayramı</title>
		<link>http://www.nurislam.org/peygamberimiz-ve-kurban-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/peygamberimiz-ve-kurban-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 11:48:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Edilebilen Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Nasıl Kesilir?]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbanı Kimler Keser?]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbanın Hikmeti]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Müjdesi]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz ve Kurban Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimizin Kurban Bayramına Dair Verdiği Müjde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban, belirli bir hayvani, belirli bir vakitte ibâdet niyetiyle kesmektir. Belirli bir hayvandan: &#8220;Koyun, keçi, sigir ve deve gibi kurban edilmesi dinen caiz olan hayvanlar&#8221; kast olunmaktadir. Belirli vakit ise Kurban Bayrami günleridir.<br />
Imam-i A&#8217;zam Hazretleri&#8217;ne göre kurban kesmek Müslümanlar&#8217;a vaciptir. Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;den delili &#8220;O halde Rabb&#8217;in için namaz kil ve kurban kes&#8221; (Kevser,2) âyetidir.<br />
Fikih ulemâsi, kurbanin vücubuna delil olarak bazi hadisleri de gösterirler. Bunlardan bazilarini burada zikredelim. Peygamber Efendimiz (sav) buyurmustur ki: &#8220;Kurban kesin. Zira o, babaniz Ibrahim&#8217;in sünnetidir&#8221; (Ahmed Davudoglu, Bulugu&#8217;l-Meram Serhi-Selâmet yollari, IV, 196).<br />
&#8220;Hâli vakti yerinde oldugu halde (Dinî ölçüye göre zengin sayildigi hâlde, kurban kesmeyen kisi bizim musallamiza (namazgahimiza, mescidimize) yaklasmasin!&#8221; (Ibn Mâce, Edâhi, 2)<br />
<strong>Kurbani Kimler Keser?</strong><br />
&#8220;Hür, mukim (yolcu degil), Müslüman ve dinî ölçüye göre zengin sayilan (nisaba mâlik olan) kisiler&#8221; kurban kesmekle mükelleftirler.<br />
Kurbandaki dinî zenginligin ölçüsü aynen fitir sadakasindaki ölçü gibidir. Kurbandaki dinî zenginlik ölçüsüne göre bir ticaret malinin veya kazanilmis paranin üzerinden -zekâtta oldugu gibi- bir yil geçmesi sart degildir, artici nitelik tasimasi da aranmaz. Bu sebeple daha evvel fakir iken, Kurban Bayram&#8217;i günlerinden aniden kazanç saglayarak zengin olan kisiye kurban vacip olur. Daha evvel zengin olup da kurban günlerinde aniden yoksul düsen kisiye ise vacip olmaz.<br />
Yukarida naklettigimiz ikinci hadisinde Sevgili Peygamberimiz (sav), zengin oldugu hâlde kurban kesmeyen Müslümanlar hakkinda çok agir ve aci konusarak: &#8220;onlar bizim musallamiza sakin yaklasmasinlar!&#8221; demistir. Bu sebeple varlikli Müslümanlar kurbanlarini kesmeli, birtakim bahanelerle bu önemli ibâdeti terketmemelidirler.<br />
<strong>Kurban Edilebilen Hayvanlar</strong><br />
Koyun ve keçi (bir yasini bitirmis olmali veya yedi-sekiz aylik oldugu hâlde, bir yasini bitirmis gibi semiz olmali), sigir (iki yasini bitirmis olmali), manda (iki yasini bitirmis olmali), deve (bes yasini bitirmis olmali).<br />
Bir koyun veya bir keçi yalniz bir kisi adina kurban olabilir. Bir deve veya sigir ise bir ila yedi kisi arasinda olabilir. Ancak bu taktirde istirak edenlerden her biri Müslüman olmali, her biri hayvanin yedide birine malik olmali ve Allah rizasi için kurban kesecek bir niyet tasimalidir.<br />
Kurbanlik hayvanin iki veya bir gözünün kör olmasi, dislerinin çogunun düsmüs olmasi, kulaklarinin kesilmis olmasi, boynuzlarinin birinin veya her ikisinin kökünden kirilmis olmasi, kulak ve kuyrugunun yarisindan fazlasinin kopmus olmasi, yaratilistan kulaklari veya kuyrugunun bulunmamasi, kemikleri içinde iligi kalmamis derecede zayip olmasi, kesilecegi yere yürüyemeyecek kadar topal veya hasta olmasi gibi kusurlar böyle bir hayvandan kurban olmayacagini gösterir, yani böylesine kusur tasiyan hayvanlardan katiyyen kurban olmaz.<br />
Hayvanin sasi olmasi, topal olmasi (fakat yürüyebilmesi), boynuzlu veya boynuzsuz olmasi (dogustan böyle olmasi), boynuzunun biraz kirik olmasi, kulaklarinin delinmis veya enine yarilmis olmasi, kulaklarinin uçlarindan kesilip sarkik durumda olmasi, dislerinin bazisinin düsmüs olmasi, burma olmasi gibi hususlar ise kurbana engel teskil etmez.<br />
<strong>Kurban Nasil Kesilir?</strong><br />
Kurban, bayraminin ilk üç gününde kesilebilirse de, ilk gününde kesilmesi daha faziletlidir. Elinden gelirse sahibi kesmelidir. Aksi halde bir Müslüman kardesine kestirir. Kurban, kesilirken kibleye dogru yatirilir, &#8220;Allahim! Bu, Sen&#8217;dendir ve Sana&#8217;dir&#8221; dedikten sonra: &#8220;Süphesiz ben, bir muvahhid olarak, yüzümü, o gökleri ve yeri yaratmis olan Allah&#8217;a çevirdim. Ben müsriklerden degilim.&#8221; (En&#8217;am, 6/79) ve &#8220;Namazim, ibadetlerim, hayatim ve ölümüm, alemlerin Rabb&#8217;i olan Allah içindir.&#8221; (En&#8217;am, 6/162) ayetleri okunur ve &#8220;Bismillâhi Allahü Ekber&#8221; diyerek kurban kesilir. Baskasina kestiren kisinin kesenle beraber &#8220;Bismillahi Allahü Ekber&#8221; demesi uygundur. Az önce mealleri verilen ayetleri bilmeyenlerin hulusi kalble Allah&#8217;a yönelmis olarak temiz bir niyetle &#8220;Bismillahi Allahü Ekber&#8221; demeleri de yeterli olur. Ancak biçagin bileylenmis olmasi uygun olur. Böylece hayvana eza verilmemis olur.<br />
Ashab&#8217;tan Cabir Hazretlerinin kurbanla ilgili Peygamber Efendimizden naklettigi bir hadisi burada kaydetmek yerinde olacaktir. Bu zat diyor ki: &#8220;Peygamber (sav) kurban kesme günü boynuzlu, semiz ve burulmus iki koç kesti. Onlari kesmek için yönelttigi zaman &#8220;Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana dogru çevirdim. Ben Allah&#8217;a sirk kosanlardan degilim; namazim, öteki hak ibâdetlerim, sagligim ve ölümüm bütün âlemlerin Rabb&#8217;i olan Allah&#8217;indir. O&#8217;nun ortagi yoktur. Ve ben Müslümanlar&#8217;danim. Ya Rabbi bu kurban Sen&#8217;dendir, Senin içindir, Muhammed&#8217;in (sav) ve ümmetinin adina &#8216;Bismillahi Allahü Ekber&#8217; dedi ve kurbanlarim kesti&#8221; (et-Tâc, III, 207, Ebu Davud, Tirmizi rivayeti).<br />
Peygamber Efendimiz (sav): &#8220;Kurbanlarinizdan yeyin, tasadduk edin ve biriktirin&#8221; buyurmaktadir. (Tac, III, 217, Buhari-Müslim-Ebu Davud, Tirmizi, Nesei) Bu hadis-i seriften anlasildigina göre bir Müslüman kesmis oldugu kurbanin etinden bir miktarini çoluk-çocugu ile yer; bir miktarini da yoksullara muhtaçlara dagitir. Çoluk çocugun, yani kurban sahibinin aile fertlerinin yedigi kurban eti hadiste geçen &#8220;biriktirme&#8221;ye tekabül eder. Her halükârda kurban kesen kisinin iki rekât namaz kilarak Cenâb-i Hakk&#8217;a hamd-ü sena etmesi, dua etmesi ve kurbanin Hakk katinda kabulü için yalvarmasi uygun görülmüstür.</p>
<p><strong>Peygamberimizin Müjdesi</strong><br />
Bir Müslüman samimiyetle kurbanini keserse kiyamet gününde bunun karsiligini kat kat görecektir. Peygamberimiz (sav) bu konuda söyle buyurmaktadir: &#8220;Insanoglu Allah nezdinde, kurban gününde kurban kesmekten daha sevgili bir is islememistir. O kurban; kiyamet gününde boynuzlari, postu ve tirnaklari ile gelir. Kurban kaninin Allah nezdinde büyük itibâri vardir. Kan akip yere düsmeden kurban kabule geçer. Kurbani temiz ve hâlis bir kalp ile Allah&#8217;a takdim edin&#8221; (et-Tâc, III, 209, Tirmizi rivayeti.).</p>
<p><strong>Kurbanin Hikmeti</strong><br />
Toplumda zenginler ve orta halliler yaninda, aylarca et yüzü göremiyen yari aç yari tok gezip te durumlarini belli etmeyen onurlu, sahsiyetli yoksullar vardir. Çogu defa bunlar yüzsuyu dökmezler, kimseden bir sey isteyemezler, Iste bu tip yoksullar için Kurban Bayram&#8217;i Allah Teâlâ&#8217;nin bir ziyafetidir. Bu ilahî ziyafetle yoksullarin da gönülleri alinmis olacak, onlar da toplumdaki refahtan paylarini almis olacaklardir. Bu da sosyal adaletin yayginlasmasinda ve insanlarimiz arasindaki sevgi baglarinin kuvvetlenmesinde etkili olacaktir. Ayrica kurban kaninin akitilmasi ile müslümanda kalbî ve ruhî bir huzur da dogacaktir.<br />
Bugün bütün Müslümanlar&#8217;in kalbi; dostluk, kardeslik, sevgi, saygi, acima, yardimseverlik ve dayanisma duygulari ile dopdoludur. Bugün, nefretler eriyecek, kinler yok olacak; düsmanliklar, darginliklar sona erecektir. Ana-babalarin, akraba ve dostlarin, komsu ve is arkadaslarinin bayramlari tebrik edilecektir.<br />
Dua edelim ki, Yüce Allah&#8217;in rizâsini kazanmak için akitilan kurban kanlari, insanlarimizin kalplerinden küskünlükleri, darginliklari alip götürsün! Yerine sevgi çiçekleri ekilsin! Ne mutlu kurbanlarla beraber kalplerindeki husumet duygularini da kurban ederek ruhlarini temizleyebilenlere!</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/peygamberimiz-ve-kurban-bayrami.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/peygamberimiz-ve-kurban-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban Kesim Duası</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kurban-kesim-duasi.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kurban-kesim-duasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 11:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Duası]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesilirken Nasıl Dua Etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesim Duası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=486</guid>
		<description><![CDATA[Kurban Kesilirken Nasıl Dua Etmeliyiz, Kurban Kesim Duası Nasıl Olmalı...?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“ <strong>Bismillâhi Allahü ekber</strong><br />
Allahümme hâzâ minke ve ileyke ve tekabbel minnî İnnî veccehtü vechiye lillezi fetares-semâvati vel erda hanîfen ve mâ ene mine’l-müşrikîn<br />
İnne salâtî ve nüsükî ve mahyaye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn Lâ şerîke lehu ve bi zalike ümirtü ve ene evvelül müslimîn<br />
Allahümme tekabbel minnî kema tekabbelte min İbrahîme halîlike ve bi Muhammedin aleyhissalâtu ve’s-selâm,” denir ve sonra tekbir getirilir:<br />
“ Allahü ekber Allahü ekber<br />
Lâ ilâhe illâllahü vallâhü ekber<br />
Allahü ekber ve lillâhil hamd” ve<br />
“ Bismillâhi Allahü ekber” denilerek Kurban kesilir<br />
<strong>Anlamı: </strong><br />
“ Allahım bu sendendir ve sanadır Bunu ( kurbanı) benden kabul eyleYüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a, O’nun birliğine inanarak çevirdim Ben müşriklerden değilim” (el-En’âm,6/79)<br />
“Namazım, ibadetim (kurbanım), hayatım ve ölümüm hep alemlerin rabbi olan Allah içindir O’nun ortağı yoktur Bana böyle emrolundu ve ben Allaha teslim olanların ilkiyim”( el-En’âm 6/162-163)<br />
Allah’ım tıpkı Peygamberim Muhammed (AS) ile (halilin)İbrahim (AS) ‘ın kurbanlarını kabul eylediğin gibi bunu benden kabul et(AMİN)</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kurban-kesim-duasi.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kurban-kesim-duasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban alırken nelere dikkat etmeli?</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kurban-alirken-nelere-dikkat-etmeli.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kurban-alirken-nelere-dikkat-etmeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 11:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Alırken Dikkat Edin]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban alırken nelere dikkat etmeli?]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Nasıl Alınır]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbanda Dikkat Edilmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbanlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[Kurban alırken nelere dikkat etmeliyiz, Kurbanımızı nasıl seçmeliyiz, Kurban Alırken Hekime başvurmak gerekirmi...?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lütfen Ayrıntılar için <a href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/429524.asp">linki tıklayınız&#8230;</a></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kurban-alirken-nelere-dikkat-etmeli.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kurban-alirken-nelere-dikkat-etmeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban bayramında dikkat edilmesi gerekenler</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kurban-bayraminda-dikkat-edilmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kurban-bayraminda-dikkat-edilmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 11:25:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat Edilmesi Gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban bayramında dikkat edilmesi gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramında Dikkat Edin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Burada yer alan yazılar bilgi amaçlıdır. Lütfen Doktorunuza mutlaka danışınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mutlaka üç öğün yemek yiyin. Güne mutlaka kahvaltı ederek başlayın. Size ikram edilenlerden küçük miktarlarda tüketin. İkram edilen hamur tatlıları ve çikolata yerine sütlü tatlıları ve meyveleri tercih edin. Ziyaretlerde açık çay için ve günde bir fincandan fazla kahve tüketmeyin. Çay, kahvenin aşırı tüketilmesi uykusuzluk, mide rahatsızlıkları ve ritm bozukluklarına sebep olabilir. Şekerlemeler ve tatlılardan mümkün olduğunca uzak durun. Kebap, kuzu şiş, pirzola gibi etleri yavaş ve düşük ısıda pişirin. Mutlaka yanında çoban salata ya da taze nane-maydanoz tüketin. Kavurma, kızartma gibi yağlı etlerden uzak durun. Bol taze sebze ve kabuklu meyve yiyin. Günde 6–7 su bardağı ılık su için. Tatili değerlendirip bol bol fiziksel aktivite yapın. Etlerin yanında asitli, gazlı içeceklerin yerine ayran-yoğurt-cacık tüketin. Etleri mutlaka az miktarda tahıllarla (kuskus, bulgur, esmer pirinç) ve bol taze sebze ile yemeğe özen gösterin. Kalp sağlığınız ve kanserden korunmak için haftada iki defadan fazla kırmızı et tüketmemeye özen gösteriniz. Kurbanlık hayvanların sakatat etleri, kolesterol ve yağ içeriği fazla olduğunda tüketilmesi önerilmemektedir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kurban-bayraminda-dikkat-edilmesi-gerekenler.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kurban-bayraminda-dikkat-edilmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

