<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/category/islami-yazilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Saçlarım kadar canım olsa</title>
		<link>http://www.nurislam.org/saclarim-kadar-canim-olsa.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/saclarim-kadar-canim-olsa.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 18:17:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Can]]></category>
		<category><![CDATA[Saç]]></category>
		<category><![CDATA[Saçlarım]]></category>
		<category><![CDATA[Saçlarım kadar canım olsa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=785</guid>
		<description><![CDATA[Çoğumuz hayattan memnunuz. Sıkıntı ve çileli geçse de hayat çekiliyor. Elimiz mahkûm. İstesek de...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="s" src="http://img51.imageshack.us/img51/3387/saccd.jpg" alt="" width="600" height="260" />istemesek de bu hayattayız. Yapacak bir şeyimiz yok. Bize danışılmadan, bize sorulmadan annemizin rahmine yerleştik. Ve yine bize sorulmadan ve rızamız alınmadan bu dünyadan çekip götürüleceğiz. Yaşadığımız hayattan lezzet alıp almamamız ise bizim elimizde. Doğrusu iman eden hayatı çözer ve lezzet alır. Meşru ve doğru lezzetten bahsediyorum. Yoksa zinakâr da, katil de, zalim de, kumarbaz da, hakları gasp eden de, hakka başkaldıran(!) da kendince lezzet almaktadır. Geçici, aldatıcı, boş, sahte ve şuh kahkahalarla dolu ve ileride pişmanlık getirecek bir lezzet&#8230;<br />
Bu yazımda hayattan doğru lezzet alan bir zirveden bahsetmek istiyorum. <strong></strong></p>
<p>Adı Abdullah<br />
Adı Abdullah bin Huzafe (r.a.) Sahabidir. Hz. Peygamber&#8217;i (s.a.v.) görmüştür. O&#8217;nun adına dış ülkelere elçilik yapmıştır. Zaman geçer, Hz. Abdullah bin Huzafe, Hz. Ömer&#8217;in halifeliğine denk düşen bir zamanda Rumlara esir düşer. Yanında asker arkadaşları da vardır. Zindana atılırlar. Psikolojik travmalara uğratılırlar. İşkence görürler. Rumlar onlara İslam&#8217;ı terk etmek için baskı uygularlar.<br />
Ancak bu müminlerden hiçbiri yolundan caymaz.<br />
Rum komutan Hz. Abdullah&#8217;ı gözlemler. Hz.Abdullah diğer arkadaşlarından daha farklı bir karakter sergiler. Bu hal, Rum komutanın dikkatinden kaçmaz. Abdullah, dış dünyayla, tekliflerle, baskılarla hiç ilgilenmez. Sanki uygulanan bunca işkence ve baskı bir kayaya uygulanıyormuşçasına etkilenmez. İtibar etmez, iltifat edip bakmaz bile.<br />
Hz. Abdullah zindanda namazıyla, zikriyle, ibadetiyle meşguldür. Yüzüne sinmiş olan nurani sima, onun başka bir âleme ait olduğunu tereddüt bırakmayacak şekilde göstermektedir. <strong></strong></p>
<p>Benim komutanım olur musun?<br />
Rum komutan yanına genel valisini de alıp Hz.Abdullah&#8217;ı zindanda ziyaret eder. Hz. Abdullah&#8217;ı yakından tanımak ister. Zindanın Hz. Abdullah için bir çilehaneye değil; bir ibadethaneye, bir halvethaneye döndüğünü görür. Etkilenir. Sarsılır. Hz. Peygamber&#8217;i (s.a.v.) görmüş bu insanı kendi safına çekmek ister. Şöyle der, &#8220;Efendim. Sizin özel bir haliniz, vakarınız, duruşunuz, simanız var. İnsanı mıknatıs gibi çekiyorsunuz. Bizim dinimize -Hıristiyanlığa- girerseniz sizi komutan ve vali yaparız. Aksi takdirde öldürmek zorunda kalırız.&#8221;<br />
Bu teklif ve tehdit Hz. Abdullah&#8217;ı hiç etkilemez. İlgilenmez bile. <strong>O, zindanda lâhuti bir âlemin eşiğine gelmiş, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) ayak ucuna değercesine, perdesini sıyırdığı bir muhteşem görüntünün seyrindedir. Neylesin dünyayı, neylesin valiliği, neylesin gayriyi, neylesin faniyi. </strong>Sanki Turi sina&#8217;da tecelli edeni görmektedir ki, bütün yüzüne derin bir tebessüm yayılır. Bu teslimiyet ve vakar, Rum komutanı daha da sarsar.<br />
<strong><br />
Hepsini diri diri yakın </strong><br />
Zindandan hışımla çıkar. Askerlerine emreder. Büyük bir çukur kazın der. Kazarlar. Çukura odun doldurun der, doldururlar. Odunları yakın der, yakarlar. Sonra der ki komutan; esirleri tek tek getirip bu çukura diri diri atın. Dininden dönmeyen kimseyi bırakmayın.<br />
Esirler tek tek getirilirler. Hıristiyan olmaları, İslam dinini terk etmeleri teklif edilir. Hiçbiri yanaşmaz. Teslim olmuş halde tek tek çukura atılırlar. Diri diri yanarlar. Aslında komutanın derdi Hz. Abdullah&#8217;tır. Onun ölümden korkarak Hıristiyanlık safına geçmesidir beklentisi. Ama Hz. Abdullah&#8217;ın; ateşe atılan arkadaşları için dua etmekten başka bir şey yapmadığını hayretle görür. Hz. Abdullah da sessizce ve ürküten bir tevekkülle sırasını beklemektedir.<br />
Daha ateşe atılacak hayli asker vardır. Sıra elbette Hz. Abdullah&#8217;a gelecektir, ama Rum komutan dayanamaz. O, Abdullah&#8217;ın yalvarmasını, af dilemesini görmek istemektedir.<br />
Abdullah&#8217;ı bana getirin, der. Ağır zincirlere vurulmuş Hz. Abdullah ayağa kalkar ve ateş dolu çukurun başına gelir. <strong></strong></p>
<p>Başımdaki saçlarım kadar canım olsa<br />
Komutan Hz. Abdullah&#8217;ı çukura yanaştırmalarını emreder. Hz. Abdullah çukurun başına gelir. Kızgın lavlar Abdullah&#8217;ın saçlarını kavurmaya başlayınca yanaklarından iki gözyaşı sızar. Rum komutan bunu fark eder. Büyük bir heyecanla Hz. Abdullah&#8217;ı korkuttuğunu, onunla pazarlık edebileceğini zannederek hemen yerinden fırlar. Hz. Abdullah&#8217;a şöyle der: &#8220;Efendim! Sizin ateşin başına gelince korktuğunuzu gördüm. Gözyaşı döktünüz. Bu son derece normaldir. Herkes ölümden ürker. Benim size teklifim hâlâ geçerlidir. Yanımda yardımcım, şehrimizde valimiz olur musunuz?&#8221;<br />
Hz. Abdullah başını kaldırmadan, gözleri ateşe dikilmiş halde ağır ağır şöyle cevap verir: &#8220;Siz beni yanlış anladınız. Ateşi görünce kendi kendime şöyle dedim. Şimdi bir defada ateşe atılıp öleceksin. Allah için bir defa öleceksin. Dedim ki kendi kendime; keşke başımdaki saçlarım kadar canım olsa ve her gün birini bu din için alsalar da şehitliği defalarca tatsam. Ama heyhat, bir defa ölüp gideceğim. Komutan! Benim gözyaşlarım işte bu hasretin gözyaşlarıdır.&#8221;<br />
Rum komutan duraksar. Abdullah&#8217;ın bu imanı karşısında titrediğini, iliklerine kadar üzüldüğünü hisseder. Hz. Abdullah&#8217;ın kolunu tutup ateşten kenara çeker. Ben böyle bir adamı öldüremem der. Sonra döner ve söyle bir teklif sunar. Sizin ölümden korkmadığınızı gördüm. Ama şu arkadaşlarınızı kurtarmanız için size bir fırsat veriyorum. Benim alnıma bir öpücük kondursanız, bütün askerlerinizi serbest bırakacağım. Sadece bir öpücük. O kadar.<br />
Hz. Abdullah, Rum komutanın bu isteğini geri çevirmez. Alnını öper. Komutan da sözünde durur ve bütün askerleri serbest bırakır.<br />
<strong><br />
Bu alın öpülmelidir </strong><br />
Hz. Abdullah yanındakilerle Medine&#8217;ye döner. Olayı öğrenen Medine halkının bir kısmı Hz. Abdullah&#8217;ı eleştirirler. Bir Hıristiyanın, Rum&#8217;un alnı öpülür mü derler? Bunu duyunca halife Hz. Ömer (r.a.) ayağa kalkar ve Hz. Abdullah&#8217;ı kucaklayarak alnını öper. Bu kadar Müslüman&#8217;ı ölümden kurtaran bu alın öpülmelidir der. Böylece Medine&#8217;de tenkitlerin yolunu bıçak keser gibi keser.<br />
Hz. Abdullah&#8217;ın o tarihi sözü; &#8220;Başımdaki saçlarım kadar canım olsa ve din için her gün birini kesseler&#8221; sözü bir eşik olur. Cennete giren yola koyulanlar için bir eşik olur. Mazlumlar. Çilekeşler mağdurlar için bir eşik olur. Nihayet Hz. Abdullah bu imtihan dünyasını, imanından lezzet alarak bir said -mutlu- olarak terk eder. Ve sözünü sonradan gelen Said&#8217;lere bir vasiyet gibi bırakır.<br />
<strong>&#8220;Başımdaki saçlarım kadar canım olsa! Her gün birini dinim uğruna alsanız razıyım. Ama dinimden bir milim ayrılmaya asla razı değilim.&#8221;</strong></p>
<p><strong></strong>09.12.2011 - <a id="ctl00_ContentPlaceHolder1_kaynak" href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hatipoglu/2011/12/09/saclarim-kadar-canim-olsa" target="_blank">Kaynak</a>   Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/saclarim-kadar-canim-olsa.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/saclarim-kadar-canim-olsa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muharrem Ayı</title>
		<link>http://www.nurislam.org/muharrem-ayi.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/muharrem-ayi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 18:10:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem ayında neler yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Orucu]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nurislam.org/muharrem-ayi.html/redrosekirmizigul" rel="attachment wp-att-726"><img class="alignleft" title="Muharrem Ayı" src="http://www.nurislam.org/wp-content/uploads/2011/12/redrosekirmizigul.jpg" alt="" width="545" height="412" /></a>Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir&#8221; buyurdu.(5)<br />
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
&#8220;Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.&#8221;(6)<br />
&#8220;Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah&#8217;ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.<br />
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, &#8220;Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir&#8221; demektedir.<br />
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem&#8217;in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.<br />
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.<br />
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü&#8217;minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.<br />
Bîr hadiste şöyle buyurular: &#8220;Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.&#8221;(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.<br />
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem&#8217;ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ&#8217;da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin&#8217;i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/muharrem-ayi.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/muharrem-ayi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalancı peygamberin tövbesi</title>
		<link>http://www.nurislam.org/yalanci-peygamberin-tovbesi.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/yalanci-peygamberin-tovbesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 15:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı peygamberin tövbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=669</guid>
		<description><![CDATA[Hayat gariptir. Bazen rüzgarın önündeki kuru yaprak gibi sağa-sola savurur sizi. Farkına varamazsınız. Nereye gittiğinizi anlamazsınız. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="sdffsd" src="http://img37.imageshack.us/img37/9597/showimagef.jpg" alt="" width="300" height="210" />Kendinizi toparladığınızda iş işten geçmiş olur. Bazen insan imanın zevkini tadar, mümin olur. Sonra bir an gelir küfrün ve inkarın karanlığına düşer. Sonra düşünür, taşınır, birden bire farkına varır ve düzgün bir tövbeyle Allah&#8217;a sığınır. Mümin olur. Zirveye tırmanır.<br />
Bugünkü yazımda size önceleri Peygamberimizin cemaatindeyken, sonraları Peygamberlik iddiasında bulunan ve daha sonra da farklı bir hayat çizgisi çizen birinden bahsedeceğim.<br />
İmanın zirvesinden küfrün karanlığına ve sonra başka bir mecraya taşınan garip ve ibret dolu bir hayat. Bugün bile sık sık gördüğümüz bir hayat çizgisi. Sarsan , ama ders veren bir hayat..</p>
<p><strong>Önce İslama girer, sonra peygamberlik iddia eder<br />
</strong>Tuleyha , hicretin dokuzuncu yılında -Peygamberimizin vefatından bir yıl önce- Medine&#8217;ye gelip Müslüman olur. Esed kabilesi içinde gelip Müslüman olan grup içinde yer alır.<br />
Denilir ki oğlu &#8216;Hayyal&#8217; daha sonra Peygamberimize gelerek babasına bir meleğin musallat olduğunu iletir. Belli ki şeytan bu zata musallat olmuştu. Çünkü Tuleyha bir müddet sonra Peygamber olduğu vesvesesine kapılır. Şeytan onunla oynar. Kendince Peygamberliğini ilan eder ve etrafına bir ordu toplar. Bu ordu ve taraftarlar günden güne artarlar. Nihayet Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in vefatından sonra da, kendini peygamber olarak ilan eder. O kendince artık peygamberdir! Tarihte görülen Sahte peygamberlerden biri. Halife Hz. Ebu Bekir zamanında etrafına topladığı orduyla Müslümanlara savaş açar. Diğer ifade ile dinden döner. Hatta savaşta çok büyük iki sahabeyi &#8211; Hz. Ukkaşe bin Mihsan ve Hz. Sabit bin Ahram&#8217;ıkendi eliyle şehid eder. İyi bir savaşçı olan Tuleyha, bin süvariye bedel bir adam olarak anılırdı. Cesur, gözü pek ve iyi savaşçıydı.<br />
Hz. Ebu Bekir: Tuleyha, Malik bin Nuveyre ve Museylime adındaki sahte peygamberlere savaş açar. Komutan olarak da Hz. Halid bin Velid&#8217;i gönderir. Hz. Halid kısa sürede, peygamberimizin vefatını fırsat bilip ayaklanan bütün sahte peygamberleri mağlub eder. Ordularını dağıtır.</p>
<p><strong>Yıllar sonra gelen tövbe<br />
</strong>Tuleyha da maglub olan sahte peygamberlerin içindeydi. Tuleyha canını kurtarır.Kaçar. Sonra tövbe eder ve yeniden Müslüman olur. Şam&#8217;a yerleşir.<br />
Yıllar sonra Hz. Ebu Bekir&#8217;in halifeliği döneminde , Umre&#8217;ye gider. Orada Hz. Ömer&#8217;le karşılaşır. Hz. Ömer&#8217;e selam verdiğinde Hz. Ömer: &#8220;Benden uzaklaş sen iki değerli mümini öldürdün. Git&#8221;, der.<br />
Tuleyha ise şöyle cevap verir: &#8220;Ey Halife! Allah o iki şerefli adama şehid olmalarından ötürü yücelik verdi. Eğer onlar beni öldürselerdi, o günkü küfrümden dolayı ben helak olurdum.&#8221; Hz. Ömer Tuleyha&#8217;yı affeder. Tuleyha, bir ara 80 bin kişilik bir düşman ordusunun içine girer, oradan sağ olarak çıkar. Kendini takip eden üç güçlü savaşçıdan ikisini etkisiz hale getirir, birini ise esir alır. Esir alınan bu düşmanın Tuleyha hakkındaki ifadesi ilginçtir. &#8220;Bu adam bin kişiye bedeldir.&#8221;<br />
Hayatı çok garip değil mi? Düşünün, Peygamberimize gelip iman eden ve sahabelik payesine ulaşan bir adam. Bir gün İslam&#8217;dan çıkar. Mürted olmakla kalmaz. Peygamberliğini ilan eder. Bu sahte peygamber güçlü bir ordu kurar. Onbinlerce insanı toplar. Halife Hz. Ebu Bekir&#8217;in ordusuyla savaşır. Zaferler kazanır. Sonra Hz. Halid&#8217;in komutasındaki orduya yenilir. Şam&#8217;a kaçar, orada yeniden Müslüman olur. Umre&#8217;ye gelir. Halife Hz. Ömer&#8217;e ; &#8220;Pişmanım ben! Allah beni affetsin&#8221; der.<br />
Bir çok savaşa katılır. Tek başına bir ordu gibi iş yapar. Nihayet gün gelir, Nihavent savaşına katılır. Orada şehid olur. Hayat defterini şehadetle kapatır.<br />
Bu günahı ancak şehitlik temizler.<br />
İlginç ve garip bir hayat. İbret dolu bir yaşam . Hz. Peygamber cemaatından irtidada, oradan sahte peygamberliğe, oradan Müslümanlığa ve nihayet oradan da şehadete uzanan derslerle dolu bir ömür. İmandan küfre, küfürden tövbeye ve nihayet tevbeden şehadete uzanan bir teslimiyet.<br />
Bu olayın vereceği o kadar ders var ki. Bir yandan, Hz. Peygamberin ne denli kıvrak ve güçlü adamlarla mücadele ettiğini görüyorsunuz.<br />
Diğer yandan sahte peygamberlerle tanışıyorsunuz. İnsanlık tarihinde peygamberlik iddiasında bulunan sahtekarlardan o kadar çok var ki. Bugün bile yok mu? Bu elbette ibretle okunması gereken bir hadise.<br />
Bir diğer yandan gönülden yapılmış bir tövbenin, Yüce Rabbin huzurunda tam bir kabulle karşılandığını görüyorsun. Yeter ki kapıyı aralamayı bilin. Yeter ki ümidinizi yitirmeyin yeter ki günahta ısrar etmeyin.<br />
Ondan yararlanın. Ama sakın lider yapmayın.<br />
Düşünebiliyor musun? Hz. Peygambere iman etmiş ve hatta O&#8217;nu görmüşken sonradan dinden çıkacaksın. Peygamber olduğunu iddia edeceksin. Ordu toplayacaksın. Müslümanlarla savaşacaksın. İki büyük sahabenin ; &#8220;Ukkaşe bin Mihsan ve Sabit bin Akram (r.a.)&#8221; ı şehit edeceksin. Halife Hz. Ebu Bekir&#8217;e direneceksin. Sonra mağlub olup kaçacaksın ve sonradan pişman olup tövbekar olacaksın..Ve nihayet şehid olarak bu aleme veda edeceksin.<br />
Acaba bundan daha ibretli bir hayat olabilir mi?<br />
Son olarak şunu da eklemeliyin:<br />
Tuleyha , bu baş kaldırıştan ve mağlubiyetten sonra İslam ordusuna katılıp nefer olmak istediğini ilan ettiğinde Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer&#8217;in ordu komutanlarına dedikleri çok önemli bir tavsiye vardı. Bu iki büyük insan şöyle demişlerdi:<strong>&#8220;Tuleyha harb konusunda çok iyidir ve tecrübelidir. Ondan yararlanın. Ona danışın , ama onu asla komutan yapmayın. İki kişinin başına bile onu koymayacaksınız. Çünkü nefis insana kötü duygular fısıldayabilir.&#8221;<br />
</strong>Tövbekar Hz. Tuleyha ya rahmet olsun. Ve elbette Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.a.)ın bu muhteşem öngörüsüne sonsuz selam olsun.</p>
<p>Do. Dr. Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/yalanci-peygamberin-tovbesi.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/yalanci-peygamberin-tovbesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadına şiddet Kabeyi yıkmak gibidir</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kadina-siddet-kabeyi-yikmak-gibidir.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kadina-siddet-kabeyi-yikmak-gibidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 12:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına şiddet Kabeyi yıkmak gibidir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=665</guid>
		<description><![CDATA[Bir elmayı düşünün. Onu tam ortadan ikiye bölüyorsunuz. İki eşit parçaya. Bu elmanın bir parçasının diğer parçadan hiçbir farkı yoktur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="dffd" src="http://img683.imageshack.us/img683/8933/99448071.jpg" alt="" width="600" height="300" />İkisini bir araya getirdiğinizde bir bütün elde edersiniz. Bir elmanın bir parçası tek başına bir bütünü ifade etmez.<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) kadın ve erkeği anlatırken öyle bir ifade kullanıyor ki, o ifade işte bize bu örneği hatırlatıyor. &#8220;<strong>Kadın ve erkek bir bütünün iki eşit parçasıdır.&#8221; </strong>Zafiyetleri, heyecanları, gıdaları, oksijenleri, zevkleri, üzüntüleri, sevinçleri, tasaları, duaları hep aynıdır. Ortak bir baba ve anneden olmuşlardır. Beraberce günah işlemişler. Beraberce tövbe etmiş, beraberce tövbeleri kabul görmüştür. Cennetten beraberce indirilmişlerdir..<br />
Şeytan onların ortak hasmıdır. Rabbimiz , ikisinin de Rabbidir. Burunları, kulakları, gözleri, ayakları, elleri biraz farklı da olsa aynıdır. Yani diyeceğim o ki; yok birbirinden farkları. Biri diğerinden üstün değildir.<br />
Farklı da değildir. Biri ne ise, ötekisi de odur.<br />
Yüce Rabbimiz Havva ninemizi, Adem dedemize sükunet ve rahatlık bulsun diye yarattı. Hz. Adem&#8217;i Hz. Havva için, Hz. Havva&#8217;yı da Hz. Adem için yarattı.<br />
İkisini de Yüce Rabbi bilsinler, kulluk görevlerini yerine getirsinler diye yarattı.<br />
Sonra onları çoğalttı. Birine erkek diğerine kadın dedik.</p>
<p><strong>Evlilik niye yapılıyor<br />
</strong>Kadın ve erkek, güzel bir yuva kursunlar, bu yuvanın en güzel meyvesi olan çocuklara sahip olsunlar, birbirlerini günahtan korusunlar, ibadete yönlendirsinler, günaha ve mutsuzluğa karşı dirensinler, güzel bir dünya kursunlar, sırlarını paylaşsınlar, imtihan dünyasını başarıyla geçsinler diye bir araya geldiler. Evlilik, yuva kurmak bizim bildiğimiz kadarıyla buydu.<br />
Peki böyle oluyor mu? Kısmen evet. Ama maalesef bir çok evlilikte bu nezih ve temiz hedefleri gerçekleştirmek mümkün olmuyor. Kadın baskıya uğruyor, hırpalanıyor, örseleniyor, şiddet görüyor ve dayağa maruz kalıyor. Boşanabilen kadın çocuklarıyla kenara itiliyor. Şiddet ve baskıya maruz kalan ise boşanmak istediğinde ya öldürülüyor veya feci zulümlere maruz kalıyor. Sadece evli olan kadınlar değil, evdeki kızlar da, aynı sıkıntıdan paylarına düşeni alıyorlar. Kimi babanın, kimi ağabeyin şiddetine maruz kalıyor.<br />
Hepimiz bu baskıya karşıyız ve şiddetin durması için yazıp çiziyoruz. Sesimizi yükseltiyoruz ama istenilen sonucu alamıyoruz. Peki neden sonuç alamıyoruz. Bunun cevabını yeterince sorguladığımızı zannetmiyorum.</p>
<p><strong>Neden şiddet uygulanıyor<br />
</strong>Bunca kadına uygulanan şiddet ve baskıya engel olmak için, şiddetin sebepleri üzerinde durmak gerekir. Bunları çözemeden şiddeti engellemek zordur. Kanuni müeyyidelerle şiddeti durdurmak istenilen sonucu veremeyebilir.<br />
Ben bundan sonraki tartışmalarda faydalı olabilir diye birkaç noktaya işaret etmek istiyorum;<br />
a- Kadına şiddetin yaratılıştaki kutsiyeti zedelediği, Kâbe&#8217;yi yıkmak kadar çirkin ve sarsıcı olduğu anlatılmalıdır. Çünkü bir müminin onuru, Kâbe&#8217;den daha az kutsal değildir.<br />
b- Zorla yapılan evlilikler ilerideki şiddetin zeminini hazırlıyor. İslam da, akıl da zorla güzelliğin olmayacağını öngörüyor. Baba veya anne zoruyla evlendirilen kızın, bütün direnç noktaları başta kırılıyor. Kendisini zorla evlendiren baba-anneye neyi, nasıl danışacak? Kendisinden şiddet gördüğü eşiyle yaşadıklarını , ailesine nasıl anlatacak? Sağır duvarlara mı anlatacak!<br />
c- Ailesini terk edip erkeğe kaçan kadınlar, şiddet gördüklerinde, aileleriyle dertlerini paylaşamıyorlar.<br />
d- Maddi yönden imkânı olmayan kadınlar ne kadar şiddet görürse görsünler maalesef kendilerini özgür kılacak hamle yapamıyorlar. Sırtlarını dayayacak, güvenilir bir dayanak bulamıyorlar.<br />
e- Erkeğin yapacağı şiddeti, aldatmaları ona hak gibi görüyoruz. Erkektir yaptıkları elinin kiridir diyoruz.<br />
Böyle diyoruz ve erkeğin yapacağı her türlü şiddeti ve günahı hak görüyoruz. Bu kabul edilemez elbette.<br />
f- &#8220;Kocamdır sever de döver de&#8221; gibi fıtrata ve onuru dolanan bir deyişimiz var. Nereden geldi, nasıl bu kadar kabul gördü anlamak mümkün değildir. İnsan sevdiğini döver mi? Dövülen sevilebilir mi?<br />
g- Evlilik meşru olduğu kadar, boşanmak da meşrudur. Boşanan kadın veya erkek hayatının sonuna kadar &#8220;dul&#8221; kalmak zorunda değildir. Boşanan kadın veya erkeğin başkasıyla evlenmesi ahlaksızlık, namussuzluk değildir. Boşanmış kadın başka erkekle evlenince, eski kocanın onur ve şerefine leke gelmez. Bunu anlatmak lazım.<br />
h- Erkeğin içkisi, kumarı, gayri meşru hayatı, nefsine aşırı düşkünlüğü, başka kadınlarla ilişkisi buna direnen eşlere dayak olarak geri dönüyor. Kadın ya bunlara susuyor veya itiraz ediyor. Susunca ezilmeye devam ediyor. İtiraz edince de şiddet görüyor.<br />
i- Erkeğin ve kadının manevi duygulardan yoksun oluşu da şiddetin hazırlayıcısı olabiliyor. Sınırsız istekler, Allah&#8217;a verilecek hesap duygusundan uzaklaşmak, ahireti yeterince düşünememek karşı cinsi insan yerine koymama hastalığına maruz bırakıyor.<br />
j- Karısına şiddet uygulayan erkeğin yaptığının yanında kalması da şiddete zemin hazırlıyor. Hele birkaç ay sonra ellerini-kollarını sallayarak dolaşabiliyorsa.<br />
k- Kirli bir senaryo üzerine kurulmuş,erkeği egemen gösteren ve özellikle de aşiret hayatını ele alan diziler, kadına şiddeti anlaşılabilir ve meşru gösteriyor. Öyle gösteriyor. İnternetteki arkadaş siteleri ise maalesef hem aldatmalara zemin hazırlıyor ve hem de buna direnen kadınları şiddetin odağı yapıyor. Allah&#8217;tan utanması olmayan, bir de vicdanını kaybetmiş insanı ne durdurabilir.?<br />
Elbette bu yazdıklarımın hiçbiri şiddetin gerekçesi olmamalıdır. Şiddete hak vermemelidir. Veremez de. Ama bütün bunlar şiddeti hazırlayan unsurlar olabilir mi diye düşünmeliyiz. Şiddeti reddedelim, tartışalım, karşı duralım ama şiddeti hazırlayan yüzlerce unsuru da bertaraf edelim.<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) eşlerini döven bazı kişilere karşı Medine&#8217;de minberine çıkar ve şöyle buyurur. &#8220;<strong>Sizden bir kısmınız eşlerinizi gündüz dövüyor ve gecede aynı yatağı paylaşıyorsunuz. Bundan utanmıyor musunuz?&#8221;</strong></p>
<p>Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kadina-siddet-kabeyi-yikmak-gibidir.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kadina-siddet-kabeyi-yikmak-gibidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rum imparatorunu sarsan mektup</title>
		<link>http://www.nurislam.org/rum-imparatorunu-sarsan-mektup.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/rum-imparatorunu-sarsan-mektup.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Sep 2011 11:15:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İmparator]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[Rum imparatorunu sarsan mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Sarsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=662</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimizin (s.a.v.) Medine'de yaptığı en önemli hamlelerden biri, uluslararası platformda etki alanını genişletmesi ve diğer din mensuplarına İslam'ı tebliğ etmesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="pol" src="http://img9.imageshack.us/img9/4671/acisessmektup.jpg" alt="" width="600" height="450" />İran kralına, Yemame valisine, Hacer valisine, Umman melikine, Rum kralına, Habeş Kralına, Müseylime&#8217;ye ve başkaca kavimlerin Müslüman olmayan liderlerine mektuplarla beraber elçiler gönderen Peygamberimiz (s.a.v.) onları İslam&#8217;a davet eder.<br />
Habeş kralına yazdığı mektuptaki şu cümleler son derece manidardır:<strong>&#8220;Zorbalıktan vazgeç. Seni ve askerlerini Allah&#8217;ın dinine çağırıyorum. Ben tebliğimi yaptım. Öğüdümü yerine getirdim. Siz de gereğini yapınız. Selam hidayete tabi olanlara olsun.&#8221; </strong>(İbn Kesir, el-Bidaye 3/88)<br />
Ancak ben bu haftaki yazımda Rum kralına gönderdiği mektuptan ve onun taşıdığı beynelmilel etkilerden bahsetmek istiyorum. Elbette ki Rum kralının karakteri de, burada son derece önemli rol oynamıştır.<br />
Peygamberimiz (s.a.v.) Rum imparatoru Herakliyus&#8217;a sahabeden son derece güzel görünümlü ve dirayetli bir kişi olan Hz. Dıhyetü&#8217;l Kelbi&#8217;yi gönderir. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) Hıristiyanların en güçlü liderlerinden biri olan Herakliyus&#8217;a gönderdiği mektup şöyleydi: <strong>&#8220;Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla. Allah&#8217;ın kulu ve Resulü Muhammed&#8217;den Rum&#8217;un büyüğü Herakliyus&#8217;a! Selam hidayet yolunda olanlara olsun. Sözün özü; seni İslam&#8217;a tabi olmaya çağırıyorum. Müslüman ol ki, selamet bulasın. Yüce Allah da sana iki kat sevap versin. Yüz çevirirsen idare ettiğin fakir halkın günahı da sana ait olur. Ey kitap ehli olanlar! Geliniz, sizinle bizim aramızda birleşeceğimiz müşterek olan şu sözde karar verelim: Allah&#8217;tan başkasına ibadet etmeyelim. O&#8217;na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Kimimiz kimimizi Allah&#8217;ın yanı sıra Rab edinmesin. Eğer onlar bu daveti reddederlerse; &#8216;Bizim Allah&#8217;ın emirlerine itaat eden müminler olduğumuza şahit olun&#8217; (Ali İmran, 64) deyin&#8221; </strong>Mektup, bu ayetle sona ermektedir.<br />
Mektup Rum imparatorunu etkiler. Hatta mektuba itiraz eden kardeşini huzurundan kovar. Sonra metropolitini -Başpiskoposunu-çağırıp, onunla konuşur. Metropolit: kralına şöyle der; &#8220;Ben bu peygamberin gelişini bekliyordum. Ama Araplar arasından çıkacağını bilmiyordum. Ben kendim O&#8217;nun Peygamberliğine iman ederim.&#8221; Herakliyus, metropolitle olan özel konuşmasında der ki; &#8220;Ben de aynı kanaatteyim. Ancak O&#8217;na iman edersem krallığım gider ve beni öldürürler. Siz bu zatı tanıyan birileri varsa, onları bana getirin. Ben bu zatı daha iyi tanımak isterim.&#8221;<br />
Herakliyus&#8217;un emriyle araştırmalar yapılır. Ve Suriye&#8217;de ticaret niyetiyle bulunan ve henüz Müslüman olmamış olan Ebu Süfyan ve arkadaşları bulunur. Ticaret amacıyla orada olan Ebu Süfyan ve arkadaşları kralın huzuruna getirilir:<br />
Olayın bundan sonrasını Ebu Süfyan, sonraları şöyle anlatıyor:<br />
İmparator bizi huzuruna aldı. Bu zata -Peygamberimizi (s.a.v.) kastediyor- soyca en yakın olan kim diye sordu. Benim dedim. Bana yaklaş dedi. Arkadaşlarıma da arkada durun ben Ebu Süfyan&#8217;a Muhammed&#8217;le ilgili soracağım. Eğer Ebu Süfyan yalan söylerse sizler bana yalan söylediğini belirtin.<br />
O gün müşrik olan Ebu Süfyan der ki: Vallahi arkadaşlarımın beni yalanlamalarından korkmasaydım. Hz.<br />
Peygamber (s.a.v.) hakkında yalan uydururdum. Onun kötü olduğunu söylerdim.<br />
Herakliyus 12 soru soracaktır. Son derece dikkat çekici zekice planlanmış 12 soru:<br />
1- Herakliyus: İçinizde soyu ve nesebi nasıldır?<br />
Ebu Süfyan: İyi bir soydan geliyor<br />
2- Herakliyus; Aranızda ondan evvel bu sözü (Peygamberlik iddiasında bulunan) hiç kimse oldu mu?<br />
Ebu Süfyan: Hayır.<br />
3- Herakliyus: Atalarından hükümdar olan var mı?<br />
Ebu Süfyan: Hayır.<br />
4- Herakliyus: Ona halkın soyluları mı, zayıfları mı tabi oluyor?<br />
Ebu Süfyan: Zayıfları tabi oluyor.<br />
5- Herakliyus: Ona tabi olanlar artıyor mu eksiliyor mu?<br />
Ebu Süfyan: Sürekli artıyor.<br />
6- Herakliyus: Dinine girdikten sonra beğenmediği için geri dönen oluyor mu?<br />
Ebu Süfyan: Hayır yoktur.<br />
7- Herakliyus: Peygamberliğini ilan etmeden önce kendisini yalanla suçladığınız oldu mu?<br />
Ebu Süfyan: Hayır<br />
8- Herakliyus: Verdiği sözden caydığı olur mu?<br />
Ebu Süfyan: Hayır. Ancak şimdi biz bir süreliğine kendisiyle barış halindeyiz. Ne yapacağını bilmiyoruz.<br />
Ebu Süfyan der ki; Muhammed&#8217;in aleyhinde bundan öte bir söz söylemedim.<br />
9- Herakliyus: Peki O&#8217;nunla savaştınız mı?<br />
Ebu Süfyan: Evet<br />
10- Herakliyus: Peki savaş nasıl sonuçlandı?<br />
Ebu Süfyan: Aramızda harbi nöbetleşe kazanıyoruz.<br />
Bazen biz kazanıyoruz. Bazen de o bizi yeniyor.<br />
11- Herakliyus: Size neyi emrediyor?<br />
Ebu Süfyan: Tek Allah&#8217;a ibadet edin. O&#8217;na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Atalarımızın batıl söylemlerini terk edin diyor. Bize namazı, doğruluğu, namuslu ve iffetli olmayı, akrabalık bağını koparmamayı emrediyor.<br />
12- Herakliyus: O nasıl birisidir?<br />
Ebu Süfyan: Genç birisidir.<br />
Bu cevapları alan Herakliyus ayağa kalkar ve uzun bir konuşmadan sonra şöyle der; <strong>&#8220;Bütün bu anlattıkların Peygamberlerin özelliklerindendir&#8230; Eğer bu dediklerin doğruysa, çok sürmez o zat, şu iki ayağımın bastığı yere sahip olur. Onun çıkacağını biliyordum. Ama sizden olacağını beklemiyordum.<br />
Onun yanına gideceğimi bilsem bu uğurda zorluğa katlanırdım. Yanında olsam ayağını yıkardım.&#8221;<br />
</strong>Halkın ileri gelenlerini toplayan Rum imparatoru mektubu halka okur. Gayesi halkı İslam&#8217;a ısındırmaktı. Halk gürültü çıkarıp, isyan etti. Bağrışmalar yükseldi. Herakliyus halkın İslam&#8217;a yanaşmayacağını ve kendi hayatının tehlikeye düşeceğini anlayınca şöyle dedi; &#8220;Sakinleşin! Ben sizi Hıristiyanlıkta samimi olup olmadığınızı anlamak için sizi denedim. Şimdi gidiniz.&#8221;<br />
Halk sakinleşip dağıldılar.<br />
Bu olayın tümüne şahit olan ve o zaman putperest olan Ebu Süfyan, dışarı çıkınca arkadaşlarına şöyle der: &#8220;Muhammed&#8217;in işi gerçekten önem kazandı. Baksanıza Rum kralı bile ondan korkuyor.&#8221;<br />
O gün Herakliyus&#8217;un metropoliti halkın önüne çıkıp Müslümanlığını ilan eder ve halk tarafından linç edilir.<br />
Şehit edilmeden önce metropolit kiliseye girer, siyah elbisesini atıp beyaz elbise giyer ve bastonunu alıp halkın önüne çıkar ve <strong>&#8220;Ben şehadet ederim ki Allahtan başka ilah yoktur ve Ahmed Allah&#8217;ın kulu ve Resulüdür&#8221; </strong>der. (Taberi Tarih 3/88) Sonra öldürülür. Bunu gören Herakliyus korkar ve Müslümanlığını söyleyemez. İkrar etmez.<br />
Elbette konuyu özet halinde sundum. Hicri 7. yılda, Peygamberimizin vefatından üç yıl önceki bu tebliğ hamlesi; Onun, İslam&#8217;ı yaymadaki özgüvenine ve barışçıl üslubuna en güzel örnektir. Peygamberimizin İslam&#8217;ı silah zoruyla değil, davetle ve hem de en üst düzeyde işlevlendirdiğini gösterir. Hedef, İnsanlara Allah&#8217;ın mesajını iletmek ve düşünebilmelerini sağlamaktır. Gerisi davet edilenin hidayetiyle ilgilidir.<br />
Ancak burada en önemli nokta: Herakliyus&#8217;un Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında sorduğu sorulara aldığı -hem de düşmanından aldığı- cevapların ne kadar yüz aydınlatıcı olduğudur. Biz çağdaş Müslümanların en büyük eksikliği, iyi bir örnek olabilmekteki eksikliğimizdir. Elbette bu konuda söylenecek çok söz vardır.</p>
<p>Doç Dr Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/rum-imparatorunu-sarsan-mektup.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/rum-imparatorunu-sarsan-mektup.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağışlanmak için vesile arayın</title>
		<link>http://www.nurislam.org/bagislanmak-icin-vesile-arayin.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/bagislanmak-icin-vesile-arayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 16:48:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bagışlama]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışlanmak için vesile arayın]]></category>
		<category><![CDATA[Vesile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=659</guid>
		<description><![CDATA[İnsan kelimesi, unutmak kelimesiyle akraba sayılır. İki kelimenin kökleri birbirine yakındır. Gerçekten de insanın en baskın yönü çok unutkan olmasıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rabbini unutur, gafletini unutur, iyilik yapanı unutur, yaradılışını unutur, Allah&#8217;a verdiği sözü unutur. Güç ve kuvvet sahibi olunca da merhameti unutur.<br />
Yüce Allah unutkan olan bu varlığa, hatırlasın diye ölümü yarattı. Yetmedi Peygamber gönderdi, kitap gönderdi. Yetmedi zaman zaman olağanüstü hadiseler yarattı. Bazen büyük depremler, bazen yıkıcı kasırgalar, bazen doğaüstü facialar. Bütün bunlar bir açıdan da büyük kıyameti hatırlatıyor değil mi. Bunlar da yetmediği için en büyük yıkımın -kıyametin- ve haşrin -dirilmeninolacağını haber verdi.<br />
Peki bütün bunların amacı nedir? Aslında çok açık, kul Rabbini bilsin, kendisinin farkına varsın ve kâinattaki mesajına uygun olarak yaşasın. Zalim olmasın, yıkmasın, öldürmesin, sömürmesin, istismar etmesin. Tamir eden el olsun, tahrip eden el değil. Dua eden dudak olsun, lanet eden dil değil. Ağlayan kalp olsun, nefret eden yürek değil.<br />
İnsanoğlu yaşadığı dünyada acaba Rabbinin rızasını kazanacak amelleri işleyebiliyor mudur? Bunun dünyada bir sağlaması var mıdır? Yoksa amel defterine yazılan notlar hep <strong>&#8220;gizemli ve gizli&#8221;</strong> midir? Kendi kendini test edebilme şansı var mıdır? Daha öz bir ifadeyle mesajın hakkını verebiliyor mudur?<br />
Bence bunu görebilme imkânı vardır. Aslında akşam başınızı yastığınıza koyduğunuzda, Allah&#8217;a ve kula karşı iç dünyanız rahatsa mesele yoktur.<br />
Bazen yüce Allah&#8217;ın mağfiretini <strong>&#8220;bir hırka&#8221;</strong> sağlar. Bir gün, bir Allah dostu, dilenen bir kadın gördü. Hava soğuktu. Donduran bir rüzgâr vardı. İnsanlar evlerine varmak için kaçışıyorlardı. Dilenen kadının kucağında ise ufak bir çocuk vardı. Allah dostu oradan geçti. Gözü küçük çocukta kaldı. Kadın;<strong> &#8220;Allah için bu fakire bir sadaka&#8221; </strong>diyordu. Allah dostunun verecek hiçbir şeyi yoktu. Çünkü o da yoksuldu. Belki akşama yiyeceği bir şeyi de yoktu. Dünyalık olarak sadece sırtına giydiği bir hırkası vardı. <strong>&#8220;Allah için&#8221; </strong>diyen kadını duyunca hırkasını çıkarıp çocuğun üzerini örttü. Sonra da soğukta titreyerek kulübesine doğru yola koyuldu. Gece fakirhanesinde garip bir rüya gördü. Muhteşem bir köşkün yanındadır. Göz kamaştıran bir köşk, onu o kadar etkiler ki, oradan gözünü alamaz. Hayret içinde sorar: Bu köşk kimin acaba! Rüyasında cevap verirler: Bu köşk senindir. Yoksul Allah dostu sorar: Ben bu köşkü hak edecek ne yaptım ki? Cevap verirler: Bugün, bir çaresizin sırtına hırka attın. Bu köşk yoksul kadının çocuğunun sırtına attığın hırkanın karşılığıdır. Bir hırkaya bir köşk.<br />
Mesele hırkanın değerinde değil. Mesele hırkayı veren el ve hırkanın uğruna verildiği eldedir. Rabbin cömert eli, kulun cömert elinin üzerindedir. Bağışlanma işte bazen böyle bir hırkayla gelir, Niyet Allah ise. Bazen bin hırka bir işe yaramaz, Niyet Allah değilse.<br />
Bazen bağışlanma <strong>&#8220;La ilahe illallah &#8211; Allah&#8217;tan başka ilah yoktur&#8221; </strong>sözü ile gelir. Denilir ki kul mahşerde hesaba gelir. Hesap defteri açılır. Hesap defterinde kulun hiçbir iyiliği yoktur. Aksine defteri günahlarla doludur. Terazi konulur. Günah kefesi ağır basar. Kulun hiçbir ümidi kalmamıştır. Emir gelir, denilir ki kulu hak ettiği yere gönderin. Kul cehenneme doğru sürüklenir. Ümidinin kalmadığını anlar. Bütün kapılar kapanmıştır. Yalvarmaya başlar. Melekler bu yalvarmaları duymazlıktan gelirler. Senin için bütün çareler tükenmiştir derler. Sen dünyadayken yalvaracaktın. Burada ağlamanın &#8211; sızlamanın kıymeti yoktur.<br />
Yüce Allah bu manzarayı bilmektedir. Her şeyi bilmesine rağmen meleklerine sorar. Bu kulun hiç mi iyi bir ameli yok! Melekler<strong> &#8220;yok ya Rabbi&#8221; </strong>derler.<strong> &#8220;Amel defterinin iyilik sayfaları boş ya Rabbi&#8221; </strong>diye cevabını verirler. <strong>&#8220;Biz onun için onu cehenneme götürüyoruz&#8221; </strong>derler. Sonradan yeniden yola devam edeceklerinde, Rabbımızdan emir gelir:<strong> &#8220;O kulumu bırakın. O kulumun bilmediğiniz ve sadece benim bildiğim bir ameli vardır. Ben o kulumu o ameli hatırına affettim&#8221; </strong>buyurur. Melekler hayret ve merak içinde sorarlar:<strong> &#8220;ya Rabbi! Kulun bizden gizli kalmış, amel defterine de yansımamış bu iyiliği neydi.&#8221; </strong>Yüce Allahımız cevap buyurur: Bu kul bir gece uykusu kaçtığında yana dönerken zikir -Allah&#8217;ı anmakniyetiyle bir defa<strong> &#8220;La ilahe illallah&#8221; </strong>demişti. İşte ben bu kulumu, o kelime hürmetine affettim. Onu alın ve cennete götürün.<br />
Melekler cehenneme doğru sürükledikleri kulu, cennete doğru taşımaya başlarlar.<br />
Bir zikir kelimesi. Bazen terazide bütün günahları silecek kadar ağır olabilir. Belli ki bu kelime öyle dolu dolu, öyle Rabbani, öyle coşkulu, öyle imanla söylenmiştir ki bütün terazileri altüst etmiştir.<br />
Bu iki örneği şunun için verdim: Hiçbir iyiliği, hiçbir iyi niyeti küçük görmeyin. Kulun nazarında kum gibi ufak olan, yaratıcının nazarında dağlar kadar büyük olabilir. Bu iyilik için de geçerlidir, kötülük için de&#8230;<br />
Küçük gördüğünüz bir isyan, bir günah Rabbin nazarında şirkle yarışabilir. Bir bakarsınız hiç farkına varmadan bütün ameliniz boşa çıkmıştır. Yapacak hiçbir şeyiniz kalmaz. Ortada böylece kalakalırsınız. Veya en çetin günde, mahşer meydanında, bütün ümitlerinizin eridiği o hesap anında, bir bakarsınız hiç önemsemediğiniz bir iyiliğiniz affınıza bir vesile olur. Sizi cennetin ve yüce Rabbin en seçkin misafiri yapar.</p>
<p>Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/bagislanmak-icin-vesile-arayin.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/bagislanmak-icin-vesile-arayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramı</title>
		<link>http://www.nurislam.org/ramazan-bayrami-3.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/ramazan-bayrami-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2011 12:45:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=637</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan Bayramının mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Bayramının mü&#8217;minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan&#8217;ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü&#8217;minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="justify">Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından İtibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü&#8217;minler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.</p>
<p align="justify">&#8220;<strong>Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır</strong>&#8220;(1) mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.</p>
<p align="justify">Hz. Peygamber, &#8220;Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir&#8221;(2) buyurmuştur.</p>
<p align="justify">Ramazan Bayramım da bu manada bir gün olarak kabul etmiş ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak nitelendirmiştir.(3) Bu sır içindir ki, Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak haram kılınmıştır. Bir gün önce oruç bozmak haramken, bir gün sonra oruç tutmanın haram olması, mü&#8217;minlerin düşünce ve duygu dünyasında nimetlerin gerçek Sahibini hatırlatan en etkili bir sebeptir.</p>
<p align="justify">Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa, bugün de Onun rızasına uyarak orucunu açar. Ve Onun gerçek nimet Sahibi olduğunu hakkıyla idrak ederek, gerçek bir şükre yol bulur.</p>
<p align="justify">Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet türünden âdabı bayramda da yerine getirilir. Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı adet edinen Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı yiyerek başlarlardı. Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını açmadan evlerinden ayrılmazlardı. (4)</p>
<p align="justify">Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:<br />
&#8220;<strong>Sevabını Allah&#8217;tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.</strong>&#8221; (5)</p>
<p align="justify">Bayramlar saadet asrında da bambaşka bir hava ve neş&#8217;e içinde yaşanırdı. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bayram sabahında namazgaha çıkardı. Peygamber hanımlarının da, diğer hanımlar ve kızlarla birlikte namazgaha çıkması istenirdi. Kadınlar cemaatin arka tarafında yer alırlardı.(6) Kılınan bayram namazından sonra Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam cemaate hitaben bir hutbe okuduğunu anlatan îbni Mes&#8217;ud (r.a.) devamla şöyle der:</p>
<p align="justify">&#8220;Resuîullah Aleyhissaiâtü Vesselam üzerine şehadet ederim ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Onlara hatırlatmalarda bulundu, öğüt verdi ve sadaka vermelerini emretti.</p>
<p align="justify">Bilal de elbiselerini açmış, vermelerini işaret etmekte idi. Kadınlar yüzük, halka ve diğer kıymetleri şeyleri atmaya başladılar.&#8221; (7)</p>
<p align="justify">Bu hadiseyi anlatan sahabilerden biri, &#8220;Kadınların bu verdikleri Ramazan Bayramı zekatı mı idî?&#8221; sualine şöyle cevap verdi: &#8220;Hayır, lakin o vakit verdikleri bir sadaka idi. Kadınlar yüzüklerini atıyor ve atıyorlardı.&#8221;(8)</p>
<p align="justify">Aynı olaya işaret eden Ebu Saidi&#8217;l-Hudri de (r.a.) bayram gününde en çok sadaka verenlerin kadınlar olduğunu anlatır.</p>
<p align="justify">Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor.</p>
<p align="justify">Sa&#8217;d bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallal-lahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur.</p>
<p align="justify">Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler:<br />
&#8220;Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.</p>
<p align="justify">&#8220;Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:<br />
&#8220;Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir.&#8221;(9)</p>
<p align="justify">Bayram günleri sevinç günleri olduğu için, bu sevincin açıkça gösterilmesine vesile olacak meşru oyun ve eğlencelere de müsaade edilmiştir. Bu hususta Müslim&#8217;de ayrı bir bab ayrılmış ve misaller verilmiştir. Bunlardan birinde Hazret-i Âişe (r.a.) şöyle anlatır:</p>
<p align="justify">&#8220;Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yaparken rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar.&#8221;(10)</p>
<p align="justify">Ancak bayramdaki sevincin gaflete dönüşecek kadar taşkınlığa varmaması lazımdır. Eğlence meşru dairede olmalı ve günah unsurlarını taşımamalıdır. Esasen bayram Allah&#8217;ın bize verdiği İlahi bir ziyafettir. Bu bakımdan, bayram gününde en çok Allah&#8217;ı hatırlayıp şükretmeye ihtiyacımız vardır. Zaman şeridi içinde bayram yeni bir değişimin başı, bir dönüm noktası ve bir muhasebe vaktidir. Ömürden bir yılın daha geçip gittiğini, kabir alemine doğru bir adım daha yaklaşıldığını hatırlatan vesilelerden biridir.</p>
<p align="justify">&#8220;Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha (Allah&#8217;ı zikretmeye) ve şükre azim tergibat (büyük teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürür nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir,, gafleti kaçırır.&#8221; (11)</p>
<p align="justify">Nitekim büyük cemaatler halinde kılınan bayram namazları esnasında getirilen tekbirler, gafletin giderilmesine ve şükür vazifesinin yerine getirilmesine en büyük bir vesiledir. Sadece bir ülke halkının değil, yeryüzünde sayısı milyarlara varan Müslümanların hep beraber aynı anda tekbir getirdiklerini hayal ettiğimizde, karşımıza çıkan muhteşem tablo, bayramlarımızı kâinat çapında bir manaya kavuşturur. O anda adeta yeryüzü tek bir ağız olur, tekbir getirip namaz kılar gibi bir hale bürünür. Misâl âleminde birleşen o seslerin bir anda yeryüzünden yükselişi, adeta muhteşem bir koro halinde dünyamızın göklere doğru tevhidi haykırmasıdır.</p>
<p align="justify">Bu muhteşem manaların yaşandığı bayram günlerinde küçük meselelerden çıkan kırgınlıkların, dargınlıkların ne önemi olabilir? Onun için bayramda her mü&#8217;minin kardeşleriyle kardeşlik sözleşmesini yenilemesi, kuvvetlendirmesi, fakirlerin yardımına koşması, çocuklarını sevindirmesi lazımdır ki, o manalar yaşanan hayata geçsin.<br />
Bayramların asıl süsü ve zineti tekbirlerdir. Getirilen her tekbir ruh ve gönüllerde manevi coşkuyu ve heyecanı canlandırır. Kulu, Rabbinin azameti karşısında yüce duygulara taşır.</p>
<p align="justify">Ebû Hüreyre anlatıyor:<br />
Resulullah Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:<br />
“<strong>Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.</strong>” (12)</p>
<p>Bayramlara sünnet çerçevesinde hazırlanmak bu âdeti de ibadet haline getirir, bu sevinç günlerini biri iman şuuru içinde geçirmeyi temin eder.<br />
Bunun için sünnette yer aldığı gibi bayrama önceden hazırlanmak, temiz ve güzel elbiseleri giymek, gusletmek, misvak kullanmak veya dişleri fırçalamak, güzel kokular sürünmek, güler yüzlü olmak, namazdan önce Ramazan Bayramında hurma vb. tatlı bir şey yemek bugünlerimize ayrı bir mana kazandırır.</p>
<p>Asıl itibariyle fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre de bayram günü verilir. Ramazan ayı içinde verilmemişse fitrenin de o gün verilmesi gerekir. Zaten Ramazan Bayramının hadislerde geçen adı &#8220;İydü&#8217;I-fıtr&#8221;, yani Fıtr Bayramı demektir. Yaratılışın gereği olan kulluk görevleri yapıldığı için bu adı almıştır.</p>
<p align="justify">Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü&#8217;minlerin tokalaşarak, kucaklaşarak birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet Asrında Sahabiler birbirleriyle &#8220;Bârekâllâhü lenâ ve leküm&#8221; diyerek bayramlaşılardı, yani &#8220;Allah bizden de, sizden de kabul etsin&#8221; dedikleri rivayet edilir.(13) Bu tebrikleşme bizim dilimizde &#8220;Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun, hayırlı bayramlar&#8221; gibi sözlerle ifade edilir.</p>
<p align="justify"><strong>Kaynaklar</strong><br />
1) Buhârî, İydeyn: 3; &#8216;Müslim, edâhi: 7.<br />
2) Ebu Davud, Şavm:50; Tirmizi, Savm:59; Nesai, Menasik:195.<br />
3) îbni Mace, Sıvam: 32.<br />
4) A.g.c., Siyam: 49.<br />
5) A.g.e., Siyam: 67.<br />
6) Müslim, Selatü&#8217;l-İydeynyn: 11.<br />
7) A. g .e., Salatü&#8217;l-lydeyn, 2.<br />
 <img src='http://www.nurislam.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> A.g.e., Salalü&#8217;l-İydeyn, 3.<br />
9) el-Tcrgîb ve&#8217;t-Terhîb Trc. 2:332.<br />
10) Müslim, Salatiül-îydeyn, 20.<br />
11) Lem’alar, 230.<br />
12) et-Tergîb ve&#8217;t-Terhîb Trc. 2:332.<br />
 <strong>Mehmet Paksu,Mübarek Aylar, Günler ve Geceler</strong></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/ramazan-bayrami-3.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/ramazan-bayrami-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadir Gecesinde</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kadir-gecesinde.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kadir-gecesinde.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 17:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Gece]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[Mubarek Gece]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[Kadir gecesine özel hazırlanan sunumları bilgisayarınıza indirmek için konuya tıklayınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Okunacak Dua</strong></span></p>
<p><img src="http://uludaglar.com/nh/kadir/kadir_gecesi_duasi.jpg" alt="" width="369" height="55" border="0" /></p>
<p>- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa&#8217;fü anni.</p>
<p>(Allah&#8217;ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KADİR NE DEMEKTİR? </strong></span></p>
<p>Kadir kelimesi sözlükte; güç, kuvvet, şeref, azamet ve iktidar sahibi anlamına<br />
gelmektedir. Bu kelime Allah Teâlanın güzel isimlerinden biridir. Allah’u Teâla<br />
mutlak güç ve kuvvet sahibidir. İstediğini istediği zaman, istediği şekilde<br />
yapar ve yaptırır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla<br />
gücü yetendir.” buyurulmaktadır. Bakara Suresi, 20.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">KADİR GECESİ NE ZAMANDIR? </span></strong></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.) den Ramazanın son on günü içindeki tek rakamlı gecelerden<br />
herhangi birinin Kadir Gecesi olduğuna dair hadisler nakledilmiştir.</p>
<p>(Buhari, Leyletü’l Kadir B.3); (Müslim, Sıyam, 307)</p>
<p>Kadir Gecesi Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul edilmekte ve bu gecede ihya<br />
edilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p><img src="http://uludaglar.com/nh/kadir/rosegul.jpg" alt="" width="204" height="75" border="0" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">KUR’AN-I KERİM’DEKİ KADİR SURESİ BİZE NE ANLATIYOR?<br />
</span></strong>Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır.</p>
<p>Abese sûresinden sonra Mekke&#8217;de inmiştir. 5 (beş) âyettir.</p>
<p>Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne</p>
<p>inişinden bahsedilir.</p>
<p>Meâli: Rahmân ve Rahîm (olan) Allah&#8217;ın adıyla.</p>
<p>1. Biz onu (Kur&#8217;an&#8217;ı) Kadir gecesinde indirdik.</p>
<p>2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?</p>
<p>3. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.</p>
<p>4. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner<br />
dururlar.</p>
<p>5. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KADİR GECESİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?</strong></span></p>
<p>1- Kur’an-ı Kerim okumalıyız.</p>
<p>2- Kaza namazı kılmalıyız.</p>
<p>3- Nafile namaz kılmalıyız.</p>
<p>4- Muhtaçlara yardım etmeliyiz</p>
<p>5- Dua ve tövbe etmeliyiz.</p>
<p>Hz. Peygamber bu gecede şu şekilde</p>
<p>dua edilmesini tavsiye etmiştir:</p>
<p><img src="http://uludaglar.com/nh/kadir/kadir_gecesi_duasi.jpg" alt="" width="369" height="55" border="0" /></p>
<p>- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa&#8217;fü anni.</p>
<p>- (Allah&#8217;ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kadir Suresini </strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;">Abdurrahman Al Sudais&#8217;in sesinden bilgisayarınıza indirmek<br />
için</span> <a href="http://uludaglar.com/nh/kadir/097AbdurrahmanAlSudais.mp3"><br />
Tıklayın.</a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kadir Suresini </strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;">Farklı bir makamdan okunuşunu bilgisayarınıza indirmek<br />
için</span> <a href="http://uludaglar.com/nh/kadir/097Kadir.mp3">Tıklayın.</a></p>
<p><span style="color: #008000;">Kadir gecesi için hazırlanmış bir sunuyu indirmek için</span><br />
<a href="http://uludaglar.com/nh/kadir/KadirGecesi_Uludaglar.pps">Tıklayın.</a></p>
<p><span style="color: #008000;">Kadir gecesi için hazırlanmış başka bir sunuyu indirmek<br />
için</span> <a href="http://uludaglar.com/nh/kadir/kadirgecesimesaji.pps"><br />
Tıklayın.</a></p>
<p><span style="color: #008000;">Kadir suresinin bulunduğu Kurani Kerim sayfasını<br />
bilgisayarınıza kaydetmek için</span><br />
<a href="http://uludaglar.com/nh/kadir/UludagNet599Kadir.jpg">Tıklayın.</a></p>
<p><span style="color: #008000;">Zikir eden kuşu bilgisayarınıza kaydetmek için</span><br />
<a href="http://uludaglar.com/nh/kadir/ZikirEdenKus.flv">Tıklayın. </a></p>
<p><strong>NihatHatipoglu.com</strong></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kadir-gecesinde.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kadir-gecesinde.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://uludaglar.com/nh/kadir/097AbdurrahmanAlSudais.mp3" length="134084" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://uludaglar.com/nh/kadir/097Kadir.mp3" length="105871" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://uludaglar.com/nh/kadir/ZikirEdenKus.flv" length="2997034" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Günahlara karşı örtücü olun</title>
		<link>http://www.nurislam.org/gunahlara-karsi-ortucu-olun.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/gunahlara-karsi-ortucu-olun.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2011 22:07:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[gühan]]></category>
		<category><![CDATA[Günahlara karşı örtücü olun]]></category>
		<category><![CDATA[örtücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=628</guid>
		<description><![CDATA[Bizim doğru bildiğimiz yanlışlarımızdan birisi de insanlarla ilgili değerlendirmelerimizdir. Önyargılıyız çoğu kez.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tavrına bakıp insanları kategorize ederiz. Tanımak için fırsat tanımayız. Güvendiğimiz birisi &#8220;iyidir&#8221; derse o bizce de iyidir, &#8220;kötüdür&#8221; derse o bizce de kötüdür artık. Birini karalamışsak, artık o ağzıyla kuş tutsa önemli değildir. Dedikoduya, fırsatçıların değerlendirmelerine kapımızı hep açık tutmuşuzdur. İnsanlara mesai harcamak yerine, bir tanıdığımızın tanıklığıyla yetiniriz. Belki de böylece farkında olmadan, bir yalancının yalanına ortak oluruz. Birine kötü denmişse, ateş olmayan yerden duman çıkmaz, vardır bir yanlışı deriz. Bir yanlışı olmuşsa adamın, &#8220;Hay seni sahtekâr&#8221; diye damgayı vururuz. Anlamaya çalışmayız. Hele dinlemeye hiç vakit ayırmayız. İslam tarihinin en sert insanı olarak bilinen ve &#8220;Ben kınından çıkmış bir kılıçtım. Hz. Muhammed (SAV) beni kınıma soktu&#8221; sözüyle de bunu itiraf eden Hz. Ömer&#8217;in yanına bir adam geldi ve şöyle dedi. &#8220;Bir problemim var, çözemedim, bana yardım eder misin?&#8221; diye sordu. Hz. Ömer &#8220;anlat&#8221; deyince de anlatmaya başladı: &#8220;Benim bir kızım vardı. Onu cahiliye döneminde diri diri gömmek için toprağa koydum. Sonra da ölmeden çıkardım. Daha sonraki yıllarda önemli bir yanlışlık yaptı, zinaya düştü. Yaptığı bu yanlışlık onu o kadar sıkıntıya düşürdü ki, intihar etmeye yeltendi. Damarlarını kesti. Onu zor kurtardık. Kızım bu hadiseden sonra tövbe etti. İyi bir yönelişle Allah&#8217;a yöneldi. Şimdi ise kızıma bir talip çıktı. Onu evlendireceğim. Kızıma talip olanlar ise bu olaydan -zinadan- haberdar değiller. Şimdi sana soruyorum ey müminlerin emiri! Ben ne yapayım? Damat olacak kişiye, kızımın bu olayını anlatayım mı yoksa susayım mı?&#8221; Kızın babasını büyük bir dikkat ve sabırla dinleyen Hz. Ömer, kızın yaptıklarını deşip hiddetleneceğine adama şöyle seslendi: &#8220;Adam! Allah&#8217;ın örttüğünü, ortaya saçmadığını, sen mi deşifre edeceksin? Allah&#8217;a yemin ederim ki böyle bir şey yaparsan, yani kızının açığını yayarsan seni bu ülkenin insanlarına rezil ederim. Git ve kızını başından hiçbir olay geçmemiş namuslu bir kadın gibi evlendir.&#8221; (İbnül Cevzi, Menakıbı Ömer, s. 169) Hz. Ömer&#8217;in bu içtihadında günahlara karşı &#8220;settar-örtücü&#8221; olan İslam&#8217;ın derin izleri görülebiliyor. Çünkü yapısı gereği hesap soran, hiddetlenen ve dini koruma noktasında en toleranssız olan büyük bir şahsiyeti bu geniş yelpazeye çeviren Hz. Muhammed&#8217;den (SAV) başkası değildir. Bu satırlar gayrimeşru bir ilişkiyi meşru görmek değil, kulu Allah&#8217;la muhatap etmeye bir çağrıdır. Bu teraziyi Hz. Ömer&#8217;den daha iyi kuracak insan zor bulunur herhalde.<br />
Doç. Dr Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/gunahlara-karsi-ortucu-olun.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/gunahlara-karsi-ortucu-olun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslama niye düşmanlar?</title>
		<link>http://www.nurislam.org/islama-niye-dusmanlar.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/islama-niye-dusmanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 18:28:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[düşman]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'a niye düşmanlar?]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=625</guid>
		<description><![CDATA[Geçen haftaki yazımda "Dinlerin savaşı olmaz. Hiçbir kitabi dinin değişmemiş metinlerinde 'öldüreceksin' denmez. Dini kendi amacı için kullanacak, egolarını bu yolla tatmin etmeye çabalayacakların bağnazlığı olabilir" demiştim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Norveç&#8217;teki katliam bundan iki gün sonra geldi. Kendi dinini yanlış okumuş, başka dinlere tahammülsüz olan bir bağnaz Norveçli 100&#8242;e yakın insanı katlediyor ve kurbanlarını da kendi ırk ve din mensuplarından seçiyor.<br />
Bazı yazarların, olayın duyurulmasının hemen ardından &#8216;İslam&#8217;ı işaret etmeleri de maalesef talihsiz bir reflekse işaret ediyor.<br />
Hırsla, bağnazlıkla, aklını duygulara teslim etmekle yoğrulmuşlar, her dönemde dini araç gibi kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda Batılılar, kendi dindaşlarını bu duygularla yok ettiler. 70 milyon insan kurban verildi. Aynı haçı taşıyanlar, birbirlerine kin ve kan kusturdular. Katliam için kendilerince hafifletici dini yorumları hazır değil miydi? Dediğim şu ki; mutlaka hezeyanlarına dini kılıf hazırladılar.<br />
Bizde de bu böyle oldu. Hz. Ali&#8217;yi şehit eden harici zihniyetli bağnazlar, bu büyük halifeyi öldürmeyi kendilerince meşru sayarak şehit etmediler mi? Hz. Hasan, Hz. Zeyd aynı bakışa kurban gitmediler mi? Sıkıntı dinde mi? Hayır, sıkıntı bağnaz ve şöven duygularla hareket eden insanda.<br />
Ortada bir problem var. Zenginlik ve refah insanları tatmin etmiyor. Lüks insanlara yetmiyor. Moderniteden kaçarak dine sığınmayı bir liman gibi görenler de, gittikleri yerde Allah&#8217;ın dinini değil, kendilerinin inandıkları dini bulmaya çabalıyorlar. Ya dini kökünden tahrif ediyorlar, ya da dini anlayışı tahrip ediyorlar. Bu nedenle de dinlerin özünde var olan vicdanlılık, akılla hareket, metanet, sevgi, rahmet gibi hayati vurguları görmezden geliyorlar. Kendilerine göre amentü yazan bu tür insanlar; mutlaka amentülerine, başka din mensuplarına kin, nefret ve düşmanlığı da koyuyorlar. Batı&#8217;da olduğu gibi kendini bilmez politikacıların din (İslam) düşmanlığı da buna eklenince, İslam&#8217;la savaşmak artık bir ayin gibi görünmeye başlıyor. Yazık. Elbette bu bağnazlıktan direkt olarak ne Hıristiyanlık ve ne de kilise sorumludur. Ama bu bağnazlığa karşı durmayan, hatta gelecek asırlar &#8220;medeniyetlerin çatışması olacak&#8221; diyerek siyasilere dini hedefleri enjekte edenlerin tümü, bu olanlardan sorumludurlar. Bosna Herseklilerin; sırf Müslüman oldukları için daha birkaç yıl önce muhatap oldukları kahredici katliam, tecavüz ve bahsi bile iğrendiren muamele, bu Norveçlinin hasta beyniyle aynı paydayı taşımıyor mu? Sığ bir dindarlık anlayışı, gelecek yıllarda Batı&#8217;da daha da kesif hale gelecektir. Bilmeden düşman olacaklar. İslam&#8217;ı hiç tanımadan; patlayan bombalarla, objektiflere yakalanmış medenilikten uzak özel kurgularla bizleri yargılayacaklar. Yazar ve gazetecileri de kalemleriyle buhran beklentileriyle, İslam karşıtlığıyla, Kur&#8217;an düşmanlığıyla toplumlarına ve politikacılarına yeni dini ve ırkçı hedefler göstereceklerdir. Dilerim ki yanılayım. Dilerim ki akıllı insanlar olarak bu oyunu bozalım. Akıllı ve insaflı Batılıları da yanımıza alarak tahammülü, anlayışı ve aklı hâkim kılalım.<br />
Peki bütün bu olanlardan bizim payımıza düşen bir şey var mı? Var elbette. Biz İslam âleminin sakinleri çalışkan değiliz. Az üretiyoruz. Çağın gerektirdiği donanımdan uzağız. Bilim adamlarımız kendi alanlarında dünya standartlarının üzerine çıkabilirler. Neden olmuyor? Dünyayı sarsacak bilimsel çalışmalarda neden biz önde değiliz? Emeklilerimiz kahvehaneleri doldururken; Batı&#8217;daki emekli; ağaç dikmekle, sosyal aktivitelerle, ellerinde naylon poşetlerle ağaçların arasındaki çöpleri toplamakla meşgul. Kınamıyor ve suçlamıyorum ama eksik olan tarafımıza bakıyorum. Elimizde gelecek yüz yılın -kâinatın ömrü varsa-projeleri var mı? Yoksa günlük mü yaşıyoruz.<br />
Peki neler yapılabilir. En azından Avrupa&#8217;da kendi imajımızla ve İslam&#8217;la ilgili ne yapabiliriz.<br />
1. Elbette diğer din mensuplarının bir kısmı, biz kendi dinimizde kaldıkça bizden razı olmazlar. Bunu Kur&#8217;an-ı Kerim söylüyor. İslam düşmanlığını amentü haline getirmiş olanlara yapabilecek çok şey yoktur. Bizler bunu bilerek adım atmalıyız.<br />
2. Her yıl Türkiye&#8217;ye gelen milyonlarca turiste kendimizi, inancımızın insani boyutunu anlatabilecek -usandırıcı bir propagandayı kastetmiyorum elbette- broşürler hazırlanmaz mı?<br />
3. Avrupa ülkendeki insanlara: İslam&#8217;ı anlatacak aklı başında, dini doğru kavrayan insanların hazırladığı kitapçıklarla ulaşamaz mıyız? İslam ülkeleri bu konuda birimler oluşturup kafa yoramazlar mı?<br />
4. Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın değerli elemanları ilahiyatlarla işbirliği halinde Kur&#8217;an&#8217;daki konuları; İslam&#8217;da kadın, İslam&#8217;da çocuk, İslam ve çevre, Hz. peygamberin hayatı, İslam ve peygamber (s.a.v.) aleyhine kullanılagelen propagandaları etkisizleştirecek özel eserler hazırlatamaz mı? Ama bu amaca yönelik olmak koşuluyla.<br />
Diyecekler ki, ama eserler var. Ben var olanları çok iyi biliyorum. Ben, gerçekten var olması gerekenlerden bahsediyorum. Etkili olacak, akıllı olacak, çarpıcı olarak anlatacak düzgün ve yeterli ilahiyatçı &#8211; bilim adamlarına hazırlatacak eserlerden bahsediyorum. Buna Türkiye&#8217;de de ihtiyacımız var, dışarıda da. Halen Diyanet İşleri Başkanı olan Mehmet Görmez&#8217;in bu hassasiyeti taşıdığını da biliyorum.<br />
5. Herhangi dini bir konuda başvurulacak binlerce eser varken, şu konuda herkesin üzerinde ittifak (konsensüs) sağlayacakları ve her birimizin gönül rahatlığıyla referans olarak sunacağımız kitapları kastediyorum. Bu konularda ciddi bir otorite dağınıklığı var. Elbette &#8220;bütün kararlar tek mercide olsun&#8221; demiyorum. Bu beraberinde donukluğu getirir. Ama yetkili olanlar daha etkin ve gayretli olabilirler.<br />
6. Kendimizi anlatmamızın en etkili yolu televizyon ve sinemadır. Ne ürettiğimiz ise ortada. Dünyaca ünlü uzman veya oyuncularla çok yetkin projeler yapılamaz mı? Biz şimdilik bol tecavüzlü sahneler üretmekle meşgulüz. Elbette bu konuyu daha konuşacağız.<br />
7. Özetle, İslam&#8217;ı, Kur&#8217;an&#8217;ı ve Hz. Peygamber&#8217;i anlatmak zorundayız. Kimlere? Bilmeyen herkese. Peki bu bizim vazifemiz mi? İnanıyorsak, çocuklarımızı seviyorsak elbette bizim vazifemizdir. Çünkü gelecek yıllarda var olan felsefeler, boş vaatler, hatta yüksek yaşam standartları insanlara yetmeyecek. Farklı ve yeni şeyler arayacaklar. İşte o zaman bizleri, temiz düşünen, kafatasçı olmayan, ırkçı olmayan, bağnaz olmayan, ötekini anlayan, Allah&#8217;ın rahmetiyle insanlara bakan, affedici olan, savaştan ve silahtan nefret eden insanların orada olması lazım.<br />
Pazarı pazartesiye bağlayan gece ilk sahura kalkacağız. Ve ilk teravihi kılacağız. Hayırlı bir mevsim geldi. Af ve rahmet mevsimi kapımızda. Fırsatı kaçırmayınız. Belki yaz mevsimi olduğu için oruçta biraz zorlanacaksınız. Ama bayram geldiğinde kurtuluş beraatını alanlardan olacaksınız inşallah.<br />
Ramazanda veren el olalım. Affetmeyi sevelim. Günahlardan ötürü tam bir pişmanlık duyalım. Büyük Sahabi Ebu Derda&#8217;ın (r.a.) dediği gibi: &#8220;Günahkâra değil günaha uzak olalım.&#8221;<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) çok cömertti. Ama ramazanda cömertliği coşardı. Çok ibadet ederdi. Ama ramazanın son on günü ibadetini çok çok fazlalaştırırdı. &#8220;Biri size kötü söz söylerse, &#8216;ben oruçluyum&#8217; diyerek cevap verin, sataşmaya aldırmayın&#8221; buyururdu.<br />
Doç Dr. Nihat Hatipoğlu</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/islama-niye-dusmanlar.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/islama-niye-dusmanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

