<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; Peygamberimiz</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/category/peygamberimizin-hayati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Bir Günü</title>
		<link>http://www.nurislam.org/peygamber-efendimizin-bir-gunu.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/peygamber-efendimizin-bir-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 01:31:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz'in Bir Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz'in]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz'in Bir Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber'in Bir Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[Normal bir ömür yaşamış her hangi bir insanın hayatından yirmi dört saatlik kısa bir dilimi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="p" src="http://img638.imageshack.us/img638/2370/22110081.jpg" alt="" width="585" height="285" />yani &#8216;bir gün&#8217;ü anlatmak, o kişiyi tanıtma adına ciddi yetersizlikler taşır. Zira yaşanan günlerin hemen hiç biri diğeriyle aynı değildir. Hele o kişi Efendimiz (sav) gibi, müstesna bir zat ise iş daha da zorlaşacaktır. Bu zorluğa rağmen günü belli dilimlere ayırarak, aynı günde olmazsa bile, o zaman diliminde genellikle işlenen fiilleri, sahih kaynaklar ışığında ele almaya gayret ettik.</p>
<p>Asr-ı Saadet ve sonraki dönemlerde günler daha çok cami etrafında ve namaz merkezli geçtiğinden, günü namaz vakitlerinin sayısınca beşe böldük. Efendimiz (sav) ve o çizgide gidenlerin hayatında gecenin ayrı bir önemi olduğundan onu da ayrı bir dilim olarak ekledik.</p>
<p>Sabah<br />
Yeryüzünde günlük hayat sabah gün doğmadan başlar. Şebnemlerin oluşmasından, tomurcukların açılmasına; kuşların ötüşünden, nesimin esmesine varıncaya kadar hemen bütün varlık kendilerine mahsus dilleriyle gün doğmadan toplu bir zikir halkasına otururlar. İnsan da bu zikir halkasına, şuurlu bir şekilde iştirak eder ve başta namaz olmak üzere değişik zikir ve aktivitelerle güne başlar.</p>
<p>Efendimiz (sav) de güne sabah namazı ile başlardı. Âmâ bir sahabe olan Abdullah b. Ümmi Mektum&#8217;un okuduğu ezandan sonra1 Hz. Peygamber odasında sünneti kılar ve farzı kıldırmak üzere mescide çıkardı. Mescide gelemeyecek kadar ciddi mazeretleri olanlar dışında, Medine&#8217;de bulunan bütün Müslümanlar her farz namazı Efendimiz&#8217;in arkasında kılmaya gayret ederlerdi.</p>
<p>Namazdan sonra her gün, güneş belli bir yüksekliğe çıkıncaya kadar önce tesbihatını ve o vakte ait mutad evradını yapar, sonra yüzünü ashabına dönerek bağdaş kurar ve ashabıyla sohbet ederdi. Bu sohbetler sırasında gündelik konulardan, tarihi hatıralara, rüya tabirlerinden, imana hizmet konularına, sorulara cevap vermekten, sıkıntısı olanların sıkıntısını gidermeye varıncaya kadar beşeriyetin gereği olan birçok mesele konuşuluyordu. Yani ibadet halkasından hemen sonra tam bir ilim ve irfan halkası kuruluyordu.2 Yıllarca, her günün en verimli vaktinde ve en az bir saat süren &#8216;Peygamber Sohbeti&#8217; kişiye neler kazandırır, her halde onu ancak yaşayanlar bilir. Sahabenin üstünlüğü de burada aranmalıdır.</p>
<p>Kuşluk namazı kılındıktan sonra oradan bir yere gidilmeyecekse Efendimiz (sav) eve döner ve evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorardı. Şayet yiyecek bir şey varsa kahvaltı yapar yoksa &#8220;öyle ise oruçluyum&#8221;3 der o günü oruçlu geçirirdi. &#8220;Bir şey var&#8221; denildiği zamanlarda var olan şey genelde süt, hurma, bir kaç dilim kuru arpa ekmeği vb. şeylerdi. Yani evlerinde ne bulurlarsa onu yerler, yemekler arasında ayırım yapmazlardı.</p>
<p>Efendimiz&#8217;in hayatında yemek işi, günümüzde olduğu gibi hayatın merkezinde yer almıyor, gündelik hayat yemek öğünlerine göre şekillenmiyor, yemek için fazla zaman harcanmıyor, yemek olmadığı zaman problem yapılmıyor, mükellef sofralar kurulmuyor, sohbetlerde sürekli yemek çeşitlerinden söz edilmiyor, daha güzel bir yemek için kilometrelerce yol kat edilmiyor, yıllık yiyecek hesabı yapılıp depolanmıyor, yemek masası kurulmuyor vs. Durum böyle olunca da, günümüzün tam aksine, diğer önemli şeylere daha çok vakit ve para ayrılıyordu.</p>
<p>Hz. Peygamber öğleden önce bir süre dinlenirdi. Gece ibadet ve benzeri faaliyetlerle uğraşıldığı için yeterince dinlenememek, iş yoğunluğu ve stresten ötürü dikkatin dağılması, bedenin yorulması ve sıcak iklim şartlarından ötürü, gecenin yanı sıra bir de gündüz uyuyup dinlenme söz konusudur. İslami, literatürde buna kaylule denilmektedir. Türkçemizde buna öğle uykusu veya öğle öncesi uyku demek mümkündür.</p>
<p>Öğle<br />
Öğle, gündüzün kemale erip zevale meylettiği, günlük işlerin belli bir seviyeye getirildiği, iş yoğunluğundan uzaklaşarak kısa bir dinlenmeğe ihtiyaç duyulduğu, fânî dünyanın geçici ve ağır işlerinin verdiği gaflet ve yorgunluktan ruhun teneffüse ihtiyaç hissettiği bir zamandır. İnsan ruhu, bu sıkıcı atmosferden kurtulmak, Yüce Rabbinin huzuruna çıkıp el bağlayarak nimetlerine şükür ve hamd edip yardım dilemek, celal ve azametine karşı rükû ve secde ile aczini ortaya koymak üzere öğle namazını kılmaya büyük bir heves ve ihtiyaç duyar. Hele bu namaz Efendimiz (sav)&#8217;in arkasında kılınacaksa&#8230;</p>
<p>Evet, Hz. Peygamber, büyük bir iştiyakla camiye koşan ashabına gün ortasında öğle namazını kıldırırdı. Eğer o gün haftanın Cuma günü ise bambaşka bir coşku ile yani bayram havasında namaza hazırlanılırdı. Tırnaklar kesilir, banyo yapılır, yeni elbiseler giyilir, kokular sürülür, her günden daha erken camiye gidilir, Efendimiz&#8217;in hutbesine kulak verilir ve ardından da namaz kılınırdı. Özellikle bu namaza çocuk ve kadınlar diğer vakitlere nazaran daha çok iştirak ederlerdi.</p>
<p>Kaynaklarımızda düzenli bir şekilde yenilen öğle yemeğinden söz edilmemektedir. Fıtır sadakası veya bazı keffaretlerin miktarı belirlenirken günde iki öğün üzerinden hesaplanması gösteriyor ki, sabah ve akşam yemeklerine ek olarak üçüncü bir öğün bulunmamaktadır. Böylece, sabah kahvaltısını sahurda yiyen kişinin günlerini ne kadar kolay bir şekilde oruçlu geçirebileceği de daha iyi anlaşılmaktadır. Aslında günümüzde de iki öğünle yetinmek hem zaman kazanma, hem bütçe dengeleri, hem de sağlık açısından tavsiyeye şayan olmanın ötesinde uyulması gereken bir sünnettir. Elbette şeker hastalığı vb. durumlar istisnadır.</p>
<p>Hz. Peygamber zaman zaman ashabına ziyaretlerde bulunur, gündelik meşgalelerini deruhte eder, devlet başkanı olarak kamuyu ilgilendiren işlere bakar, nazil olan âyetleri vahiy katiplerine yazdırır, hemen yerine getirilmesi gereken emirler varsa bunları bir münadi vasıtasıyla halka duyurur ve gelen misafirlerle ilgilenirdi. Mesela hicretin sekizinci yılından itibaren yoğun bir elçiler ziyareti yaşanmıştır. Günün bir bölümü bu elçileri karşılama, ağırlama, soru ve isteklerine cevap verme ve uğurlama ile geçmekteydi.</p>
<p>İkindi<br />
İkindi günlük işlerin sona ermeye başladığı, gün içinde mazhar olduğumuz sağlık, selamet ve hayırlı hizmet gibi ilahî nimetlerin meyvesinin alındığı zamandır.</p>
<p>Efendimiz (sav) de bu namaza, Kur&#8217;ân&#8217;ın işareti4 ile âdeta ayrı bir değer verir ve Hz. Bilal&#8217;in yanık sesiyle ashabını camiye davet ederdi. İkindi vaktı mümini koruma-kollama ile görevli gece ve gündüz meleklerinin nöbet devir anlarından biri olduğu bilindiği için de, namaz sonrası tesbihat daha uzun tutulurdu. Nitekim bir hadis-i şerifte konu şu şekilde anlatılmaktadır: &#8220;Gece bir grup, gündüz de bir grup melek yanınızda olurlar. Bunlar sabah ve ikindi namazları vaktinde bir araya gelir ve nöbet değişimi yaparlar. Rableri namaz kılmış kullarının hallerini en iyi bildiği halde, yine o meleklere: ‘Kullarımı ne halde bıraktınız?&#8217; diye sorar. Onlar da: &#8216;Biz onları namaz kılar halde bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık&#8217;, derler.&#8221;5</p>
<p>Efendimiz&#8217;in pek terk etmediği bir âdeti vardı: Her ikindi namazından sonra hanımlarını dolaşır, onların hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını tesbit ederdi. Bu mutad ziyaretlerinde Evzac-ı Tahiratın her biri yanlarında bulunanlardan Efendimiz&#8217;e ikram ederlerdi.6</p>
<p>Akşam<br />
Akşam vakti, güz mevsiminin sonunda pek çok canlının ölmesine benzer şekilde, hem insanın bir gün vefat edeceğini, hem de kıyametin başlangıcında dünyanın harap olacağını ihtar eder. Böyle bir anda insan ruhu, şu önemli işleri yapan Zat&#8217;ın dergahına durmayı, &#8220;Allah-u Ekber&#8221; diyerek fânî olan her şeyden el çekip O&#8217;na hamd etmeyi, O&#8217;nu tesbih etmeyi, büyüklüğünü bir daha haykırmayı şiddetle arzu eder. Hz. Peygamber de bu arzu ile çoğu zaman güneşin batmasından önce akşam namazını beklemeye başlar, ezan okunur okunmaz hemen Yüce Divan&#8217;a dururdu. Farz namazdan sonra Evvabin adıyla bilinen 2-6 rekat namaz kılar ve bunu tavsiye ederdi.7</p>
<p>Efendimiz (sav) akşam namazından sonra o gün hangi hanımının yanında kalacaksa diğer ev halkı oraya toplanır ve aile sohbeti başlardı. Hz. Peygamber&#8217;in aile yuvası, hem sağlığında hem de ahirete intikal ettikten sonra ilmî faaliyetlerin hiç duraksamadan devam ettiği bir ortam olmuştur. Zira Efendimiz&#8217;in vefatından sonra hanımları bu ilim faaliyetini daha geniş bir halkaya açarak devam ettirmişledir. İslam dininin genel olarak pek çok hükmünün yanında, özellikle kadınlarla ilgili bazı özel hükümlerin öğrenilip aktarılmasında ve öğretilmesinde Efendimiz&#8217;in aile hayatının büyük fonksiyonu olmuştur. Özellikle bu &#8216;akşam sohbetleri&#8217;nin rolü küçümsenemez. Âdeta bir mektep gibi işleyen akşam sohbetleri, Hz. Âişe validemiz başta olmak üzere, birçok eşsiz alimin yetişmesine beşiklik etmiştir. Tabi sadece ilmî bahisler konuşulmuyordu; farklı çevre, kültür ve karaktere sahip ev halkı arasında ciddi bir muhabbet oluşuyor, birbirlerini daha iyi tanıyor, risalet görevinin tatlı ağırlığını Efendimiz&#8217;le beraber azaltmaya gayret ediyor, zaman zaman şakalaşıyor&#8230; kısacası mutlu bir ailede olması gereken ortamı sağlıyorlardı.</p>
<p>Yatsı<br />
Yatsı vaktinde karanlık her tarafı kaplar, gündüz görünen şeyler âdeta yokluğa gömülür, sanki vefat etmiş insanın geriye kalan eşyası da arkasından vefat edip unutulur. İmtihan için verilen dünya hayatının bütünüyle sona erdiğinin bir göstergesi gibidir. Adeta mutlak tasarruf sahibi olan Allah&#8217;ın yüceliği, ülfet perdesine sık sık gömülen insanoğluna bir daha gösterilmektedir. Çünkü Allah (cc) gece ile gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti bir kitabın sayfaları gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir. İşte aciz, zaif, muhtaç ve geleceği karanlık gören insan bu vakitte yatsı namazını kılarak, her şeye gücü yeten ve gerçek bir dost olan Allah&#8217;a yönelir, dayanır ve sığınır. O&#8217;nu unutan ve karanlığa gömülen dünyayı, o da unutup, dertlerini dergah-ı rahmete döker. Ayrıca ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya dalmadan önce son ibadetini yapıp, günlük hesap defterini güzelliklerle kapatmak ister.</p>
<p>Hz. Peygamber de ashabına yatsı namazını kıldırır ve önemli bir durum olmazsa, kimseyle konuşmadan dinlenmeye çekilirdi. Uyumaya geçmeden önce dua ederdi. Bilindiği gibi O&#8217;nun hayatında dua pek büyük bir yere sahipti. Zira dua Kur&#8217;ân&#8217;ın ifadesiyle insanlığın değer ölçüsüdür. Hz. Aişe validemiz, O&#8217;nun yatmadan önce yaptığı dua ve uygulamayı şu şekilde anlatmaktadır: &#8220;Allah Rasûlü her gece yatağına girdiğinde iki elini birleştirir, onlara üfler, İhlas, Felak ve Nas sûrelerini okur, sonra da başından başlayarak, vücudunda ulaşabildiği her yere elini sürer ve bunu üç defa tekrar ederdi.&#8221;8 Elbette bu konuda başka tavsiye ve uygulamaları da bulunmaktadır. Mesela Hz. Ali (ra) şunu rivayet etmektedir: &#8220;Allah Rasûlü bana ve Fatıma&#8217;ya şu tavsiyede bulundu: Yatağınıza girdiğinizde 33 defa &#8216;Allah-u Ekber&#8217;, 33 defa &#8216;subhanellah&#8217;, 33 defa (bir rivayette 34) &#8216;elhamdulillah&#8217; deyin.&#8221; Hz. Ali o günden sonra bunu hiç terk etmediğini söyleyince, bir zat &#8220;Sıffin günü de mi?&#8221; dedi, o &#8220;evet o gün bile&#8230;&#8221; cevabını verdi.&#8221;9</p>
<p>Gece<br />
Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i berzahı hatırlatarak insan ruhunun Allah&#8217;ın rahmetine ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla gece kılınacak teheccüd namazı, kabir gecesinde vef berzah karanlığında önümüzü aydınlatacak vazgeçilmez ışık kaynağımız olacaktır.</p>
<p>Efendimiz (sav) günün son dilimi olan gecelerini de engin bir ibadetle geçirmekteydi. Tafsilatını ilgili eserlere havale ederek Hz. Âişe validemizin bir müşahedesini nakletmek istiyoruz: &#8220;Peygamber Efendimiz (sav), gece ayakları şişene kadar namaz kılardı. Kendisine, &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır.10 Buna rağmen ibadet konusunda niye kendini bu kadar zorluyorsun?&#8221; denilince, &#8220;Ben Allah&#8217;ın bu mağfiretine karşı şükreden bir kul olmayayım mı?&#8221; cevabını verirdi.&#8221;11</p>
<p>Teheccüd namazından sonra bir süre dinlenir ve müezzinin nidasıyla sabah namazına kalkardı. Hz. Bilal imsakten önce ezan okur ve halkı hem sahur hem de teheccüde kaldırırdı. Hz. Abdullah b. Ümmi Mektum ise imsak vaktinin başlamasıyla ezan okur ve sabah namazının girdiğini bildirirdi.</p>
<p>Netice<br />
Kainatın Efendisinin günlük hayatı çok değişik yönleriyle ele alınabilir. Ancak ne şekilde ele alınırsa alınsın, her yönüyle bütün insanlığa ışık olacak uygulama, tanzim ve sözlerle karşılaşılacaktır. Günlük hayatın adeta kabusa dönüştüğü bir dönemde, Efendimiz&#8217;in günlük hayatını tetkik eden ve kendisine dersler çıkaranlara ne mutlu.</p>
<p><strong>Bu yazı, Y.Y.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulhakim Yüce tarafından www.sonpeygamber.info için yazılmıştır.</strong></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/peygamber-efendimizin-bir-gunu.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/peygamber-efendimizin-bir-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Peygamber Gibi Çalışmak</title>
		<link>http://www.nurislam.org/hz-peygamber-gibi-calismak.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/hz-peygamber-gibi-calismak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 01:26:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber Gibi Çalışmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[Allah Rasûlü Muhammed (sav) gerek sözü ile, gerekse yaşayışı ile insanlığa örnek olmuştur. Çalışma ve gayret konusunda da O'nun pek çok ibretli sözü mevcuttur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="1" src="http://img571.imageshack.us/img571/8750/759c.jpg" alt="" width="800" height="600" />Fakat bu hususta bizzat yaşayarak anlatmak istedikleri, sözlerinden çok daha fazladır. Çünkü O (sav), yapmadığını söylemez; bir şeyi tavsiye veya emretmişse, muhakkak kendisi tatbik eder ve öyle söylerdi. Bu sebeple Rasûlullah (sav) her konuda olduğu gibi çalışma konusunda da en güzel örnek şahsiyeti (üsve-i hasene) temsil etmektedir.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in hayfatı çalışmakla geçmiştir. Rasûlullah Efendimiz, çalışmaya çocukluğundan itibaren başlamıştır; çocukluğunda sütannesi Halime&#8217;nin koyunlarını otlattığı gibi, daha sonra da Mekke&#8217;de ücret karşılığı Kureyş&#8217;in koyunlarını gütmüştür. O (sav), çobanlıkf yaptığını şöyle anlatmaktadır: &#8221; Musa (as) koyun çobanı iken peygamber olarak gönfderildi. Davut (as) da koyun çobanı iken peygamber olarak gönderilmiştir. Ben de Ecyad&#8217;da ailem için koyun güdüyordum.&#8221;1</p>
<p>Dokuz, on yaşlarından itibaren amcası Ebû Talib&#8217;le birlikte Şam&#8217;a giden ticaret kervanlarına katılan Hz. Peygamber, gençliğinde ticaret yapmış, O&#8217;nun ticaretteki dürüstlüğünü gören Hz. Hatice (ra), kendisiyle evlenmiş, daha sonra da işlerini O&#8217;na havale etmiştir.</p>
<p>Peygamberlik verildikten yaklaşık on üç sene sonra, kavminin baskıları sonunda Mekke&#8217;den hicret ederek Medine&#8217;ye yerleşmek zorunda kalan Allah Rasûlü, sahabesini mescid yapımına teşvik etmiş ve bu mescidin inşasında bizzat kendisi de çalışmıştır. Temeli taşlarla, duvarları kerpiçle örülen mescidin inşası sırasında Peygamber Efendimiz bizzat çalışmış, çalışırken de;</p>
<p>&#8221; Taşıdığımız şu yük ey Rabbimiz!</p>
<p>Hayber&#8217;in yükünden daha hayırlı, daha temiz</p>
<p>Ya Rab! Hayır, ancak ahiret hayrı!</p>
<p>Muhacirle Ensar&#8217;a Sen acı!&#8221;</p>
<p>şeklinde recezler söylemiştir. O&#8217;nun yorulduğunu gören bir sahabe, &#8220;Ya Rasûlallah! onu bana ver ben taşıyayım.&#8221; dediğinde ise, elindeki kerpici vermemiş, &#8220;sen de bir başkasını al, taşı.&#8221; buyurmuştur. Diğer taraftan O, evde de boş durmamış, hanımlarına yardımcı olmuş, evde kendine düşen görevleri fazlasıyla yapmıştır. Zaman zaman süpürgeyi eline alıp, odasını temizlemiş, keçilerini o gül kokulu elleriyle sağmıştır. Yeri geldiğinde sabahları hanımlarına uğrayıp, siparişlerini öğrenerek, çarşıya çıkıp evinin ihtiyaçlarını bizzat temin etmiştir. Nitekim Hz. Aişe&#8217;ye, Rasûlullah&#8217;ın evde ne yaptığı sorulduğunda; o şöyle anlatmıştır: &#8220;Allah Rasûlu ayakkabısını diker, elbisesini yamar, koyunlar sağar kısaca sizler evde neler yapıyorsanız onları aynen yapardı.&#8221;2 Ayrıca Allah Rasûlü&#8217;nün Medine&#8217;de Hendek Savaşı sırasında şehrin etrafına hendek kazılmasına bizzat iştirak ettiği ve balyozla taş kırdığı da bilinmektedir.</p>
<p>Hz. Peygamber, boş duranları sevmez, kendisi de boşa vakit geçirmekten son derece endişe ederdi. Nitekim O (sav), vaktini boşa geçirenleri sevmediğini, &#8220;İnsanların çoğu sıhhatin ve boş vaktin kıymetini bilmezler.&#8221;3 ve &#8220;Hastalığın için sıhhatinden, ölümün için hayatından istifade et. Vaktini boş geçirme.&#8221;4 sözleriyle ifade etmiş, mahşer günü kişinin ömrünü nerede harcadın, gençliğini nasıl tükettin gibi sorulara muhatap olacağını haber vererek zamanın en iyi bir biçimde değerlendirilmesini teşvik etmiştir. Diğer taraftan, &#8220;Kıyamet koparken sizden biriniz elinde bir hurma fidanı bulunursa, şayet ölmeden önce onu dikmeğe güç yetirebilirse onu diksin.&#8221;5 buyurarak çalışmayı ve hayırlı işlerden geri kalmamayı anlatmak istediği görülmektedir.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in; &#8220;İnsanların en hayırlısının insanlara en çok faydası dokunanı olduğunu.&#8221; belirtmesi, kendisi için çalışmanın ötesinde insanlık için, başkaları için çalışmayı her türlü ibadetten üstün kabul eden bir görüşü temsil etmektedir. Ayrıca O, &#8220;İki günü müsfavi olan zarardadır.&#8221; ilkesiyle hareket ederek insanların her geçen gün ilerleme kaydetmelerine ve üretken olmalarına önderlik ermiştir. Hz. Peygamber tembellikten Allah&#8217;a sığınır ve şöyle dua ederdi: &#8220;Allah&#8217;ım! Tembellikten ve borçlu olmaktan Sana sığınırım. Yalancı Deccal&#8217;in fitnesinden Sana sığınırım. Cehennem azabından da Sana sığınırım.&#8221;6</p>
<p>Allah Rasûlü, dilenenleri asla sevmezdi. Bir gün bir dilenci yardım istemek için Hz. Peygamber&#8217;in yanına geldi. Allah Rasûlü eli ayağı düzgün, güçlü kuvvetli bu adama &#8220;çalışsana&#8221; buyurdu. Adam &#8220;nasıl çalışacağım?&#8221; diye sorunca, Rasûlullah şu cevabı verdi: &#8220;Sizden birinizin ipini alıp da dağa gitmesi ve arkasına odun demeti yüklenip getirerek onu satması ve Cenâb-ı Hakk&#8217;ın bu suretle o kimsenin onurunu koruması, istediği verilse de verilmese de halktan dilenmesinden daha hayırlıdır.&#8221;7</p>
<p>Allah Rasûlü ne sadece dünya için, ne de yalnız ahiret için çalışmayı yeterli görürdü. O, ancak hem dünya hem de ahiret için çalışmayı tavsiye eder, bunlardan birini ihmal ederek yaşayanları ve başkalarına yük olanları hoş karşılamazdı. Nitekim bu konuda şöyle demektedir: &#8220;Ahireti için dünyasını, dünya için de ahiretini terk edende hayır yoktur. Her ikisi birlikte lazımdır. İnsanı ahirete ulaştıran dünyadır. Başkalarına yük olmayınız!&#8221;</p>
<p>Hz. Peygamber, helalinden kazanmayı, başkalarına yük olmamayı, &#8220;Helal rızık aramak her Müslümana vaciptir.&#8221; sözleriyle açıklamaktadır. Ayrıca O, kişinin çalışmasının kutsal olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir. &#8220;Kim bizzat çalışarak yorgun akşamlarsa, o mağfiret olunmuş olarak akşama erer.&#8221;</p>
<p>Hz. Peygamber bir gün bir mecliste arkadaşlarına ayakta su dağıtıyordu. O sırada içeri yabancı biri girdi ve &#8220;bu topluluğun efendisi kimdir?&#8221; diye sordu. Allah Rasûlü o adama bakarak &#8220;Bu topluluğun efendisi şu anda onlara hizmet edendir.&#8221; buyurdu.8</p>
<p>Allah Rasûlü, &#8220;Kuvvetli mümin zayıf müminden hayırlıdır.&#8221;9 buyurarak çalışıp kazanmayı, her bakımdan sıhhatli ve güçlü olmayı önermektedir. &#8220;Veren el, alan elden daha üstündür.&#8221;10 ilkesiyle de üretken ve hayır sahibi insanların, tüketen ve başkalarına bağımlı olarak yaşayan insanlardan daha makbul olduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>&#8220;İki kimseye gıpta edilir, biri Allah&#8217;ın kendisine ilim verdiği ve o ilimle âmil olan kişi, diğeri de Allah&#8217;ın kendisine mal verdiği ve o malı hayra sarf eden kişidir.&#8221;11 Ayrıca &#8220;Doğru ve güvenilir bir tüccar, nebilerle, sıddıklarla ve şehidlerle birlikte haşr olunacaktır.&#8221;12 hadis-i şerifleriyle de hayır sahibi zenginlere ve başkalarına yararı dokunan kimselere müjde vermektedir.</p>
<p>Hz. Peygamber, on sene kadar kısa bir süre yaşadığı Medine&#8217;de &#8211; üstelik bu süre zarfında yirmi yedi savaşa katılmıştır &#8211; bir ömre sığdırılamayacak kadar çok önemli işler başarmıştır. Allah Rasûlü devlet yönetimi, risalet vazifesi, insanların eğitimi gibi çok zor işleri arasında diğer vazifelerini ve ibadetlerini aksatmak şöyle dursun, aksine geceleri kimi zaman topukları şişinceye kadar namaz kılar, Cenâb-ı Hakk&#8217;a tazarru ve niyazda bulunurdu. O kadar çok ibadet ederdi ki, &#8220;kendini niçin bu kadar yoruyorsun, halbuki Senin gelmiş, geçmiş bütün günahların affolunmuştur ya Rasûlallah!&#8221; diyen zevcelerine, &#8220;Allah bana bunca nimetini bahşetmişken ben Allah&#8217;a şükretmeyeyim mi?&#8221; şeklinde karşılık verdiği görülmektedir.13</p>
<p>Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, hayatını insanlığın hizmetine adayan Allah Rasûlü, gerek maddi alanda, gerekse manevi cephede olağanüstü bir gayret sarf ederek, mükemmel bir çalışkanlık örneği sergilemiştir. Dolayısıyla bu güzide şahsiyetin ümmetine düşen görev özüyle, sözüyle çok çalışkan olan peygamberlerine benzemeye çalışmak, O&#8217;nun bizzat yaşayarak gösterdiği istikamette ilerlemek olmalıdır.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Mustafa Karataş</strong></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/hz-peygamber-gibi-calismak.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/hz-peygamber-gibi-calismak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevazu ve Samimiyet</title>
		<link>http://www.nurislam.org/tevazu-ve-samimiyet.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/tevazu-ve-samimiyet.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 01:20:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[Tevazu ve Samimiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[Tevazu; alçak gönüllü olmak, kendi hatasını fark etmek, nefsine haddinden fazla değer vermemek, gurur ve kibirden uzak bir hayat tarzını yaşamaktır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="1" src="http://img28.imageshack.us/img28/8181/hzmuhammedu.jpg" alt="" width="477" height="330" />Böylece Allah’ın takdir ettiğini gönül hoşluğu ile kabul edip “lütfun da hoş, kahrın da hoş&#8221; diyerek O’na teslim olmaktır. Nitekim Yüce Allah da; mütevazı insanların davranışlarını açıklarken; “Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir.” buyurmuştur. (Furkan, 63.) Görülüyor ki bu vasfı taşıyanlardan maksat; alçak gönüllü, huzur ve vakar içinde olan kimselerdir. Bunlar şımarıp böbürlenmezler ve Allah’ın nimetlerini küçük görmezler. Hz. Peygamber ise bu hususta; “Allah bana birbirinize karşı mütevazı olup alçak gönüllü davranmanızı ve hiçbir kimsenin diğer bir kimseye karşı böbürlenmemesini vahyetti.” buyurmuştur. (Müslim, Cennet, 16.) Hz. Ömer (r.a.) de konumuzla ilgili şöyle bir olayı nakletmektedir: “Bir gün izin alarak Hz. Peygamber’in huzuruna girdim. Baktım ki üzerinde oturduğu hasır vücudunda iz bırakmıştır. Çevresinde bir avuç arpa, deri bir kırba ve bir miktar selem yaprağı bulunuyordu. Bu manzarayı görünce ağlamaya başladım. Bana; ya Ömer niçin ağlıyorsun? Dedi. Ben de, ey Allah’ın elçisi nasıl ağlamayayım? Şu hasır, vücudunda iz bırakmış. İçinde bulunduğun odada da fazla bir şey yok. Hâlbuki Kayser ile Kisra ırmakların kenarında, meyveler içinde yaşıyor. Fakatsiz Allah’ın elçisi olduğunuz halde bu mütevazı ortamda yaşıyorsunuz. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü doğruldu ve şöyle dedi. “Ya Ömer, dünya nimetlerinin onlara, ahiret nimetlerinin de bize ait olmasına razı değil misin?” buyurdu. (Müslim, Talak, 5.)</p>
<p>Tasavvuf mensupları da; tevazu ve alçak gönüllülüğe çok önem vermişlerdir. Bunlara göre tevazu insanlara; şefkat, merhamet ve yumuşaklıkla davranmaktır. Kimden gelirse gelsin, hakkı kabul etmektir. Bu anlamda izzet, şeref, hürriyet ve itibar da tevazudadır. Böylece tevazunun sosyal hayata yansıması gerektiği vurgulanarak bunun, bütün insanlarda güzel olduğunu ancak zenginlerde daha değerli olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık kibir ve gururun da bütün insanlarda çirkin olduğu ancak fakirlere hiç yakışmadığı ifade edilmiştir. Hal böyle olunca kişinin büyüklüğü tevazusunun zenginliği, küçüklüğü ise; kibir ve gururunun çokluğu ile orantılıdır. Bu nedenle akıllı, bilgili, erdemli insanlar daima alçak gönüllü ve ağır başlı olmuşlardır. Bunun en güzel örneğini Hz. Peygamber’in yaşantısında görmek mümkündür. Çünkü o; gurur ve kibri kınayarak Müslümanların birbirlerine karşı mütevazı olmalarını emretmişlerdir. Bu bağlamda İslam ahlak geleneğinde tevazu, bir peygamber hasleti olarak kabul edilmiştir. Nitekim Yüce Allah, az önce işaret edildiği gibi kullarının davranışlarını sınırlandırırken tevazu ve alçakgönüllülüğe şöyle işaret etmiştir: “Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selam” der (geçer) ler.” (Furkan, 63.) Burada müminlerin; ağır başlı, vakar sahibi , yumuşak ve tevazu gibi ortak bir paydaya sahip oldukları vurgulanmıştır. Diğer taraftan kendini beğenmiş, saldırgan, gururlu ve kibirli insan tipi kınanmıştır. Bunların barbarlık davranışlarıyla Müslümanlara sataşmaları durumunda, müminlerin selamla karşılık vererek aldırış etmemeleri uygun görülmüştür. Çünkü asıl uygarlık ve olgun ahlak; Müslümanların, Allah’ın huzurunda tevazu, huşu ve samimiyetle durup ibadet etmeleri ve içten gelen bir teslimiyetle gayba inanmalarıdır.<br />
<strong>Diyanet Aylık Dergi &#8211; Eylül 2010</strong></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/tevazu-ve-samimiyet.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/tevazu-ve-samimiyet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Müşriklerle Yaptığı Antlaşmalar</title>
		<link>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-musriklerle-yaptigi-antlasmalar.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-musriklerle-yaptigi-antlasmalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Müşriklerle Yaptığı Antlaşmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'in İslâmı tebliği sırasında Mekke ve Medine'de muhtelif din mensuplarıyla münasebeti olmuştur....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="d" src="http://img94.imageshack.us/img94/2122/790089avg3.jpg" alt="" width="640" height="423" />Hz. Peygamber&#8217;in İslâmı tebliği sırasında Mekke ve Medine&#8217;de muhtelif din mensuplarıyla münasebeti olmuştur. İslâm bir sulh dini olduğu için Rasûlullah da muhataplarını İslâm&#8217;a davette daha çok antlaşma yolunu tercih etmiştir. Arabistan toplumunun ekseriyetle müşriklerden meydana geldiği dikkate alınırsa Hz. Peygamber&#8217;in de nübüvveti boyunca en çok müşriklerle meşgul olduğu görülür. Ancak &#8220;müşrik&#8221; adı verilen toplumun bilhassa İslâm Tarihi açısından muhtevasını belirlemek için önce bu kelimenin lügat ve ıstılah manalarını verelim. Müşrik lügatta, «ortak koşmak» anlamına gelen «şerike» fiilinden türemiş bir kelime olup, «Allah&#8217;a ortak koşan, Allah&#8217;a küfreden» manasında kullanılır. «Mirasta ve alışverişte ortaklık» anlamına da gelen şirk, ayrıca «riya, nifak, Allah&#8217;tan başkasına yemin, herhangi bir şeyi uğursuz saymak, hadiselerin meydana gelişlerini âdî sebeplere bağlamak» manalarını da taşımaktadır. Istılahta ise müşrik, açıktan açığa Allah&#8217;a ortak koşan, sayısız ilahlara inanan, müslüman, yahûdî, sâbiî, Hıristiyan ve mecûsî olmayan, şirki din olarak kabul eden, putlara tapan Arap müşrikleri (putperestleri)dir. Kur&#8217;ân&#8217;da, İslâmiyet’in zuhuru esnasında Arabistan&#8217;daki mevcut dinler zikredilirken müşrikler ayrı bir grup olarak bildirilmiştir. Hz. Peygamber devri dikkate alınırsa, ehl-i kitâb olan yahûdî ve hıristiyanlarla evlenmek ve kestiklerini yemek helâl kılındığı halde, mecûsî ve sâbiîlerden cizye alınmasına mukabil onların kadınlarıyla evlenmek ve kestiklerini yemek yasaklanmıştır. Halbuki müşrik telakki edilen Arap putperestlerinden ise, diğer din gruplarına tanınan imtiyazlardan tamamen farklı olarak ne cizye alınmış, ne kadınları nikâh edilmiş ne de kestikleri yenilmiştir. Bu manada Arap müşrikleri, mürtedlerle eşit mütâlâa edilmektedir. Yani müşriklerle müslüman olmadıkları takdirde cizye imtiyazı tanınmaksızın kendileriyle harp edilmiştir. Hz. Peygamber Mekke döneminde İslâm&#8217;ı kendi kavmine tebliğ ederken müşriklerin bütün eza ve cefalarına sabretmiştir. Kavminin işkenceleri karşısında dâima bir sulh antlaşmasının özlemini çeken Hz. Peygamber, cahiliye devrinde Mekke&#8217;nin bozulan asayişini düzeltmek için kurulmuş olan Hılfu&#8217;l-Fudûlü hatırlayarak antlaşma zeminini daima açık tutmuştur. Hz. Peygamber Medine&#8217;ye hicretinin ilk günlerinden itibaren Ensâr ve Muhâcir arasında kardeşlik bağını tesis etmiş, İslâm Tarihinde ilk anayasayı hazırlayarak Medine Devleti&#8217;ni kurmuştur. Daha sonra komşu müşrik kabileler ve Arabistan dahilindeki diğer müşriklerle bir çok gayeye istinaden antlaşmalar yapmıştır.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/peygamberimizin-musriklerle-yaptigi-antlasmalar.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-musriklerle-yaptigi-antlasmalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Ailesi ve Yakın Akraba İle İlişkileri</title>
		<link>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-ailesi-ve-yakin-akraba-ile-iliskileri.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-ailesi-ve-yakin-akraba-ile-iliskileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:21:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Ailesi ve Yakın Akraba İle İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'in sosyal hayatın düzenlenmesi hususunda Kur'an kaynaklı bazı ilkeler ortaya koyduğu görülür...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="d" src="http://img850.imageshack.us/img850/9530/42303080.jpg" alt="" width="252" height="200" />Hz. Peygamber&#8217;in sosyal hayatın düzenlenmesi hususunda Kur&#8217;an kaynaklı bazı ilkeler ortaya koyduğu görülür. Müslümanların birbirleriyle kardeş oldukları, insanların birbirlerine karşı iyilik ve yardımda bulunmaları ve zulme karşı hep birlikte cephe almaları gibi prensipler bu ilkelerden birkaç tanesidir. Bunlardan ayrı olarak sosyal hayatın düzenlenmesine yönelik bizzat Hz. Peygamber&#8217;in tatbikî olarak ortaya koyup bütün müslümanları teşvik ettiği bir çok uygulama örnekleri de vardır. Zayıf-güçlü, zengin-fakir ayırımı gözetmeksizin tüm müslümanlara eşitlikle muamele edilmesi, Medine&#8217;de Ensar ve Muhacirler’in birbirlerine destek olma açısından İslam kardeşliğinin yanında daha somut bir kardeşlik müessesesinin kurulması, yardımlaşma ve hediyeleşme ile selâmı yaygınlaştırma teşvikleri bütün bu uygulama örneklerinden birkaçı durumundadır. Alınan bütün bu tedbirler ve ortaya konulan ilkeler hep genel anlamda uyumlu ve barış içerisinde yaşayan bir toplumu oluşturmak gayesine matuftur. Diğer taraftan kişinin yakın çevresi olarak ifade ettiğimiz ailesi ve yakın akrabalarla ilişkileri de bu çerçevede önemli bir yere sahiptir. Cahiliye Arap toplumunda asabiyet ruhunun ortaya çıkmasına neden olan kabile taassubu, insanların aynı kabile ve kol içerisinde birbirleriyle olan yakın akrabalıkların oluşturduğu bir durumdu. Ancak bu, o dönemde olduğu gibi daha önceki yıllarda da önemli kabilevî savaşlara ve çekişmelere neden olmuştu. İşte Hz. Peygamber&#8217;in kabile içi ve yakın akrabalar arası ilişkilerde ortaya koyduğu örnek yaşam, o dönem kabile taasubundan kaynaklanan iç çekişmeleri bir kenara koyduğu gibi, aile ve akrabalarla olan ilişkileri daha makul ve meşru çerçeveye oturtmuştur. Rasûlullah’ın aile ve yakın akrabaları ile ilişkilerini Ehl-i Beyt&#8217;i ile ilişkileri şeklinde de ifade etmemiz mümkündür. Zira, gerek Kur&#8217;an ve hadis temeline dayanan deliller, gerekse Ehl-i Beyt tabirinin Arap dili içerisindeki kelime anlamı bu iki unsuru da içerisine aldığını ortaya koymaktadır. Dar anlamıyla Rasûlullah’ın eşleri, çocukları, Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin&#8217;i içerisine alan bu tabirin, geniş anlamda müslüman olan tüm yakın akrabalarını da içerisine aldığı kabul edilmektedir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/peygamberimizin-ailesi-ve-yakin-akraba-ile-iliskileri.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-ailesi-ve-yakin-akraba-ile-iliskileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Eşleri ile İlişkileri</title>
		<link>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-esleri-ile-iliskileri.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-esleri-ile-iliskileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:19:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Eşleri ile İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Eşleri ile İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'in Hz. Hatice ile başlayan evlilik hayatı, onun vefatından sonra yaptığı diğer evliliklerle devam etmiştir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="d" src="http://img46.imageshack.us/img46/8259/0212201115094601001742.jpg" alt="" width="270" height="143" /> Hz. Peygamber&#8217;in Hz. Hatice ile başlayan evlilik hayatı, onun vefatından sonra yaptığı diğer evliliklerle devam etmiştir. Rasûlullah vefat ettiğinde bunlardan dokuz eşinin sağ olduğu bildirilmiştir. Rasûlullah&#8217;ın hanımlarının altısı Kureyşlidir. Bunlar Hz. Hatice, Hz. Aise, Hz. Hafsa, Hz. Ümmü Habibe, Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Sevde&#8217;dir. Kureyş dışındaki Araplardan olanlar ise Hz. Zeyneb bint Cahş, Hz. Meymûne bint Haris, Hz. Zeyneb bint Huzeyme, Hz. Cüveyriye bint Haris ve Arap olmayanlar ise Benû Nadir kabilesinden Safiyye bint Huyey, Mâriye el-Kıptiyye&#8217;dir. Hz. Peygamber&#8217;in hayatında vefat eden iki eşi ise, Hz. Hatice ve Hz. Zeyneb bint Huzeyme&#8217;dir. Hz. Peygamber&#8217;in aile hayatı, getirmiş olduğu Îslamî prensipler çerçevesinde şekillenmiş, teorik olarak bildirdiği ilkelerin pratik olarak hayata tatbikini ümmetine göstermiştir. Onun aile hayatında dünya ve ahiret huzurunu elde etmek için ümmetine yaptığı şu tavsiye, aile hayatında huzur ve saadetin temelini belirleyen bir prensip görünümündedir: “Sizin en hayırlınız, ehline karşı en hayırlı olanınızdır. Ben eşlerine karşı en hayırlı olanınızım. Sizlerden hanımlarına iyi davrananınız en iyiniz, onlara kötü muamele edeniniz ise en kötünüzdür.” Hz. Peygamber&#8217;in İbrahim hariç çocuklarının tümü Hz. Hatice&#8217;den dünyaya gelmişlerdir. Bunlar Kasım, Abdullah, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma&#8217;dır. Hz. Peygamber&#8217;in diğer oğlu İbrahim ise Mukavkıs tarafından kendisine hediye olarak gönderilen Mariye&#8217;den dünyaya gelmiştir. Erkek çocukları küçük yaşlarda iken vefat etmelerine karşılık kız çocukları büyümüşler ve evlenmişlerdir. Rasûlullah&#8217;ın evlilikleri birçok farklı durum ve yönleri ihtiva etmesi nedeniyle müslümanlara her noktada örnek olma özelliğine sahiptir. Hz. Hatice ile olan evliliği tek eşlilik örneği ve yaşantısını bize sunarken, diğer evlilikleri ise, farklı hanımlarının farklı kişisel özellikleri karşısındaki tutumunu ortaya koyması açısından bir zenginliği ortaya çıkarmıştır. Bu noktada ilk olarak ifade edebileceğimiz unsur eşlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde doğruluk ve sadakat prensibine bağlı olmalarıdır. Huzurlu bir aile yaşantısının vazgeçilmez bir unsuru olan doğruluk ve sadakat konusunda Hz. Peygamber’le eşleri arasında cereyan eden sayısız örnek bulmamız mümkündür. Rasûlullah ile ticarî faaliyetlerle başlayan ilişkileri evlilikle neticelenen Hz. Hatice&#8217;nin ona gösterdiği sadakat örneği bu konuda ilk zikredilebilecek bir örnek olmaktadır. Hz. Hatice, gerek nübüvvetten önce gerekse nübüvvetten sonra maddî ve manevî desteğini hiçbir zaman ondan esirgememiştir. Kendisine ilk vahiy geldiğinde korkan ve endişelenen Hz. Peygamber, durumu Hz. Hatice&#8217;ye anlatmıştı. Hz. Hatice ise onun hasletlerini sıralayarak: &#8220;Hayır vallahi Allah kesinlikle seni utandırmayacaktır&#8221; diyerek, ona gelenin melek, kendisinin de Peygamber olduğunu bildirerek onu teskin etmişti. Rasûlullah ile hanımları arasındaki sadakatin diğer bir örneğini de, Hz. Peygamber&#8217;in kendisinden dünyalık şeyler isteyen eşlerini vahyin emriyle, Allah ve Rasûlü ile dünya nimetlerini tercih noktasında serbest bırakması, onların da Allah&#8217;ı, Rasûlünü ve ahiret hayatını tercih etmeleridir. Rasulullah&#8217;ın aile hayatında eşlerinin ona gösterdiği sadakate karşılık, Hz. Pey-gamber&#8217;in de onların haklarına riayet ettiğini görüyoruz. Asıl itibariyle aile içerisinde eşlerin karşılıklı olarak birbirlerinin haklarına riayet etmeleri Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zikredilen bir prensip olarak karşımıza çıkmaktadır: &#8220;&#8230;Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır,..&#8221; ifadesi bu konuya işaret etmektedir. Bu hususla ilgili olarak Rasûlullah&#8217;ın bir sefere çıkacağı zaman eşleri arasında kura atması ve sırayla eşlerini yanında götürmesi, yine, her eşi için bir gün ve gece tahsis etmesi onların haklarına gösterdiği titizliğin örnekleri olmaktadır. Hz. Aişe&#8217;ye olan sevgisinin daha fazla olduğu, birçok rivayete yansıyan bir konu olmakla birlikte bu durum eşleri arasında bir eşitsizliğe ve muamele farklılığına neden olmamıştır. Nitekim hayatında gösterdiği uygulamalarla müslümanlara örnek olarak sunduğu bu hususu Veda Hutbesi’ndeki temel ilkeler çerçevesinde de zikrederek konunun önemine işaret etmiştir; &#8220;Ey insanlar, sizin kadınlar üzerinde birtakım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidirler. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranınız. Eşlerinize şefkatle muamele ediniz. Siz onları Allah&#8217;ın ahdi ile aldınız. Onlar size Allah&#8217;ın ahdi ile helal olmuştur&#8230;&#8221; Bir defasında kadınların kocaları üzerindeki haklarının neler olduğunu soran bir sahabiye Rasûlullah: &#8220;Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, onu çirkin görmemek&#8221; diye cevap vermiştir. Hz. Peygamber&#8217;in tüm hanımları da bir eş ve bir peygamber olarak Rasulullah&#8217;ın haklarına riayet etmişler, peygamberliğinden kaynaklanan hususiyetlerinin korunmasında gerekli titizliği göstermişlerdir. Bir defasında Hudeybiye anlaşmasının devam etmesini istemek üzere Mekke müşriklerinin reisi durumunda olan Ebû Süfyan Medine&#8217;ye gelmişti. İnsanların kendisine rağbet etmemesi üzerine kızı Ummü Habibe&#8217;nin evine giderek ondan yardım istemeyi düşünmüştü. Kızının yanına girdiğinde Rasûlullah&#8217;ın sedirinin üzerine oturmak istemiş, ancak Ümmü Habibe buna müsade etmemişti. Bunun üzerine Ebû Süfyan: &#8220;Ey kızım, beni mi yataktan kıskanıyorsun yoksa yatağı mı benden?&#8221; diye sorunca O: &#8220;Sen müşriksin ve necissin, Rasûlullah&#8217;ın yatağına oturamazsın&#8221; diyerek bu konudaki hassasiyetini göstermiştir. Aile hayatındaki huzuru sağlayan diğer bir önemli husus da, eşlerin birbirlerine karşı gösterecekleri sevgi ve saygı unsurudur. Rasulullah&#8217;ın birçok hadisine yansıyan bu unsur, onun pratik hayatında da gösterdiği husus olmuştur. Bir hadisinde: &#8220;Müminlerin iman bakımından en mükemmeli huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız kadınlarına karşı hayırlı olanlardır&#8221; buyurmaktadır. Yine, &#8220;bir kimse hanımına kin beslemesin, onun bir huyunu beğenmezse bir başka huyunu beğenir&#8221;, &#8220;Size hanımlarınıza iyi davranmanızı tavsiye ediyorum&#8230;&#8221; örneklerinde ifadesini bulan bu emirler hep eşler arasındaki sevgi ve saygıyı temin etmek içindir. Hz. Peygamber, Hz. Hatice&#8217;nin saygısı ve fedakârlığını, onun sağlığında olduğu gibi vefatından sonra da unutmamış, her fırsatta sevgi ve saygı ile anmıştır. Yine onun hatırasını andığı bir günde Hz. Aişe: &#8220;O yaşlı kadını ne anıp duruyorsun? Allah onun yerine sana daha iyisini verdi&#8221; deyince, Rasûlullah buna kızmış ve: &#8220;Allah, bana ondan daha hayırlısını vermedi. O, hiç kimsenin kabul etmediği bir zamanda bana iman etti, herkesin beni yalanladığı bir zamanda o beni tasdik etti, kimsenin bana bir şey vermediği esnada, o malını benim için kullandı ve kimsenin çocuk vermediği bir dönemde o bana çocuk verdi&#8221; diye cevap vermiştir. Diğer taraftan, kendisine en sevgili kim olduğu sorusuna &#8220;Âışe&#8221;, erkeklerden de &#8220;Onun babası&#8221; şeklinde cevap vermesi, Rasulullah&#8217;ın eşlerine duyduğu sevgi ve saygıyı gösteren bir unsur olmaktadır.</p>
<p>Rasûlullah&#8217;ın aile fertleriyle ilişkilerinde hoşgörü ve fedakârlık örneklerinin yanı sıra sevinç ve üzüntüde birlik ve destek olma unsurlarının da önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Onların meşru istek ve hareketlerini hoşgörüyle karşılamış ve bu konuda onlara yardımcı olmuştur. Mescidin avlusunda kılıçlarla gösteri yapan Habeşli ekibin gösterisini izlemek isteyen Hz. Aişe&#8217;nin bu isteğini kabul etmiş ve gösteri sonuna kadar beklemek suretiyle ona yardımcı olmuştur. Hayber’in fethinden sonra Hz. Peygamber&#8217;in evlendiği Safiyye Medine&#8217;ye geldiğinde, Hz. Aişe onu görmeye gitmişti. Döndüğü zaman Rasûlullah onu nasıl bulduğunu sorunca Hz. Aişe: &#8220;Bir yahudi kızı gibi&#8221; diye cevap vermişti. Hz. Aişe&#8217;nin kişisel birtakım nedenlerle ve onun güzelliği karşısında verdiği bu cevaba Rasûlullah kızmamış ancak: &#8220;Öyle deme ey Aişe, o İslam&#8217;ı kabul etti ve onun İslam&#8217;ı ne güzeldir&#8221; diyerek onun düşüncesini tashih etmiştir. Hz. Peygamber&#8217;in aile fertleri sıkıntılar karşısında onun en büyük yardımcıları olmuşlardır. Aile hayatındaki dayanışmanın en güzel örneklerini onların hayatlarında bulmamız mümkündür. Hudeybiye müsalahasının yapıldığı yıl müslümanlar umre için niyetlenmişler, ihrama girerek kurban kesmek için hazırlık yapmışlardı. Bütün bu hazırlıklara rağmen müşrikler müslümanları Mekke&#8217;ye sokmamışlar ve Hz. Peygamber&#8217;le bir anlaşma yapmışlardı. Anlaşma müslümanların aleyhine birtakım maddeler ihtiva etmesinin yanında o sene umre yapmalarına izin vermiyordu. Anlaşma imzalanıp bitince müslümanlar çok üzülmüşler ve bunu kabul etmekte zorlanmışlardı. Hz. Peygamber: &#8220;Kalkın, kurbanlarınızı kesin, traş olun ve ihramdan çıkın&#8221; demesine ve bunu üç defa tekrar etmesine rağmen kimse bunu yapmıyordu. Bu duruma çok üzülen Rasûlullah (sav), o anda yanında olan hanımı Ümmü Seleme&#8217;nin yanına girerek durumu ona anlattı. Bunun üzerine Ümmü Seleme: &#8220;Ya Rasûlallah, dışarı çık, kimse ile konuşmadan kurbanını kes, sonra birini çağırarak traş ol ve ihramdan çık&#8221; dedi. Hz. Peygamber de onun dediği gibi yaparak ihramdan çıktı. Hz. Peygamber&#8217;in yaptığını gören ashab da isteksiz bir şekilde de olsa kurbanlarını keserek ihramdan çıktılar. Bu hadise göstermektedir ki, Ümmü Seleme, müslümanların üzüntülerinden ve müşriklere olan nefretlerinden dolayı Rasûlullah (sav)&#8217;ın emrine itaat etmedikleri, Rasûlullah&#8217;ın da bu duruma çok üzülüp çaresiz kaldığı bir esnada bir tavsiyede bulunmuş, bu tavsiyesiyle hem müslümanların Hz. Peygamber&#8217;in sözünü tutmalarını, hem de Rasûlullah&#8217;ın üzüntüsünün sona ermesini sağlamıştır. Hz. Peygamber&#8217;in ailesinde öne çıkan diğer bir özellik de, birtakım maddi sıkıntılar karşısında gösterilen sabır ve kanaatleridir. Rasûlllah (sav)&#8217;ın hanımlarının bazıları fakir insanlar iken diğer bazıları da zengin aile çocukları idiler. Ancak bunların hepsi, Allah Rasûlü’ne eş olmaya karşılık bütün bu dünyevî zinet ve varlıktan feragat ederek büyük bir sabır örneği göstermişlerdir. Hz. Aişe&#8217;den nakledilen bir rivayette o: &#8220;Biz, Âl-i Muhammed bir ay durur ve (bir yemek pişirmek için) o süre içerisinde bir ateş dahi yakmazdık. Evde bulunan yiyecek sadece kuru hurma ve su idi&#8221; demektedir. Yine diğer bir rivayette onun: &#8220;Al-i Muhammed Allah&#8217;a kavuşuncaya dek üç gün arka arkaya buğday ekmeğinden doya doya yememişlerdir&#8221; ifadesi bu noktada feragat ve sabrı göstermektedir. Hz. Peygamber&#8217;in, zengin ve lüks bir hayattan daha ziyade fakir ve sahip olduğu rızka şükreden bir hayatta olmayı arzu ettiğini bildiren daha birçok rivayeti görmemiz mümkündür. Onun: &#8220;Ey Allahım bana fakir bir insan hayatı ver, beni fakir olarak öldür ve fakirlerle haşret&#8221; diye dua etmesinden sonra, bunun nedenini soran Hz. Aişe&#8217;ye: &#8220;Çünkü onlar cennete zenginlerden kırk yıl önce girecekler. Ey Aişe, fakir bir insanı geri çevirme, verebileceğinin hepsini ver. Yarım hurma olsa bile&#8230;&#8221; diye cevap vermiştir. Bir hadisinde Rasûlullah (sav): &#8220;Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur&#8221; buyurduktan sonra: &#8220;Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz&#8221; diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edeb, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/peygamberimizin-esleri-ile-iliskileri.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-esleri-ile-iliskileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Çocukları ile İlişkileri</title>
		<link>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-cocuklari-ile-iliskileri.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-cocuklari-ile-iliskileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar ile ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Çocukları ile İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'in çocuklarıyla ilişkilerinde de bu tür eğitim unsurunu çokça görmemiz mümkündür. Islâmî terbiye altında onları yetiştirmiş...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber&#8217;in çocuklarıyla ilişkilerinde de bu tür eğitim unsurunu çokça  görmemiz mümkündür. Islâmî terbiye altında onları yetiştirmiş, evliliklerinden  sonra da onlarla ilgilenmeye devam etmiştir. Bu ilgi onların birtakım maddi  ihtiyaçları açısından olduğu kadar manevî ihtiyaçları açısından da gerekmiştir.  Bu konuda kendi çocukları ile daha sonra evlendiği hanımların önceki  evliliklerinden olan çocukları arasında bir fark olmamıştır. Onlara da aynı  sevgi ve şefkati göstermiş, zaman zaman da gerekli uyarılarla onları eğitmiştir.  Bir defasında Hz. Peygamber Ümmü Seleme&#8217;nin önceki eşi Ebû Seleme&#8217;den olan oğlu  Ömer&#8217;in yemek yerken tabağın her tarafından yediğini görünce onu: &#8220;Oğul, besmele  çek, sağ elinle ye ve hep önünden ye&#8221; diyerek ikaz etmiştir. Medine döneminde  kızı Fatıma ile damadı Ali&#8217;nin evlerine, her gün sabah namazına kalktığı zaman  uğrayıp onları namaza kaldırması da onun çocuklarının evliliklerinden sonra bile  eğitimlerine gösterdiği itinayı ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber yüklenmiş  olduğu risalet görevinden ayrı olarak beşer olma özelliği içerisinde bir baba  olarak çocuklarının sevinçleriyle sevinmiş, üzüntüleriyle üzülmüştür. Büyük kızı  Zeyneb&#8217;in kocası Ebu&#8217;l-As, Bedir harbinde müşrikler safında savaşa katılmış ve  müslümanlara esir düşmüştü. Fidye karşılığında esirlerin serbest bırakılması  esnasında Ebu&#8217;l-As da hanımının bir gerdanlığını vermek suretiyle serbest kalmak  istemişti. Hz. Peygamber, Hz. Hatice&#8217;nin evlilik hediyesi olarak kızına verdiği  bu gerdanlığı görünce çok üzülmüş ve ashabına: &#8220;İsterseniz bunu alır, isterseniz  geri verirsiniz&#8221; demişti. Rasûlullah&#8217;ın çok üzüldüğünü gören ashabı da bunu  hemen kendisine iade etmişlerdi. Daha sonraki süreçte Hz. Peygamber Ebu&#8217;l-As&#8217;dan  kızını Medine&#8217;ye getirmesini istemiş, o da verdiği söz üzerine Zeyneb&#8217;i  Rasûlullah&#8217;a getirmişti. Kızının kendi yanına gelmesine çok sevinen Rasûlullah,  bu konuda Ebu&#8217;l-As&#8217;ı takdir etmiştir. Aynı şekilde Hz. Osman ile evlenen kızı  Rukiyye&#8217;nin kocası ile Habeşistan&#8217;a hicret ettikten sonra, Rasûlullah, uzun süre  ondan haber alamaması nedeniyle üzülmüş, bir kadının onları gördüğünü ve iyi  olduklarını haber vermesi üzerine de sevinmişti. Yine diğer kızı Ümmü Gülsüm&#8217;ün  kabri başında gözyaşı dökmesi hep sevinç ve üzüntülerin tarih kaynaklarına  yansıyan görüntüleri olmaktadır. Diğer kızı Fatıma ve damadı Ali ile birlikte  torunları Hasan ve Hüseyin hakkındaki bu tür birçok örneği tarih ve hadis  kaynaklarında görmek mümkündür. Genel olarak ifade etmek gerekirse Rasûlullah&#8217;ın  aile hayatı, taşıdığı özellikler nedeniyle maddî planda olduğu kadar manevî  planda da örnek konumundadır, Onun aile hayatında uyguladığı ilkeler her dönemde  önemini kaybetmeden varlığını sürdürmektedir. İnsan toplumlarının en küçük  ünitesi olan aile hayatının mutlu ve huzurlu olması, toplumun huzurunu  sağlayacağı gerçeği en güzel örnekleriyle Rasûlullah&#8217;ın aile hayatında  görülmektedir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/peygamberimizin-cocuklari-ile-iliskileri.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/peygamberimizin-cocuklari-ile-iliskileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muallim Peygamber</title>
		<link>http://www.nurislam.org/muallim-peygamber.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/muallim-peygamber.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:16:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Muallim Peygamer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[Tebliğ – Eğitim İlişkisi Kur'ân’a göre Peygamber, sadece “tebliğ” göreviyle yükümlüdür: “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tebliğ – Eğitim İlişkisi Kur&#8217;ân’a göre Peygamber, sadece “tebliğ” göreviyle  yükümlüdür: “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et. Eğer bunu  yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.”1 Ey Muhammed! “Sana yalnız tebliğ  etmek düşer.”2 “Peygamberin görevi, sadece tebliğ etmektir.”3 Kelime olarak  tebliğ; ulaştırmak, eriştirmek, haber vermek anlamındadır. Terim olarak anlamı  ise, Peygamber’in, Allah’tan aldığı mesajları aynen insanlara ulaştırması’dır.  Bu, peygamberlerin vazgeçilmez niteliklerinden biridir.4 Ulaştırmaya konu olan  şey, bir bilgi, bir haber, bir mesaj ise, o zaman öğretme de söz konusu olur.  Nitekim, tebliğ kelimesinde bazı sözlükler öğretmek anlamını da vermişlerdir.5  Bu kısa bilgiler, “tebliğ”in, öğretimle ilişkisini ortaya koymaktadır. Tebliğ,  bir mesajın bir takım ifade kalıplarına dökülerek muhataba rasgele duyurulması  şeklinde anlaşılamaz. Bir mesaj, bir bilgi, eğer muhatap tarafından doğru  anlaşılmış, doğru kavranmış ise ona ulaşmış demektir. “Doğru anlaşılması”ndan  maksat, kaynak kişinin anladığı anlamın aynısını, alıcı kişinin anlamasıdır.  İletilmesi düşünülen mesajın anlamı, kaynakla alıcı arasında ortak kılmamışsa, o  ulaştırılamamış demektir. Kısacası, kaynak kişi ile alıcı arasında iletişim  sağlanmadıkça “tebliğ” gerçekleşmiş olmaz. Şu halde tebliğ, bir iletişimdir,  diyebiliriz. Meseleye böyle yaklaşınca tebliğin, bir eğitim-öğretim işi olduğu  gerçeğiyle karşılaşırız. Esasen Kur&#8217;ân, sadece “tebliğ” etmekle yükümlü  bulunduğunu ve bunu mutlaka yapmak mecburiyetinde olduğunu bildirdiği  Peygamber’i, “öğretici ve eğitici” olarak nitelendirmekte; O’nun yaptığı işin,  bir öğretim ve eğitim faaliyeti olduğunu açıkça ortaya koymaktadır: “Nitekim  kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitab’ı ve  hikmeti öğreten, size bilmediklerinizi öğreten bir Rasul gönderdik.”6 “O  (Allah), ümmîlerin arasından kendilerine âyetlerini okuyan, onları arıtan,  onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir.”7 Bütün bu  anlamdaki âyetler, Peygamber’in tebliğ görevinin, tamamen bir eğitim-öğretim  görevi olduğunu; “mubelliğ-peygamber”in de, “muallim-peygamber” anlamına  geldiğini açıkça ortaya koymaktadırlar. Kaldı ki, Peygamber’in bizzat kendisi  de, vurgulu bir ifadeyle, “Ben, ancak ve ancak öğretmen olarak gönderildim”8  buyurarak bu temel görev ve niteliğini açıkça belirtmektedir. O’nun peygamber  olarak gönderiliş amacını ifade eden şu sözü de bu hususu desteklemektedir: “Ben  ancak, ahlak güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”9 Kur&#8217;ân’da Allah,  Peygamber’in aslî görevinin ne olduğunu açık seçik ortaya koyduğu gibi, bu  görevini yaparken temel konumuyla bağdaşmayacak tavırlar takınmaması için de  O’nu uyarmaktadır: “Biz seni, onlara koruyucu-bekçi olarak göndermedik; sana  düşen, sadece tebliğdir.” 10 “Hatırlat, uyar! Zira sen, sadece hatırlatıp  uyaransın; onlara zor kullanacak değilsin.”11 “Dinde hiçbir zorlama yoktur.”12  Bu durumda Peygamber’in yapacağı iş, eğitim-öğretim faaliyetini en uygun biçimde  yürüterek insanlara ulaşmak, onlarla iletişim sağlamaktır.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/muallim-peygamber.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/muallim-peygamber.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Farklı toplum kesimlerinin</title>
		<link>http://www.nurislam.org/farkli-toplum-kesimlerinin.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/farkli-toplum-kesimlerinin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı toplum kesimlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Sosyal Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[İlk Farklı toplum kesimlerinin bütün ihtiyaçlarını ferd, aile, millet, ümmet ve insanlık düzeyinde ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img440.imageshack.us/img440/9817/peygamberyz4.jpg" border="0" alt="" width="165" height="125" align="left" />İlk Farklı toplum kesimlerinin bütün ihtiyaçlarını  ferd, aile, millet, ümmet ve insanlık düzeyinde ve evrensel çerçevede  karşılamak, şekillendirmek ve örneklendirmek üzere gönderilmiş bulunan Hz.  Peygamber’in davranışları ve hayatı, “üsve-i hasene” yani evrensel yegâne hayat  modeli olarak Allah tarafından takdim edilmiştir. Zengin ve varlıklı, fakir ve  yoksul, yöneten ve yönetilen, zayıf ve kimsesiz, fatih ve muzaffer, öğretmen ve  öğrenci, tüccar ve esnaf, işveren ve işçi, hulasa her çeşit insan onun hayatında  örnek alacağı birşeyler bulabilmiştir. Hz. Peygamber’in sosyal ilişkilerinde  farklı inanç gruplarıyla bir arada, onların temel hak ve hukuklarını gözeterek  yaşadığı görülmektedir. Özenle ayarlanmış bu hassas dengeyi korumak O’nun  idarecilik dehasını, mağdur ve mazlumun yanında olmak O’nun merhamet ve şefkatle  örülmüş seçkin şahsiyetini, toplumun her renk ve unsurunu kendi değerleriyle  yaşayarak hoşnut etmek ise, O’nun şahsiyetinin kuşatıcılığını göstermektedir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/farkli-toplum-kesimlerinin.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/farkli-toplum-kesimlerinin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuran&#8217;da Hz.Peygamber</title>
		<link>http://www.nurislam.org/kuranda-hzpeygamber.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/kuranda-hzpeygamber.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 02:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranda Hz.Peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamberi tanımak; onu kabullenmek, yakınlık hissetmek, örnek almak ve sevmek için vazgeçilmez bir esastır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamberi tanımak; onu kabullenmek, yakınlık hissetmek, örnek almak ve  sevmek için vazgeçilmez bir esastır. Tanımadan ne iman etmek, ne sevmek ne de  örneklemek söz konusu olamaz. Tebliğin baş köşesine seçtiğimiz kelam-ı ilahî de  bunu açıkça ifade etmekte ve inkâr edenlere, peygamberlerini tanımadıkları için  mi onu reddettiklerini sormaktadır. Sadece tanımak yeterli bir öğe değildir.  Asıl ve önemli olan yeterli ve doğru tanımaktır. Amaç; Hz, Peygamberin, beşer  üstü niteliğini değil, beşeri kimliğini bilmek ve tanımaktır. Beşer üstü  niteliği, yani nebevî kimliği, imanla sorumlu olduğumuz alanla ilgili olup,  bilgi sınırlarımız ve kavrayışımızın dışında, sadece peygamberlerin müşahede  ettiği, örneklemekten söz etmenin bile anlamsız olduğu hususî ve çok özel bir  tecrübedir. Beşerî kimliği ise, kavramak, öğrenmek ve örnek almak zorunda  olduğumuz, ilahi vahyin somutlaştığı formattır. Hz. Peygamberi tanımak, doğru  anlamak ve özellikle örneklenmesi için dikkat edilmesi gereken hususlardan biri  belki de ilki İslâm&#8217;ın ulusal bir din, elçisinin de ulus peygamber olmadığıdır.  Evrensel değerleri ihtiva eden mesajları olan bu din, merkeze yerleştirdiği  &#8220;insan&#8221; anlayışı ile mahallî ve millî motifleri sevgi ile kucaklayarak,  farklılaşan pratikleri, aynı özden kaynaklanan değerler manzumesinin tabii bir  sonucu ve farklı bir formatı olarak görür ve kültürel zenginliğin gelişmesine  imkân sağlar. Bu sebepledir ki, aynı evrensel değerlerin ortaya çıkardığı farklı  formatlar zıtlaşmayı değil yakınlığı doğurur. Hz. Peygamberi tanır ve  örneklerken yöresel ve kültürel motiflerin dinî olandan ayırt edilmesinde belki  de en önemli yardımı, Kitap-Sünnet bütünlüğünü gözden kaçırmadan, sünnetin her  zaman üç boyutlu, yani; fiilî, kavlî, takrirî, olarak algılanması sağlayacaktır.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/kuranda-hzpeygamber.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/kuranda-hzpeygamber.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

