<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; Sahabiler</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/category/sahabiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Hayatta iken Cennet ile müjdelenen sahabeler</title>
		<link>http://www.nurislam.org/hayatta-iken-cennet-ile-mujdelenen-sahabeler.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/hayatta-iken-cennet-ile-mujdelenen-sahabeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:32:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatta iken Cennet ile müjdelenen sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=185</guid>
		<description><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere (Hayatta iken Cennet ile müjdelenen sahabeler)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong>Aşere-i Mübeşşere (Hayatta iken Cennet ile müjdelenen sahabeler)</strong></span></p>
<table style="height: 72px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="388" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="339"><a href="http://www.nurislam.org/ebu-bekir-es-siddik-ra.html" target="_blank">Hz. EBU BEKIR</a></td>
<td width="261"><a href="http://www.nurislam.org/said-b-zeyd.html">SAID b. ZEYD</a></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.nurislam.org/omer-b-hattab-ra.html" target="_blank">Hz. ÖMER b. HATTAB</a></td>
<td><a href="http://www.nurislam.org/talha-b-ubeydullah-ra.html">TALHA b. UBEYDULLLAH</a></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html" target="_blank">Hz. OSMAN b. AFFAN</a></td>
<td><a href="http://www.nurislam.org/zubeyr-b-el-avvamzubeyr-b-el-avvam.html%20">ZUBEYR b. el AVVAM</a></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.nurislam.org/hz-ali.html" target="_blank">Hz. ALI (k.v)</a></td>
<td><a href="http://www.nurislam.org/ebu-ubeyde-b-el-cerrahebu-ubeyde-b-el-cerrah.html">EBU UBEYDE b. el CERRAH</a></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.nurislam.org/sad-b-ebi-vakkas.html">SA&#8217;D b. EBI VAKKAS</a></td>
<td><a href="http://www.nurislam.org/abdurrahman-ibn-avfabdurrahman-ibn-avf.html">ABDURRAHMAN b. AVF</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/hayatta-iken-cennet-ile-mujdelenen-sahabeler.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/hayatta-iken-cennet-ile-mujdelenen-sahabeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABDURRAHMAN İBN AVF</title>
		<link>http://www.nurislam.org/abdurrahman-ibn-avf.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/abdurrahman-ibn-avf.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[ABDURRAHMAN İBN AVF]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[Rasûlullah'ın hayatta iken Cennetle müjdelediği on sahâbîden ve ilk müslümanlardan biri. Kureyş* kabîlesinin Zühreoğullarından Hâris'in oğlu olup Câhiliyye* devrinde asıl adı Abdulkâ'be veya başka bir görüşe göre Abdu Amr idi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;"></p>
<p align="justify">Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in Erkam&#8217;ın evindeki faaliyetlerine  başladığı günlerde İslâm&#8217;a giren Abdurrahman&#8217;a bu ismi Rasûlullah vermiştir. Ebû  Muhammed künyesi ile tanınan Abdurrahman&#8217;ın annesi Şifâ binti Avf b. Adi&#8217;l-Hâris  b. Zühre b. Kilâb idi. Rivâyete göre Abdurrahman &#8216;Fil Olayı&#8217;ndan yaklaşık yirmi  yıl sonra dünyaya gelmişti.</p>
<p align="justify">Abdurrahman b. Avf (r.a.) ilk müslümanlardan olmasından  dolayı Kureyş&#8217;in zâlim tutumuna dayanamayan ashâb ile birlikte Habeşistan&#8217;a  yapılan iki hicrete de katılmıştı. Nihayet Rasûlullah, ashâbı Medine&#8217;ye hicret  etmeye teşvik edince, o da diğer ashâb ile birlikte hicret etmişti. Hz.  Peygamber (s.a.s.) Medine&#8217;de Ensâr ile Muhâcirler arasında kardeşlikler ilân  edince Abdurrahman b. Avf ile Ensâr&#8217;dan Sa&#8217;d b. Rabî&#8217;i kardeş ilân etmişti</p>
<p align="justify">Ensâr&#8217;ın ileri gelenlerinden Sa&#8217;d b. Rabî&#8217; &#8216;Din kardeşi&#8217;  Abdurrahman&#8217;a şunları söylemişti:</p>
<p align="justify">&#8220;Benim bir hayli malım vardır. Bunun yarısını sana veriyorum.  Ayrıca iki eşim vardır. Bunlardan birini boşayacağım, iddeti bitince onu  nikâhlarsın.&#8221; Bu büyük âlicenaplık karşısında Abdurrahman b. Avf kardeşine  şunları söylüyordu:</p>
<p align="justify">&#8220;Cenâb-ı Allah malını ve aileni sana mübarek eylesin. Senin  bu davranışına karşı Allah ecrini versin. Sen yalnız bana çarşının yolunu  göster, benim için yeterlidir.&#8221;</p>
<p align="justify">Abdurrahman b. Avf (r.a.) ticaret hayatını çok iyi bilen  Kureyş içinde büyüdüğü için bu işin tam bir uzmanı olarak Medine çarşısında  alışverişe başlamış ve Allah ona büyük servet vermişti. Abdurrahman bu ticârî  hayatını şöyle anlatır:</p>
<p align="justify">&#8220;Cenâb-ı Allah bana öyle bir nimet verdi ki, bir taşı bile  bir yerden kaldırıp başka yere koyduğumda sanki altın oluveriyordu.&#8221;</p>
<p align="justify">Abdurrahman b. Avf (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in bütün  gazvelerine katılmış ve ilk İslâm cihad hareketinden en güzel şekilde nasibini  almıştı.</p>
<p align="justify">Ashâbtan Muğîre b. Şu&#8217;be (r.a.)&#8217; den rivâyet edildiğine göre  Hz. Peygamber (s.a.s.) çıktığı gazvelerin birinde yolda konaklamışken Ashâb&#8217;ın  bulunduğu yerden biraz uzak bir noktaya çekilip hâcetini defederek abdest alıp  döndü. Rasûlullah ashâbının yanına vardığında ashâb Abdurrahman b. Avf&#8217;ın  arkasında namaza durmuştu. Muğîre hemen gidip Abdurrahman&#8217;a Rasûlullah&#8217;ın  geldiğini haber vermek istediyse de Rasûlullah buna engel olmuş ve  Abdurrahman&#8217;ın arkasında namazını kılmıştı. Böylece Hz. Peygamber&#8217;in ilk defa  arkasında namaz kıldığı kişi Abdurrahman b. Avf olmuştur. Daha sonra da  bilindiği gibi Rasûlullah hastalığı sırasında Hz. Ebu Bekr&#8217;in arkasında namaz  kılmıştı.</p>
<p align="justify">İbn Sa&#8217;d Tabakâtu&#8217;l-Kübrâ adlı eserinde bu seferin Tebük  seferi olduğunu kaydetmektedir (İbn Sa&#8217;d Tabakât, 111, 129).</p>
<p align="justify">Rasûlullah (s.a.s.) Abdurrahman b. Avf&#8217;ı ashâbtan yediyüz  kişilik bir askerî kuvvetle H. 6 (M. 628) yılı Şa&#8217;ban ayında Dûmetu&#8217;l-Cendel&#8217;e*  göndermişti. Abdurrahman, Hristiyanların hüküm sürdüğü bu bölgeye gelip onları  İslâm&#8217;a davet etmiş, büyük bir kısmı buna yanaşmadığı halde bölgenin ileri gelen  kabile reislerinden el-Asbağ b. Amr el-Kelbî Hristiyanken İslâm&#8217;a girmişti.  Abdurrahman da el-Asbağ&#8217;ın kızı Tumâzar ile evlenmiş ve ondan oğlu Ebû Seleme  dünyaya gelmişti.</p>
<p align="justify">Yine İbn Sa&#8217;d'ın ifâdesine göre Hz. Peygamber ashâb içinde  ipek giymeyi yalnız Abdurrahman&#8217;a müsaade etmişti. Zira Abdurrahman b. Avf&#8217;ın  vücudunda bir kaşıntı (cüzzam olma ihtimali) vardı.</p>
<p align="justify">Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra bir gün Medine&#8217;de bir  heyecan ve kalabalık meydana gelmişti. Bunun sebebini soran Hz. Âişe (r.an)&#8217;ya  Abdurrahman b. Avf&#8217;ın kervanının şehre yaklaştığı söylenince Hz. Âişe şöyle  demişti:</p>
<p align="justify">&#8220;Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: &#8220;Abdurrahman sırattan  geçerken düşer gibi oldu ama düşmedi.&#8221; Hz. Âişe&#8217;nin bu sözlerini haber alan  Abdurrahman beşyüz deve olduğu söylenen bu kervanını sırtındaki yüklerle  birlikte tamamen Allah rızası için bağışlamıştı. Develerin sırtındaki malların  develerden çok daha değerli olduğu kaydedilmektedir. Ashâbın en cömertlerinden  biri olduğu bilinen Abdurrahman b. Avf&#8217;ın birçok gazvede ve özellikle Tebük  gazvesinde Allah yolunda büyük infâklarda bulunduğu bilinmektedir.</p>
<p align="justify">Ayrıca Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra Nâdiroğulları*  mahallesinde sahip olduğu arazisini kırkbin dinâra satarak Rasûlullah&#8217;ın  zevcelerine dağıtmıştı. Hz. Âişe&#8217;ye payı getirildiğinde bunu kimin gönderdiğini  sormuş, Abdurrahman b. Avf&#8217;ın gönderdiği söylenince şöyle demişti: &#8220;Hz.  Peygamber (s.a.s.), &#8220;Benden sonra Allah&#8217;ın sabırlı kulları size karşı şefkatli  davranacaktır. Allah, Abdurrahman b. Avf&#8217;a Cennet pınarlarından kana kana içmeyi  nasip etsin&#8221; buyurmuştu.&#8221;</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir vefatından önce hilâfete Ömer b. el-Hattab&#8217;ın  geçmesi hususunda Abdurrahman&#8217;ın görüşünü sormuş o da şöyle demişti: &#8220;Ömer senin  düşündüğünden daha iyidir. Fakat otoriterliği fazladır.&#8221; Hz. Ebû Bekir de şöyle  karşılık vermişti: &#8220;Ömer&#8217;in sertliği benim yumuşaklığımdan kaynaklanıyor. İşleri  üzerine alırsa bu sertliği kaybolur. Bir gün ben adamın birine çok kızmıştım.  Ömer ise çok yumuşak davranmıştı. Ben yumuşak davransam o çok sertleşiyor.&#8221;</p>
<p align="justify">Hz. Ömer&#8217;in hilâfeti sırasında büyüyen devlet ve genişleyen  sınırlar karşısında işlerin daha rahat çözülmesi için oluşturulan devlet  şûrâsında Abdurrahman b. Avf&#8217;ın önemli bir yer aldığını görüyoruz. Yeni  fethedilen Irak arazisinin gaziler arasında paylaşılması veya devlete  bırakılması hususunda ortaya çıkan iki görüş vardı. Hz. Ömer ashâbın diğer ileri  gelenleriyle birlikte bu toprakların paylaşılmamasından yana iken Abdurrahman b.  Avf, Bilâl-i Habeşi* ile birlikte buna muhalif olup fethedilen yerlerin  paylaşılmasından yana idiler.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer şehid edildiğinde yarım kalan namazın tamamlanması  için Abdurrahman görevlendirilmişti. Nihayet Hz. Ömer&#8217;in tedâvî edilmesinin zor  olduğu ve ecelinin yaklaştığı anlaşılınca yeni seçilecek halîfenin belirlenmesi  için kurulan &#8216;şûrâ&#8217;da Abdurrahman b. Avf da yer almıştı. Şûrâda bulunanlardan  Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas haklarından ferâgât  edince Şûrâda halîfe adayı olarak üç kişi kalmıştı. Hz. Ali, Hz. Osman ve  Abdurrahman b. Avf. Abdurrahman da bu husustaki hakkından ferâgât edince adaylar  ikiye düşmüştü. Abdurrahman bu hususta ashâbın ileri gelenleriyle uzun  görüşmeler yapmış ve Hz. Ali ve Hz. Osman&#8217;dan karara uyacaklarına dair kesin söz  aldıktan sonra bu konudaki kanaat ve karan Hz. Osman&#8217;a bey&#8217;atin yararlı olacağı  hususunda toplanınca, hilâfete Hz. Osman getirilmişti.</p>
<p align="justify">Abdurrahman b. Avf (r.a.) artık bir hayli yaşlanınca Hz.  Osman devrinde çok sâkin bir hayat yaşamış ve nihayet hicretin 32. yılında  Medine&#8217;de vefat etmişti.</p>
<p></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/abdurrahman-ibn-avf.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/abdurrahman-ibn-avf.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EBU UBEYDE B. el-CERRÂH</title>
		<link>http://www.nurislam.org/ebu-ubeyde-b-el-cerrah.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/ebu-ubeyde-b-el-cerrah.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:19:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[EBU UBEYDE B. el-CERRÂH]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Emînü'l-Ümme lâkabıyla anılan, ilk müslümanlardan ve aşere-i mübeşşere* 'den olan sahâbî. Asıl adı Amir b. Abdullah b. el-Cerrâh'tır. Kureyş kabîlesinin Fihroğulları'ndandır. Nesebi, Rasûlullah'ın nesebiyle dedelerinden Fihr'de birleşir (İbn Sa'd, et-Tabakat, III, 297; İbnül-Esir, Üsdü'l-Ğâbe, III, 84).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;"></p>
<p align="justify">Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekir&#8217;in dâvetiyle veya Osman b. Maz&#8217;un  başkanlığında arkadaşlarıyla Rasûlullah&#8217;a giderek müslüman olmuştur (İbn Sa&#8217;d,  et-Tabakat, III, 298). Habeşistan&#8217;a göç edenler arasında ikinci kafiledendir.  Medine&#8217;de Rasûlullah onunla Sa&#8217;d b. Muaz&#8217;ı kardeş ilân etmiştir (İbn Hacer, el-İsâbe,  IV, 111). Ebû Ubeyde, kahramanlığıyla tanındığı kadar, &#8220;Eminü&#8217;l-Ümme (ümmetin  emini)&#8221; lâkabıyla meşhur olmuştur. Rasûlullah onun için: &#8221;Her ümmetin bir emini  vardır, bu ümmetin emini Ebû Ubeyde b. el-Cerrah&#8217;tır&#8221; buyurmuştur (Müslim, VII,  127; İbn Mâce, I, 136). Esasında Rasûlullah&#8217;ın bütün ashâbı emanet ve âdillikte  eşittir: ancak bir vasfın her insanda aynı derecede inkişaf etmeyeceği tabîidir.  İşte Hz. Peygamber, emîn olma vasfının ashâbı içinde en fazla Ebû Ubeyde&#8217;de  temayüz ettiğini bunun için belirtmiştir. İbn Hibbân, Enes b. Mâlik&#8217;ten rivâyet  ettiğine göre, Rasûlullah, &#8220;Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekir, en şiddetlisi  Ömer, en hayalısı Osman en helâl ve haramı bileni Muaz b. Cebel, ferâizi en iyi  bilen Zeyd b. Sâbit, en düzgün Kur&#8217;ân okuyanı Übeyy b. Ka&#8217;b, en emîni Ebû  Ubeyde&#8217;dir&#8221; buyurmuştur.</p>
<p align="justify">Ebû Ubeyde de diğer büyük sahâbîler gibi bütün gazalara  katılmıştır. Bedir gazasında müşriklerin safında çarpışan ve kâfir olan babası  Abdullah&#8217;la karşılaşmış ve onu öldürmüştür. İslâm akîdesinin ilk yaygınlaştığı  dönemlerde buna benzer olaylar çoktur. Meselâ, Hz. Ebû Bekir oğlu ile, Mus&#8217;ab b.  Umeyr kardeşi ile, Hz. Ömer dayısı ile çarpışmıştır. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle  buyurulur: &#8220;Allah&#8217;a ve âhiret gününe îman eden hiçbir kavmi, babaları, oğulları,  kardeşleri, hısım ve akrabaları olsalar bile Allah ve Rasûlüne meydan okumaya  kalkışanlara sevgi besler bulamazsın. İşte Allah onların kalplerine iman yazmış  ve kendilerini tarafından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarında  ırmaklar akan Cennetlere koyar ve orada ebedî kalırlar. Öyle ki, Allah onlardan  onlar da Allah&#8217;tan hoşnutturlar. İşte bunlar Allah taraftarıdırlar. İyi bilin  ki, Allah taraftarları hep kurtuluşa erenlerdir&#8221; (el-Mücâdele, 58/22).</p>
<p align="justify">Ebû Ubeyde, Uhud savaşında Rasûlullah&#8217;ın yüzüne batan miğfer  parçalarını dişleriyle çekerken ön dişleri kırılmış, Hendek&#8217;te, Benû Kureyza&#8217;da,  Rıdvan Beyatinde Hudeybiye&#8217;de, Hayber&#8217;de, en cesur savaşçılardan biri olmuştur (İbn  Sa&#8217;d, et-Tabakat, I, 298). Câbir (r.a.)&#8217;ın naklettiğine göre Ebû Ubeyde  kumandanlığında keşfe gönderilen sahâbe birliğinin bir dağarcık hurması  bulunmakta; bütün gün onlar bir hurmâ ile idare etmekte veya ağaç yapraklarını  suyla ıslatarak açlıklarını yatıştırmaya çalışmaktadırlar. Arapça&#8217;da bu  yapraklara habat denildiğinden, ona izâfeten Habat gazası diye geçen bu olayda,  üçyüz kişilik birlik, sâhile vardıktan sonra büyük bir balık ile karınlarını  doyurmuşlardır (Buhâri, Bâb-ı Gazveti Seyfü&#8217;l Bahr, Tecrid-i Sarîh Tercümesi, X,  364-367).</p>
<p align="justify">Bu örnek olay, sahâbenin hangi zor şartlar ve yokluk altında  ilâyı kelimetullah için cihada çıktığına sadece bir tek örnektir. Yine Ebû  Ubeyde&#8217;nin şahsında, kumandanlık için nefsi tezkiye etmenin ve Rasûlullah&#8217;a  kesin itaatin bir örneğini görmek mümkündür: &#8220;Rasûlullah, Beliy ve Üzre  kabilelerine Amr b. el-Âs&#8217;ı bir grup sahâbînin başında kumandan olarak gönderdi.  Amr&#8217;ın validesi Beliy kabilesindendi. Amr, Cüzam mevkiinde &#8220;Zâtü&#8217;s-Selâsil&#8221;  denilen bir yerde durmuş, ilerleyememiş ve Rasûlullahttan yardım istemiştir.  Rasûlullah, içlerinde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer&#8217;in de bulunduğu bir birliği Ebû  Ubeyde kumandanlığında Amr&#8217;a yardıma göndermiştir. Ebû Ubeyde&#8217;ye: &#8220;Amr b. el-As  ile aranızda ihtilâf çıkmasın&#8221; diye de tenbih etmiştir. Hakikaten Amr ile  karşılaştığında Ebû Ubeyde, Amr&#8217;ın kumandanlık hususunda bencil davrandığını  görünce: &#8220;Allah Rasûlü bana &#8216;Amr ile ihtilâf çıkarma&#8217; dedi; onun için sen beni  dinlemezsen, ben seni dinlerim&#8221; demiştir. Ebû Ubeyde kumandanlığa daha lâyık  olmasına rağmen bu büyük davranışı göstermiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I,  196).</p>
<p align="justify">Ebû Ubeyde hicrî 9. yılda Rasûlullah tarafından &#8220;Eminü&#8217;l-Ümme&#8221;  diye övülerek, Necran hristiyanlarından cizye almaya memur edildi. Rasûlullah  Necran hıristiyanlarını Medine&#8217;ye çağırarak onları İslâm&#8217;a dâvet etti; ancak  hristiyanlar, İslâm&#8217;ı kabul etmeyip sadece cizye verebileceklerini, bunu da  alması için &#8220;güvenilir&#8221; birini memur etmesini Rasûlullah&#8217;tan istediler,  Rasûlullah da, &#8220;Size hakkıyla emîn bir adam göndereceğim&#8221; diyerek Ebû Ubeyde&#8217;yi  gönderdi. Rasûlullah, Bahreyn ile sulh yaptıktan sonra onlardan toplanacak  cizye&#8217;yi almaya da Ebû Ubeyde&#8217;yi görevlendirdi.</p>
<p align="justify">Ebû Ubeyde, Mekke fethinde, Taif muhasarasında, Vedâ  Haccı&#8217;nda hep Rasûlullah&#8217;ın yanında bulunmuştur. Rasûlullah&#8217;ın vefâtından sonra  meydana gelen Benû Saîde sakifesi olayında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû  Ubeyde birlikte hareket etmişlerdir. Hz. Ebû Bekir, Ebû Ubeyde&#8217;nin elinden ve Hz.  Ömer&#8217;in elinden tutarak ortalarında durmuş, sahâbeye bu iki zattan birisine  bey&#8217;at etmelerini söylemiş; bu sözlerin hemen ardından Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir&#8217;e  bey&#8217;at edince, Ebû Ubeyde de Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at etmiştir. Ebû Bekir, vefât  ederken bu olayı anımsatmış ve, &#8220;Benû Saide sakifesinde Hz. Ömer&#8217;i halifeliğe,  Ebû Ubeyde&#8217;yi vezirliğe lâyık gördüğünü&#8221; söylemiştir (Taberî, Târih, III, 430).</p>
<p></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/ebu-ubeyde-b-el-cerrah.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/ebu-ubeyde-b-el-cerrah.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZÜBEYR B. el-AVVAM</title>
		<link>http://www.nurislam.org/zubeyr-b-el-avvam.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/zubeyr-b-el-avvam.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:18:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜBEYR B. el-AVVAM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[Zübeyr b. el-Avvam b. Huveylid b. Esed b. Abdi'l-Uzza b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b. b. Lüeyy el-Kuraşî el-Esedî. Büyük oğlu Abdullah'tan dolayı "Ebû Abdillah" diye çağrılırdı. Peygamber (s.a.s)'in dostu ve havarisi (yardımcısı), aynı zamanda halası Safiyye binti Abdulmuttalib'in oğludur....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;"></p>
<p align="justify">Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hz. Ömer&#8217;in  vefatından sonra, halife seçimini gerçekleştirmeleri için tayin ettiği altı  kişilik &#8220;Ashabü&#8217;ş şûra&#8221; (danışma kurulu) üyelerindendir. Annesi kendisini &#8220;Ebu&#8217;t-Tâhir&#8221;  diye çağırırdı. Fakat Zübeyr (r.a) kendisini oğlu Abdullah ile künyelendirmiş ve  bu künye ile tanınmıştır (el-Askalânî, el-İsâbe fı Temyizi&#8217;s Sahâbe, Beyrut,  t.y., III, 5; İbn Hişâm, Sîre, Mısır 1955, I, 250; Buharî, Fedâilü Ashâbi&#8217;n-Nebî,  13; İbn Abdi&#8217;l-Berr, el-İstiâb fî Ma&#8217;rifeti&#8217;l-Ashâb, Kahire, t.y., II, 510; İbn  Sait Tabakâtü&#8217;l-Kübra, Beyrut,1957, III, 100).</p>
<p align="justify">Zübeyr, Hz. Ebu Bekir&#8217;in İslâm&#8217;a girmesinden kısa bir müddet  sonra müslüman olmuştur. İlk müslümanların dördüncüsü veya beşincisidir. Ancak  ne doğum tarihi, ne de kaç yaşındayken müslüman olduğu kesin olarak  bilinmemektedir. Muhtelif kaynaklar, müslüman olduğu sırada onun 8-16 yaşları  arasında bulunduğu söylerse de bu tahminlerin doğruluğu şüphelidir. Zira babası  Avvam b. Huveyfid&#8217;in Ficar savaşlarından birinde (kuvvetli bir ihtimalle  dördüncü ve son savaşta) öldürüldüğü, onu öldürenin de Mürre b. Muatab es-Sakafi  olduğu kabul edilmektedir. Bazı kaynaklarda Zübeyr (r.a)&#8217;ın Hz. Afi, Talha ve  Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas ile aynı yılda doğduğu ifade edilmektedir (el-Endelüsî, el-Ikdü&#8217;l-Ferîd,  Beyrut, t.y., VI, 92; İbn Kuteybe, el-Maârif, Lübnan,1970, 96; el-Askalânî,  a.g.e., III, 5; İbnü&#8217;l-Esir, Üsdü&#8217;l-Ğâbe fî Ma&#8217;ifeti&#8217;s-Sahabe, Kahire, 1970, II,  250; Ziriklî, el-A&#8217;lâm, Beyrut, 1969, III, 74; İbn Abdi&#8217;l-Berr, a.g.e., II,  510-511; İbnü&#8217;l-Cevzi, Safvetü&#8217;s Safve, Haleb,1969, I, 342; Butrus el-Bustânî,  Dâiretü&#8217;l-Maarif, IX, 177).</p>
<p align="justify">Son Ficar savaşı, Hire hükümdarı dördüncü Münzir&#8217;in oğlu  Numan Ebû Kâbûs&#8217;un saltanatı (585-614) sırasında meydana gelmiştir. Ficar savaşı  başladığı zaman, kimi rivayetlere göre Peygamber (s.a.s),14-15 yaşlarında, kimi  rivayetlere göre ise daha küçük yaşlardaydı. Son Ficar savaşında ise O&#8217;nun 14-20  yaşlarında olduğu gelen rivayetler arasındadır (İbn Hişâm, a.g.e., II, 89;  İbnü&#8217;l-Esîr, el-Kâmil fi&#8217;t-Tarih, trc. İstanbul 1986, I, 511).</p>
<p align="justify">Son Ficar savaşı ile Peygamber (s.a.s)&#8217;in Mekke&#8217;lileri  İslâm&#8217;a davet etmeye başladığı 610 yılı arasında yirmi küsûr yıl vardır. Buna  göre ilk müslümanlardan olan Zübeyr (r.a)&#8217;ın bu tarihte, yirmi yaşından büyük  olması gerekir.</p>
<p align="justify">Zübeyr&#8217;in babası ölünce, amcası Nevfel onun velâyetini  üstlenmişti. Küçük yaşta yetim kalan Zübeyr&#8217;i, annesi çok döverdi. Amcası da onu  savunur, dövmesine engel olmaya çalışırdı. Ancak Zübeyr büyüyüp müslüman olunca,  onu karşı bu sevgisi öfkeye dönüştü. Öyle ki, İslâm&#8217;dan dönmesi için onu bir  hasıra bağlayıp asar ve ateş yakarak dumanla ona işkence ederdi (el-Askalâni,  a.g.e., III, 5; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 101).</p>
<p align="justify">Zübeyr, 615 yılında Mekkeli müslümanlarla birlikte  Habeşistan&#8217;a hicret etmiştir. Medine&#8217;ye hicretten sonra muhacirlerle ensâr  arasında kardeşlik tesis edildiği zaman Zübeyr ile Seleme b. Selâme b. Vakş  kardeş ilan edilmişti (İbn Abdı&#8217;l-Berr, a.g.e., II, 511). Başka rivayetlerde  ise, Rasûlüllah&#8217;ın; Abdullah İbn Mes&#8217;ûd veya Talha ya da Ka&#8217;b b. Mâlik&#8217;le Zübeyr  arasında kardeşlik tesis ettiği ifade edilmektedir (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 102;  İbn Hişam, a.g.e., I, 505).</p>
<p align="justify">Bedir günü müslümanların sayılı birkaç atı vardı. Bunlardan  biri de Zübeyr&#8217;in Ya&#8217;sub adlı atı idi. O gün bir çok müşriki öldürmüştür ki,  bunlardan biri &#8220;Kureyş&#8217;in aslanı, Muttaliboğulları aslanı&#8221; diye bilinen amcası  Nevfel idi (İbn Hişam, a.g.e., I, 666, 708; İbn Hişam, Cemheretü Ensâbi&#8217;l-Arab,  Kahire, 1982, 120).</p>
<p align="justify">Zübeyr&#8217;in oğlu Abdullah, babası ile ilgili olarak şu olayı  anlatıyor: &#8220;Ahzâb günü, ben ve Ebû Seleme&#8217;nin oğlu Ömer (çocuk olduğumuzdan)  kadınların yanında bırakılmıştık. Bir de baktım ki babam Zübeyr, atının üstünde  iki yahut üç kere Kurayza oğullarına gidip geldi. Evimize döndüğümüzde babama:  Babacığım! Ben seni Benî Kurayza yurduna gidip gelirken gördüm dedim. Babam: Sen  beni öyle gördün mü evlâdım? dedi. Ben de Evet, dedim. Babam: Rasûlüllah  (s.a.s); &#8220;Benî Kurayza ya kim gider de onların haberini bana getirir&#8221; dedi. Ben  de gittim. Döndüğümde, Rasûlüllah, anası ile babasını bir arada zikrederek Ânam  babam sana feda olsun&#8221; dedi (Buharî, Fedâilü Ashâbi&#8217;n-Nebi, 13).</p>
<p></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/zubeyr-b-el-avvam.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/zubeyr-b-el-avvam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TALHA B. UBEYDULLAH (r.a)</title>
		<link>http://www.nurislam.org/talha-b-ubeydullah-ra.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/talha-b-ubeydullah-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:16:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[TALHA B. UBEYDULLAH (r.a)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr b. Sa'd b. Teym b. Mürre b. Katb b. Lüeyy b. Gâlib el-Kuraşî et-Teymî. Künyesi, Ebu Muhmmed'dir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Talha, Cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslâm&#8217;a giren ilk  sekiz kişiden ve Hz. Ebubekir aracılığıyla müslüman olan beş kişiden biridir.  Ayrıca, halife seçimini gerçekleştirmeleri için oluşturulan altı kişilik Ashab-ı  ,Surâ arasında yer almış meşhur bir sahâbdir. Annesi, es-Sa&#8217;be bint Abdillah b.  Mâlik el-Hadramiyye&#8217;dir (İbn Hişam, &#8220;es-Sîretü&#8217;n-Nebeviyye&#8221;, I, 251, Mısır 1955;  el-Askalânî, &#8220;el-İsâbe fî Temyîzi&#8217;s-Sahâbe&#8221;, III, 290;İbnü&#8217;l-Esîr, &#8220;Üsdü&#8217;l-Ğâbe  fî Ma&#8217;rifeti&#8217;s-Sahâbe&#8221;, III, 85 vd. 1970).</p>
<p align="justify">Rivayete göre, Talha b. Ubeydullah, Busra panayırında  bulunduğu bir sırada, oradaki bir manastırın rahibi: &#8220;Sorun bakayım, bu panayır  halkı arasında, ehl-i Harem&#8217;den bir kimse var mı?&#8221; diye seslenir. Talha da:  &#8220;Evet var! Ben Mekke halkındanım&#8221; diye cevap verir. Bunun üzerine rahip: &#8220;Ahmed  zuhur etti mi?&#8221; diye sorar. Talha: &#8220;Ahmed de kim?&#8221; der. Rahip: &#8220;Abdullah b.  Abdulmuttalib&#8217;in oğludur. Bu ay O&#8217;nun çıkacağı aydır. O, peygamberlerin  sonuncusudur. Haremden çıkarılacak; hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret  edecektir. Sakın O&#8217;nu kaçırma&#8221; der.</p>
<p align="justify">Rahibin söyledikleri Talha&#8217;nın kalbine yer eder. Oradan  alelacele ayrılarak Mekke&#8217;ye döner ve yakında herhangi bir olayın meydana gelip  gelmediğini sorar. Abdullah&#8217;ın oğlu Muhammedü&#8217;l-Emîn&#8217;in peygamberliğini ilan  etmiş oldûğunu ve Ebubekir&#8217;in de O&#8217;na tabi olduğunu öğrenir. Hemen Ebubekir&#8217;in  yanına vararak rahibin anlattıklarını haber verir. Sonunda her ikisi birlikte  Resulullah (s.a.v.)&#8217;a giderler. Talha oracıkta müslüman olur. (İbn Sa &#8216;d, &#8220;et-  Tabakâtü&#8217;l Kübrâ&#8221;, III, 215, Beyrut; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).</p>
<p align="justify">Birçok müslüman gibi, Talha b. Ubeydullah da İslam&#8217;a  girdikten sonra müşriklerin eziyetlerine maruz kalmış, ama yolundan dönmemiştir.  İslam&#8217;ın azılı düşmanlarından Nevfel b. Huveylid, Talha&#8217;nın müslüman olduğunu  duyunca, Ebubekir&#8217;le onu bir iple biribirlerine bağlamış, uzun süre iplerini  çözmemiş, Teymoğulları da bu duruma seyirci kalmışlardır. (İbn Hişam, a.g.e., I,  709; el-Askalânî, a.g.e., III, 291; İbnü&#8217;l-Esîr, a.g.e., III, 86).</p>
<p align="justify">Talha ile Zübeyr müslüman olunca, Resulullah (s.a.v.) onları  kardeş ilan etti. Hicretten sonra da Medine&#8217;de, Talha ile Ubeydullah b. Ka&#8217;b'ı,  başka bir rivayete göre ise Talha ile Saîd b. Zeyd&#8217;i kardeş ilan etmişti.</p>
<p align="justify">Talha, Bedir savaşına iştirak etmemesine rağmen Resulullah  (s.a.v.) kendisine ganimetten pay vermiştir. Kimi rivayetlere göre, bu sırada  ticaret için Şam&#8217;da bulunuyordu. Akla daha yatkın olan bir başka rivayete göre  ise, Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamak üzere, Resulullah (s.a.v.)  tarafından Şam yoluna gönderilmişti. Nitekim, dönüşte Talha&#8217;nın ganimetten pay  istemesi bunu gösteriyor (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 216; İbnü&#8217;l-Esîr, a.g.e., III,  86).</p>
<p align="justify">Bedir&#8217;den sonraki birçok savaşa katılmıştır. Uhud günü  Peygamber (s.a.v.)&#8217;i kahramanca müdafaa etmiş, O&#8217;na bir şey olmasın diye atılan  oklara, indirilen kılıç darbelerine karşı vücudunu siper etmiştir. Sonuçta  birçok kılıç ve ok yarası almış, aldığı yara neticesi bir kolu çolak kalmış,  yine Resulullah&#8217;ı müdafaadan geri durmamıştır (İbn Hişam, a.g.e., II, 80; İbnü&#8217;l  Esîr, a.g.e., III, 86; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).</p>
<p align="justify">Hz. Osman&#8217;ın şehid edilmesinden sonra, müslümanların büyük  bir kısmının Hz. Ali&#8217;ye bey&#8217;at ettiğini biliyoruz. Bu bey&#8217;atte bulunanlardan  biri de Talha b. Ubeydullah&#8217;tır. Ancak, bey&#8217;atten kısa bir süre sonra, Talha ile  Zübeyr ibnü&#8217;l-Avvam&#8217;ın, Hz. Ali&#8217;ye karşı çıkan Hz. Âîşe&#8217;nin yanında yer  almışlardır. Neticede ez-Zübeyr, Hz. Ali&#8217;ye karşı çıktığına pişman olarak savaş  meydanını terketmiştir. Talha ise mücadeleye devam etmiş, nihayet Cemel günü (h.  36), Mervan b. Hakem tarafından öldürülmüştür. Vefat ettiği zaman tahminen 60-64  yaşlarındaydı (İbn Hişam, a.g.e., 1, 251; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 224; İbnü&#8217;l-Esır,  a.g.e., 111, 87; el-Askalânî, a.g.e., 111, 292; İbn Cerîr, Tarîhü&#8217;l-Ümemi  ve&#8217;lMülûk, XI, 50&#8242; Beyrut).</p>
<p align="justify">Talha, Peygamber Efendimizin bacanağıydı. Hanımlarından dört  tanesi Resulullah (s.a.v.)&#8217;ın zevcelerinin kız kardeşleriydi. Bunlardan Ümmü  Gülsüm, Hz. Âîşe&#8217;nin; Hamne, Zeynep bint Cahş&#8217;ın; el-Fâria, Ümmü Habibe&#8217;nin ve  Rukiyye, Ümmü Seleme&#8217;nin kızkardeşi idi (el-Askalânî, a.g.e., III, 292).</p>
<p align="justify">Talha b. Ubeydullah&#8217;ın, onbiri erkek, ikisi kız olmak üzere  onüç çocuğu vardı. Erkek çocukların herbirine bir peygamber ismi vermişti.  Bunlar: es-Seccâd diye bilinen ve Cemel vak&#8217;asında babasıyla birlikte öldürülen  Muhammed, İmran, Musa, Ya&#8217;kub (Harre günü öldürüldü), İsmail, İshak, Zekeriyyâ,  Yusuf, İsâ, Yahya, Salih idi. Kızları ise Aişe ve Meryem idi (İbn Sa&#8217;d, a.g.e.,  III, 214; İbn Hişam,.a.g.e., 1,-307).</p>
<p align="justify">Talha, doğrudan Resulullah (s.a.v.)&#8217;dan rivayette bulunduğu  gibi, Hz. Ebubekir&#8217;le Hz. Ömer&#8217;den de hadis nakletmiştir. Kendisinden de,  oğulları; Yahya, Musa ve İsa ile Kays b. Ebi Hâzım, Ebu Seleme b. Abdirrahman,  el-Ahnef, Mâlik b. Ebî Âmir ve başkaları rivayet etmişlerdir (İbn Sa&#8217;d, a.g.e.,  III, 219; el-Askalânî, a.g.e., 111, 290).</p>
<p align="justify">Talha; orta boylu, geniş göğüslü, geniş omuzlu ve iri ayaklı  idi. Esmer benizli, sık saçlı fakat saçları ne kısa kıvırcık ne de düz ve  uzundu. Güler yüzlü, ince burunlu idi. Saçlarını boyamazdı. Yürüdüğü zaman  sür&#8217;atli yürür, bir yere yöneldiği vakit tüm vucudu ile dönerdi (İbn Sa&#8217;d,  a.g.e., 111, 219; el-Askalânî, a.g.e., 111, 291).</p>
<p align="justify">Ashâbın zenginlerindendi. Zengin olduğu kadar da cömertti.  Cömertliği sebebiyle kendisine &#8220;el-Fayyâd&#8221; denirdi. Vefat ettiği zaman, miras  olarak bir hayli gayrimenkul, nakit para ve değerli eşya bırakmıştır. Rivâyete  göre gayri menkullerinin tutarı otuz milyon dirhem, nakitlerinin tutarı iki  milyon ikiyüz dirhem ve ikiyüz bin dinar idi. Sadece Irak&#8217;tan gelen yıllık  geliri yüzbin dirhem civarındaydı</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/talha-b-ubeydullah-ra.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/talha-b-ubeydullah-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAİD B. ZEYD</title>
		<link>http://www.nurislam.org/said-b-zeyd.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/said-b-zeyd.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:14:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[SAİD B. ZEYD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[Hayattayken Cennetle müjdelenen on sahabiden biri. Babası Zeyd b. Amr olup, nesebi Ka'b da Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Künyesi  Ebul-A&#8217;ver&#8217;dir. Ebu Tür olarak da çağrılırdı (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 387).  Annesi Fatıma binti Ba&#8217;ce&#8217;dir. Babası Zeyd, Mekke müşriklerinin dinlerini akıl  dışı bularak cansız putlara tapınmanın anlamsızlığı karşısında gerçek dine  ulaşmak için araştırma yapmaya başlamış ve bunun için Suriye taraflarına giderek  yahudi ve hristiyan âlimleriyle görüşmelerde bulunmuştu. Ancak onların  verdikleri dini bilgiler Zeyd&#8217;i tatmin etmemişti. Zeyd&#8217;in bu durumunu gören bir  papaz ona, şirkten ve hurâfelerden uzak, Hz. İbrahim (a.s)&#8217;in dini olan  Hanifliğe tabi olmasını tavsiye etmişti. Zeyd, Hanifliğin ne olduğunu öğrendiği  zaman aradığı dini bulduğunu anlamış ve Mekke&#8217;ye dönmüştü. O, Kâbe&#8217;ye yönelerek  ibadet eder, Mekke&#8217;de İbrahim&#8217;in dini üzere bulunan tek kimse olduğunu Kureyş  müşriklerine karşı iftihar ederek söyler ve onların putlar adına kurban  kesmelerini ayıplardı. Zeyd, İsmail (a.s)&#8217;ın neslinden bir peygamberin  geleceğini öğrenmişti. Arkadaşı Amr b. Rabî&#8217;a'ya kendisinin bu peygambere  kavuşamayacağını zannettiğini, eğer ona ulaşırsa kendi selamını ona iletmesini  söylemişti (İbn Sa&#8217;d, Tabakâtül-Kübra, Beyrut (t.y), III, 379). Zeyd, Rasûlüllah  (s.a.s)&#8217;in Peygamberlikle görevlendirilmesinden önce vefat etti.</p>
<p align="justify">Said, babası Zeyd&#8217;in kendisine telkin ettiği hanif dininin  bilincinde olarak yetişmişti. Rasûlüllah (s.a.s), İslâm dinini tebliğe başladığı  zaman, onun çağırdığı dinin babasının söylediği prensiplerle aynı olduğunu gördü  ve ona tabi olmakta gecikmedi. Rivayetlere göre o, Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in az  sayıdaki ashabıyla Erkam&#8217;ın evinde gizlice toplanmaya başlamasından önce iman  etmiştir. Doğum tarihi kaynaklarda zikredilmemektedir. Ancak, onun Hicri 50 veya  51 yılında öldüğü zaman yetmiş yaşını aşmış olduğu (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II,  389) gözönünde bulundurulursa Hicretten yirmi beş yıl önce doğmuş olabileceği  söylenebilir. Said (r.a); Hz. Ömer&#8217;in kızkardeşi Fatıma ile evli idi. Hz. Ömer  (r.a) da Said&#8217;in kızkardeşi Atîke ile evli bulunmaktaydı (İbnül-Esir, a.g.e., II,  387). Hz. Ömer, onların yeni dine girdiklerini öğrendiği zaman son derece kızmış  ve yaptıklarının hesabını sormak için hemen evlerine gitmişti. Ancak olay Ömer  (r.a)&#8217;ın iman etmesi sonucunu doğuracak bir şekilde gelişmişti (bk. Ömer ibn et-Hattab  mad.).</p>
<p align="justify">Medine&#8217;ye hicret edildiği zaman Said, Rıfaa b. Abdul-Munzır  (r.a)&#8217;ın evinde misafir olmuştur. Muâhât olayında bir rivayete göre Ebu Lübabe  başka bir rivayete göre de Rafi&#8217; b. Malik ile kardeş ilan edilmişti (İbn Sad,  III, 382). İbnül-Esîr ise, Ubey b. Ka&#8217;b ile kardeş ilan edildiğini  kaydetmektedir (Üsdül-Ğabe, II, 387).</p>
<p align="justify">Saîd b. Zeyd, Bedir savaşı hariç, Uhud, Hendek ve Rasûlullah  (s.a.s)&#8217;in diğer bütün savaşlarına katılmıştır.</p>
<p align="justify">Rasûlüllah (s.a.s), Said ile Talha b. Ubeydullah (r.a)&#8217;ı,  Suriye taraflarına giden Kureyş kervanının dönüşü hakkında bilgi toplamak ve bu  bilgileri hızlı bir şekilde Medine&#8217;ye ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece, Ebu  Süfyan&#8217;ın başkanlığındaki bu kervan Suriye dönüşünde yakalanabilecekti. Said,  Talha ile birlikte el-Havra denilen yere kadar gitmiş ve kervanın dönüşünü  beklemeye başlamıştı. Ancak onların bu kervanın dönüşü hakkındaki haberi  Medine&#8217;ye ulaştırmadan önce Rasûlüllah (s.a.s) başka kaynaklardan gerekli  bilgileri almış ve Medine&#8217;den Ensar ve Muhacirlerden oluşan ordusuyla yola  çıkmıştı. Onlar Medine&#8217;ye Bedir savaşının vuku bulduğu gün ulaşabildiler.  Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in, kervanın yolunu kesmek için Medine&#8217;den ayrılmış olduğunu  gören Said ve Talha derhal ona katılmak için Bedir&#8217;e doğru yola çıktılar. Onlar  Turban denilen yere geldikleri zaman Bedir&#8217;den dönmekte olan Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;le  karşılaştılar. Bedir savaşına fiilen iştirak edememiş olmalarına rağmen  Rasûlüllah (s.a.s) onları savaşa katılmış sayarak ganimetten diğer mücahitler  gibi pay vermişti (İbn Sa&#8217;d, III, 382-383). Said (r.a), Hz. Ömer zamanında  Suriye bölgesinde sürdürülen askerî harekâtlara katılmış; Dımaşk muhasarası ve  Yermuk savaşında bulunmuştur (İbnül-Esir, a.g.e., II, 388; İbnül-İmad el-Hanbelî,  Şezerâtu&#8217;z-Zeheb, Beyrut (t.y), I, 57).</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/said-b-zeyd.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/said-b-zeyd.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SA&#8217;D B. EBİ VAKKAS</title>
		<link>http://www.nurislam.org/sad-b-ebi-vakkas.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/sad-b-ebi-vakkas.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 02:12:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşere-i Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[Aşerei Mübeşşere]]></category>
		<category><![CDATA[SA'D B. EBİ VAKKAS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[Sa'd b. Ebî Vakkas Malik b. Vuheyb b. Abdi Menaf b. Zühre. Babası Malik b. Vuheyb'dir. Malik'in künyesi Ebî Vakkas olup, Sa'd bu künyeye nisbetle İbn Ebî Vakkas olarak çağrılırdı....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;">Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in annesi Zuhreoğullarından olduğu  için, anne tarafından da nesebi Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir. Sa&#8217;d'ın  annesi Hamene binti Süfyan b. Ümeyye&#8217;dir. Sa&#8217;d (r.a), ilk iman edenlerden  biridir. Kendisinden yapılan rivayetlere göre o İslâmı üçüncü kabul eden  kimsedir. Ancak, Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Zeyd b. Harise&#8217;den sonra  müslüman olmuşsa beşinci müslüman olmuş oluyor. Sa&#8217;d (r.a), müslüman olduğu gün  henüz namazın farz kılınmamış olduğunu ve o zaman on yedi yaşında bulunduğunu  söylemektedir (İbn Sa&#8217;d, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).</p>
<p>Sa&#8217;d (r.a) İslâma girişine sebep olan olayı şöyle anlatır: &#8220;Müslüman olmadan  önce rüyamda kendimi hiç bir şeyi göremediğim karanlık bir yerde gördüm. Bu  arada ay doğdu ve ben onun aydınlığına tabi oldum. Benden önce bu aya kimlerin  uymuş olduğuna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harise, Ali b. Ebî Talib ve Ebû  Bekir&#8217;di. Onlara ne kadar zamandan beri burada olduklarını sorduğumda, onlar;  &#8220;Bir saat kadardır&#8221; dediler. Araştırdığımda öğrendim ki, Rasûlüllah (s.a.s)  gizlice İslâm&#8217;a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesi taraflarında rastladım.  İkindi namazını kılıyordu. Orada İslâmı kabul ettim. Benden önce bu kimselerden  başkası imân etmemişti&#8221; (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 368).</p>
<p>Sa&#8217;d'ın müslüman olduğunu öğrenen annesi, buna çok üzülmüş ve oğlunu atalarının  dinine döndürebilmek için çareler aramaya başlamıştı. Sa&#8217;d'a, eğer girdiği  dinden dönmezse, yemeyip içmeyeceğine dair yemin etmişti. Sa&#8217;d, annesine, bunu  yapmamasını, çünkü dininden dönmeyeceğini söyledi. Yeminini uygulamaya koyan  annesi, bir zaman sonra açlık ve susuzluktan bayılmıştı. Ayıldığında Sa&#8217;d ona;  &#8220;Senin bin tane canın olsa ve bunları bir bir versen, ben yine de dinimden  dönmeyeceğim&#8221; demişti. Onun kararlılığını gören annesi yemininden vazgeçmişti  (Üsdül-Ğabe, aynı yer). Sa&#8217;d (r.a) annesine çok düşkündü ve ona bir zarar  gelmesini asla kabul edemezdi. Ancak imanla alakalı bir konuda Rabbine isyan  edip başkalarının heva ve heveslerine de tabi olamazdı. Sa&#8217;d (r.a) ve  benzerlerinin karşılaşacağı bu gibi durumları çözümlemek ve iman edenleri  rahatlatmak için Allah Teâlâ şu âyet-i kerimeyi göndermişti: &#8220;Bununla beraber  eğer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşmak için seninle  uğraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlara iyi davran&#8230;&#8221;  (Lokman, 31 / 15).</p>
<p>Sa&#8217;d (r.a), Medine&#8217;ye hicrete kadar Mekke&#8217;de kalmıştır. Dolayısıyla müşrikler  tarafından uğradıkları bütün saldırı ve işkencelere diğer müslümanlarla birlikte  Mekke dönemi boyunca muhatab olduğu muhakkaktır. Mekke&#8217;de müslümanlar, Mekke  zorbalarının saldırılarından emin olmak için ibadetlerini gizli ve tenha  yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa&#8217;d (r.a) arkadaşlarıyla birlikte ibadet  ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataşarak İslâmla alay etmişler ve  onlara saldırmışlardı. Sa&#8217;d eline geçirdiği bir deve sırt kemiğini alıp  müşriklere karşılık vermiş ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde  bırakmıştı. İşte İslâm&#8217;da Allah için ilk akıtılan kan budur (Üsdü&#8217;l-Ğâbe, II,  367).</p>
<p>Sa&#8217;d (r.a) kardeşi Ümeyr (r.a) ile Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman, kan davası  yüzünden Mekke&#8217;den kaçıp buraya yerleşmiş olan diğer kardeşleri Utbe&#8217;nin evinde  kalmaya başlamışlardı. Muahat olayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa&#8217;d'ı Mus&#8217;ab b.  Umeyr ile kardeş ilân etmişti. Başka bir rivayete göre de kardeş ilân edildiği  kimse Sa&#8217;d b. Mu&#8217;az&#8217;dır (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 139-140).</p>
<p>Medine&#8217;ye hicretle birlikte İslâm devlet olmuş ve kendini tehdit eden güçlere  karşı askerî faaliyetler başlamıştı. Bu çerçevede Mekke kervanlarına yönelik  askerî birlikler (seriyye) sevkediliyordu. İlk seriyye, Hicretin yedinci ayında  Mekke kervanının yolunu kesmek için otuz kişiden oluşan Hz. Hamza komutasındaki  seriyyedir. Sa&#8217;d (r.a)&#8217;da bu ilk askerî birliğe katılanlardandır (İbn Sad, aynı  yer) Bir ay sonra Ubeyde b. Haris komutasında gönderilen seriyye Kureyş  kervanıyla karşılaştığında ilk oku Sad b. Ebi Vakkas (r.a) atarak çatışmayı  başlatmıştı. Mekke&#8217;de Allah yolunda ilk kan akıtan kimse olma şerefi Sa&#8217;d  (r.a)&#8217;a ait olduğu gibi, yine Allah yolunda ilk ok atma şerefi de böylece ona  nasip olmuştur. Sa&#8217;d (r.a) şöyle demektedir: &#8220;Araplardan Allah yolunda ilk ok  atan kimse benim&#8221; (İbn Sa&#8217;d, aynı yer).</p>
<p>Aynı yılın Zilkade ayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas&#8217;ı yirmi kişilik  bir askerî birliğe komutan tayin ederek el-Harrar mevkiine göndermişti. Bu  seriyyenin gayesi de Mekkelilere ait kervanı vurmaktı. Ancak kervan bir gün  önceden bu yerden hareket etmiş olduğu için, bir çatışma çıkmamıştı. Rasûlüllah  (s.a.s), sadece seriyyeler göndermekle yetinmiyor, bizzat ordusunun başına  geçerek seferler düzenliyordu. Bunlardan biri olan ve II. Hicrî yılın  Rebiu&#8217;l-Evvel ayında gerçekleştirilen Buvat gazvesinde, ordu sancağını Sa&#8217;d  taşımaktaydı (Taberi, Tarih, Beyrut 1967, II, 407). Peşinden tehlikeli bir  görevle Mekke ile Taif arasındaki Nahle mevkiine keşif maksadıyla gönderilen  Abdullah b. Cahş seriyyesine katılan Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas (r.a)&#8217;ın bütün cihad  faaliyetlerine aktif bir şekilde iştirak ettiği görülmektedir.<br />
</span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/sad-b-ebi-vakkas.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/sad-b-ebi-vakkas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EBU BEKİR ES SIDDÎK (r.a)</title>
		<link>http://www.nurislam.org/ebu-bekir-es-siddik-ra.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/ebu-bekir-es-siddik-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:43:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[EBU BEKİR ES SIDDÎK (r.a)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=167</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Muhammed (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de hicret sırasında Rasûlullah&#8217;la beraber  olmasından dolayı, &#8220;&#8230;mağarada bulunan iki kişiden biri&#8230;&#8221; (et-Tevbe, 9/40)  şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm&#8217;dan sonra  Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad  edilmiş mânâsına &#8220;atik&#8221;; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da &#8220;sıddik&#8221;  lâkabıyla anılmıştır. &#8220;Deve yavrusunun babası&#8221; manasına gelen Ebû Bekir adıyla  meşhur olmuştur. Teym oğulları kabilesinden olan Ebû Bekir&#8217;in nesebi Mürre b.  Kâ&#8217;b'da Rasûlullah&#8217;la birleşir. Anasının adı Ümmü&#8217;l-Hayr Selma, babasının ki Ebû  Kuhafe Osman&#8217;dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir&#8230; b. Murra &#8230;et-Teymî&#8217;dir.  Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman  olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir&#8217;in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz.  Ebû Bekir&#8217;in Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;den bir veya üç yaş küçük olduğu  zikredilmiştir. İslâm&#8217;dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve  evinde put bulundurmayan &#8220;hanif&#8221; bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz.  Peygamber&#8217;den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış,  kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571&#8242;de  Mekke&#8217;de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret  bulmuştur. İçki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç  içmemiştir. O dönemde Mekke&#8217;nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve  ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu;  sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır.  Rasûlullah&#8217;a iman eden Ebû Bekir (r.a.) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman b.  Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa&#8217;d b. Ebî Vakkas ve Talha b.  Ubeydullah gibi İslâm&#8217;ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir  çoğu İslâm&#8217;ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah&#8217;ın yanından  ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur.  Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan  önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda  özellikle Ebû Bekir&#8217;e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona  &#8220;Peygamber&#8217;in veziri&#8221; derlerdi.</p>
<p align="justify">Teymoğulları kabilesi Mekke&#8217;de önemli bir yere sahipti.  Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile  tanınıyorlardı. Hz. Ebû Bekir&#8217;in babası Mekke eşrafındandı. Hz. Ebû Bekir,  câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tânınan, sevilen bir kişi idi. Mekke&#8217;de &#8220;eşnak&#8221;  diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi.  Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah&#8217;ın  birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere  ederlerdi. İkisi de câhiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri  sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.</p>
<p align="justify">İslâm&#8217;ı Benimsemesi</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile  karşılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, &#8220;Allah&#8217;ın elçisi&#8221; olduğunu söyleyip  &#8220;Yaratan Rabbinin adıyla oku&#8221; (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği  zaman hemen ona: &#8220;Allah&#8217;ın birliğine ve senin O&#8217;nun rasûlü olduğuna iman ettim&#8221;  demiştir. Hz. Hatice&#8217;den sonra Rasûlullah&#8217;a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber  (s.a.s.) İslâm&#8217;ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir  tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul  etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), &#8220;Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû  Bekir&#8217;in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı &#8221; diye lâtif bir benzetme  de yapmıştır. Mü&#8217;min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm&#8217;a  adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.</p>
<p align="justify">Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri  İslâm&#8217;a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan  güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad  etmekte kullandı. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye,  Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mescid-i Haram&#8217;da müşriklerin saldırısına  uğramıştı. Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm&#8217;ı tebliğe gizli gizli devam  ediyordu. Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları  Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b.  Affan, Sa&#8217;d b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b.  Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm&#8217;a dâvet eden odur. Müşriklerin eziyetleri  çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû  Bekir&#8217;e de Habeşistan&#8217;a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak  Berkü&#8217;l-Gımâd&#8217;da Mekke&#8217;nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile  karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke&#8217;ye dönmesi  gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke&#8217;ye dönmüşlerdir. Ancak şartlı  olarak Ebû Bekir&#8217;i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir&#8217;in açıktan açığa  ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine  getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir,  onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade  etmişti: &#8220;Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allah&#8217;ın himayesi yeter.&#8221;  Böylece onüç yıl Mekke&#8217;de Rasûlullah&#8217;ın yanında kalan Hz. Ebû Bekir, Hz.  Aişe&#8217;nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir&#8217;e gelerek ona  beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı  (İbn Hişâm, es-Sire, II, 485).</p>
<p align="justify">Hz. Peygamber&#8217;in bir gecede Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e oradan  Sidretü&#8217;l Münteha&#8217;ya gittiği İsra ve Mirâc * hâdisesini duyan müşrikler bunu Hz.  Ebû Bekir&#8217;e yetiştirdikleri zaman; &#8220;O dediyse doğrudur.&#8221; demiştir. Bu sözünden  sonra Ebu Bekir&#8217;e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe  olmayan anlamında, &#8220;Sıddık&#8221; lâkabı verildi. Kur&#8217;an tâbiriyle, &#8220;O, ne iyi  arkadaştı &#8221; (en-Nisâ, 4/69) denilebilir.</p>
<p align="justify">İşte o &#8220;Sıddîk&#8221; ile o &#8220;Emîn&#8221;, o iki arkadaş beraberce Sevr  dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir.</p>
<p align="justify">Hicreti</p>
<p align="justify">Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) mağarada  keşif yaptıktan sonra Rasûlullah içeri girmiştir. Ebû Bekir&#8217;in kızı Esma yolda  yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke&#8217;den ayrılınca müşrikler her  tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri  Ebû Cehil başkanlığında Esma&#8217;nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün  parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini  kâfirlere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar  geldiler. Rasûlullah bu sırada Kur&#8217;ân&#8217;da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu:  &#8220;Üzülme, Allah bizimledir&#8221; (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş,  göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir.  Kâfirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan  sonra Medine&#8217;ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kuba&#8217;ya vardılar.</p>
<p align="justify">Ebû Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: &#8220;Rasûlullah  (s.a.s.) ile beraber bir mağarada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O  anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine, &#8216;Ya Rasûlullah,  bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür&#8217; dedim. O, &#8216;Sus  ya Ebû Bekir. İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?&#8217;  buyurdu.</p>
<p align="justify">Kuba&#8217;da üç gün kalan Rasûlullah ile Hz. Ebû Bekir nihayet  Medine&#8217;ye vardılar. Medine&#8217;de Hz. Ebû Bekir humma hastalığına tutuldu. Hastalık  ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, &#8220;Allah&#8217;ım Mekke&#8217;yi bize sevgili kıldığın  gibi Medine&#8217;yi de bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır&#8217; diye dua ettiği  zaman Hz. Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahâbîler iyileştiler. Bu aradâ Hz. Âişe  ile Hz. Muhammed (s.â.s.)&#8217;in düğünleri yapıldı. Mescidi Nebî inşâ edildi.  Masrafların bir kısmını Hz. Ebû Bekir karşıladı. Medine&#8217;de kardeşlik tesis  edildiğinde Ebû Bekir&#8217;in kardeşliği Harise b. Zeyd oldu.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir Medine&#8217;de Mescidi Nebî&#8217;nin inşasına katıldı.  Rasûlullah İslâm&#8217;ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye  denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebû Bekir de  katılıyordu. Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir&#8217;de,  Uhud&#8217;da, Hendek&#8217;te) Ebû Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke,  Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Rasûlullah&#8217;ın bizzat idare ettiği harplere  gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla  gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Uşeyre  gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazvelerde Hz. Ebû  Bekir, Rasûlullah&#8217;ın en yakınında yer almış olup onun &#8220;veziri&#8221; gibi idi.  Bedir&#8217;de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla  çarpışmıştır. Sadece o değil, Bedir&#8217;de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası,  dayısı ile çarpışmıştı. Bedir savaşı, müslümanların İslâm&#8217;ı herşeyden üstün  tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile  taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırdetmeden öldürdüklerini  göstermektedir. Rasûlullah&#8217;ın bir amcası Hamza, İslâm ordusu safındayken öteki  amcası Abbas, düşman safındaydı. Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki  yeğenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hattâ kızı Zeyneb&#8217;in eşi  Ebû&#8217;l-As da Rasûlullah&#8217;a karşı müşriklerle birlikte savaşıyordu.</p>
<p align="justify">Hicretin 9. yılında Medine&#8217;de büyük bir kıtlık oldu. Bu arada  Bizans İmparatoru, Şam&#8217;da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu  hazırladı. Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık  sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun  hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda &#8220;Vedâ Haccı&#8221;nda bulunan Allah&#8217;ın Rasûlü,  onbirinci yılda hastalandı.</p>
<p align="justify">Hilâfeti</p>
<p align="justify">Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13  Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtını duyan  müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine  karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi  ile buluşmaya gittiğini, O&#8217;nun için &#8220;öldü&#8221; diyen olursa ellerini keseceğini  söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah&#8217;ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak  kızının yanına gitmişti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah&#8217;ı  alnından öptü ve &#8220;Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de  yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve  şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin  katında bizi unutma; hatırında olalım &#8230;&#8221; dedi. Sonra dışarı çıkıp Ömer&#8217;i  susturdu ve; &#8220;Ey insanlar, Allah birdir, O&#8217;ndan başka ilâh yoktur, Muhammed  O&#8217;nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed&#8217;e kulluk eden varsa,  bilsin ki o ölmüştür. Allah&#8217;a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî  ve ebedîdir. Size Allah&#8217;ın şu buyruğunu hatırlatırım: &#8220;Muhammed sadece bir  elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya  öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi  üzerinde geriye dönerse Allah&#8217;a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri  mükâfatlandıracaktır&#8221; (Âl-u İmrân, 3/144). Allah&#8217;ın kitabı ve Rasûlullah&#8217;ın  sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan,  peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size  ulaşmasına fırsat vermeyiniz&#8221; (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III,  197,198).</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin  ettikten sonra Rasûlullah&#8217;ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide  sakifesinde toplanarak Hazrec&#8217;in reisi olan Sa&#8217;d b Uhâde&#8217;yi Rasûlullah&#8217;tan sonra  halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve  Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde&#8217;ye gittiler. Orada Ensâr ile  konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû  Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde&#8217;nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden  tutarak ikisinden birine bey&#8217;at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak  öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir&#8217;in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû  Bekir&#8217;e bey&#8217;at etti ve, &#8220;Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah&#8217;ın emriyle  namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey&#8217;at ediyoruz. Rasûlullah&#8217;a  hepimizden daha sevgili olan sana bey&#8217;at ediyoruz&#8221; dedi. Hz. Ömer&#8217;in bu âni  davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at ettiler. Bu özel  bey&#8217;attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî&#8217;de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe  okudu ve resmen ona bey&#8217;at edildi. Rasûlullah&#8217;ın defni salı günü gerçekleşirken,  onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz. Ebû  Bekir yine firasetini ortaya koydu ve &#8220;Her peygamber öldüğü yere defnedilir&#8221;  hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi. Rasûlullah&#8217;ın cenaze namazı  imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurken, Hz. Ali&#8217;nin Hz.  Fatıma&#8217;nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey&#8217;ata ilk  zamanlar katılmadığı nakledilir. Hz. Ali rivâyetlere göre, el-Bey&#8217;atü&#8217;l-Kübrâ&#8217;ya  bey&#8217;at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde  evden fırlamış ve gidip Hz. Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at etmiştir (Taberî, Târih, III,  207). Onun aylarca Hz. Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at etmediği haberleri gerçeğe uygun  olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir&#8217;in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında  yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır.</p>
<p align="justify">Râsulullah&#8217;ın en yakın ashâbı arasında -hattâ Ebû Bekir ile  Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk  iki halife zamanında da görüldüğü gibi dâima birliktelik devam ettirilmiştir.  Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol  oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sâkin davranırken, Ömer sertlik  yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekir&#8217;in yönetiminde, Hz.  Ali ve Zübeyr b. Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû  Bekir&#8217;in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve&#8217;n Nihâye, V, 249).  Hz. Ali, Rasûlullah&#8217;ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine  getireceğini söylemiş (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, İbn Abbas&#8217;ın Rasûlullah  hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir.  Yani Hz. Ebû Bekir&#8217;in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten  tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir. Hz. Peygamber  ölmeden önce yazılı bir ahidname bırakmamış, ancak Hz. Ebû Bekir&#8217;in faziletine  dair Mescid&#8217;de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine  İmam tâyin etmiştir.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah&#8217;ın mirasından pay almak  için gelen Hz. Fâtıma&#8217;ya, &#8220;Rasûlullah&#8217;ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri  durmam&#8221; diyerek, Fâtıma&#8217;nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından  daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah&#8217;ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse  onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220). Sonraları Hz. Ali&#8217;nin hilâfeti zamanında  Fâtıma&#8217;ya -ki, Ebû Bekir&#8217;e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir  şey vermemesi de ashâbın Rasûlullah&#8217;ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin  delilidir (İbn Teymiye, Minhâc&#8217;üs-Sünne, III, 230). Hz. Ebû Bekir &#8220;Rasûlullah&#8217;ın  Halifesi&#8221; seçildikten sonra Mescid&#8217;de yaptığı konuşmada, &#8220;Sizin en hayırlınız  değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyle yaparsam bana yardım ediniz,  yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü&#8217;ne itaat ettiğim müddetçe  siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez&#8230;&#8221; demiştir (İbn  Hişâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).</p>
<p align="justify">Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühatı</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir Rasûlullah&#8217;ın halifesi olduktan sonra, onun  vefâtıyla Arabistan&#8217;da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme  hareketlerine, yalancı peygamberlere, &#8220;namaz kılarız, ama zekât vermeyiz&#8221;  diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu&#8217;l-Ansı, Müseylemetü&#8217;l-Kezzâb, Secah, Tuleyha  gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş,  isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü&#8217;l-Mal&#8217;e konulup dağıtılmaya  başlanmıştır. Rasûlullah&#8217;ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme  ordusunu Ürdün&#8217;e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını  bastırmıştır. İçte isyancılarla mücâdele edilirken, dışta da iki büyük  imparatorluğun, İran ve Bizans&#8217;ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve  Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye&#8217;nin de  önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermük savaşı devam ederken Hz. Ebû Bekir  vefât etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: &#8220;Kadın,  çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma&#8217;mur bir yeri  tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın.&#8221; Gerçekten İslâm ordusu fethettiği  yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış,  müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm&#8217;ın himayesine giren milletler huzur ve  emniyet içinde yaşamışlardır.</p>
<p align="justify">Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;in Toplanması, &#8220;Mushaf&#8221;ın Meydana gelmesi</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve  kurrâ&#8217;nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz. Ömer&#8217;in Kur&#8217;ân&#8217;ın toplanması  fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur&#8217;ân âyetlerinin  toplanmasını sağlamıştır. Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce  ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın  çoğu da Kur&#8217;ân hâfızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da  azalınca Kur&#8217;ân&#8217;ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebû Bekir, Zeyd b.  Sâbit&#8217;in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri  getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ&#8217; ile te&#8217;kid  ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve &#8220;Mushaf&#8221; meydana getirildi. Bu  Mushaf Ebû Bekir&#8217;den Ömer&#8217;e, ondan da kızı Hafsa&#8217;ya geçti ve Hz. Osman zamanında  çoğaltılarak Dârü&#8217;l-İslam&#8217;ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.</p>
<p align="justify">Vefâtı</p>
<p align="justify">Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine  rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz.  Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine&#8217;de  yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer&#8217;in  namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hz. Ömer&#8217;i halifeliğe uygun  gördüğünü söyledi. Hz. Ömer&#8217;in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap  verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman&#8217;a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.) de, çok  sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti. Vasiyeti gereği  Rasûlullah&#8217;ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük  insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.</p>
<p align="justify">Kişiliği ve Yönetimi</p>
<p align="justify">Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir,  dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuşak  huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi. Hz. Âişe&#8217;nin  rivâyetine göre, &#8220;gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf&#8221; biri idi. Câhiliye  döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem  tanırlardı. Rasûlullah&#8217;ın en sadık dostu olan Ebû Bekir&#8217;in Mirâc olayında  sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona &#8220;es-Sıddık&#8221; lâkabını kazandırmıştır. O bu  olayda &#8220;O ne söylüyorsa doğrudur&#8221; demiştir. Cömertlikte ondan üstünü de yoktur.  Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği  müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve  geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır. Dört eşinden altı  çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe&#8217;yi Rasûlullah ile hicretten sonra  evlendirmiştir (Tabakat-ı İbn Sa&#8217;d, VI, 130 vd.; İbnu&#8217;l-Esir, II, 115 vd).</p>
<p align="justify">Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda  ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Peygamber&#8217;i uyandırmamak  için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz. Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda,  &#8220;Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah&#8221; demesi olayı Ebû Bekir&#8217;in  Rasûlullah&#8217;a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hz. Ebû Bekir&#8217;in  beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan  sakin bir adam olduğu rivâyet edilir (İbnü&#8217;l Esir, el-Kâmil fi&#8217;t-Târih, II,  419-420). Rasûlullah&#8217;tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir&#8217;dir. O, Hz.  Peygamber&#8217;in veziri, fetvâlarda en yakını idi. Rasûlullah&#8217;ın, &#8220;İnsanlardan dost  edinseydim, Ebû Bekir&#8217;i edinirdim&#8221; (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: İbn  Mâce, Mukaddime, II) ve &#8220;Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir  hariç&#8221; demesi ve son hutbesinde, &#8220;Allah, kullarından birini dünya ile kendi  katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı  tercih etti&#8221; diye Ebû Bekir&#8217;i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp  yalnız Hz. Ebû Bekir&#8217;in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri  göstermektedir.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir&#8217;in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize  ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi  biliyor, Rasûlullah&#8217;ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine  karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri,  Fedâilü&#8217;l-Ashâbı&#8217;n-Nebî, 3 ). İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid&#8217;atler  onun devrinde yaşanmamıştır. &#8220;Üzülme, Allah bizimle beraberdir&#8221; buyuran  Rasûlullah&#8217;ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hz. Ebû Bekir&#8217;de zâhir olmuştur (İbn  Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329).</p>
<p align="justify">Kaynaklarda onun, &#8220;Ben ancak Rasûlullah&#8217;a tâbiyim, birtakım  esaslar koyucu değilim&#8221; diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî,  IV, 1845; İbn Sa&#8217;d, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kur&#8217;ân&#8217;a bakar,  bulamazsa Sünnet&#8217;te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve  ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği&#8217;nin  ihtilâfa yol açmasında Ömer&#8217;in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına  rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk  çıkmadı. Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâkı bir  talâk saymışlar, bu daha sonra-birçok &#8220;maslahat gereği&#8221; diye yapılan değişiklik  gibi- üç talâk sayılmıştır. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah&#8217;ın tüm uygulamalarını  aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm&#8217;a ısındırmak istenenlere  toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin  değişmesini söyleyen ashâbına uymuştur. Müslümanlar henüz otuzsekiz kişiyken  Mekke&#8217;de Mescid-i Haram&#8217;da İslâm&#8217;ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû  Bekir&#8217;e hilâfetinde &#8220;Halifet-u Rasûlillah&#8221; denilmiş, sonraki halifelere ise &#8220;Emîrü&#8217;l-Mü&#8217;minîn&#8221;  denilmiştir. Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hz. Ömer,  kâtipliğini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b. Velid  yapmıştır. Medine Dârü&#8217;l-İslâm&#8217;ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San&#8217;a, Hadramevt,  Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır.  Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü&#8217;l-Mal&#8217;de toplanmıştır.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir, Mukillîn* denilen çok az hadis rivâyet eden  ashâbdan sayılır. O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz  kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti  nakledilmiştir. Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:</p>
<p align="justify">&#8220;Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız  bırakmayan bir şeytanım vardır&#8230; Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan  acele gelen eceliniz var&#8230; Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur&#8230;  Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen  kimsede hayır yoktur&#8230; Amelin sırrı sabırdır&#8230; Hiç kimseye imandan sonra  sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir&#8230; Hesaba <span><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;">çekilmeden kendinizi  hesaba çekiniz (Ayr. bk. Ebû Nuaym, Hılye, l )</span></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/ebu-bekir-es-siddik-ra.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/ebu-bekir-es-siddik-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖMER B. HATTAB (r.a)</title>
		<link>http://www.nurislam.org/omer-b-hattab-ra.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/omer-b-hattab-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:42:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER B. HATTAB (r.a)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)'ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a)...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;"></p>
<p align="justify"><span style="color: #808000;"><strong>İkinci Raşid Halife.</strong></span> İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim  kılmak için Resulullah (s.a.s)&#8217;ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan  sahabilerden biri. <span style="color: #ff0000;"><strong>Hz. Ömer (r.a),</strong></span> Fil Olayından on üç sene sonra Mekke&#8217;de  doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından  dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146).  Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka&#8217;b'da Resulullah (s.a.s) ile  birleşmektedir. Kureyş&#8217;in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil&#8217;in kardeşi  veya amcasının kızı olan Hanteme&#8217;dir (bk. a.g.e., 145).</p>
<p align="justify">Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)&#8217;in müslüman olmadan önceki hayatı  hakkında fazlaca bir şey söylemezler. Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere  çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir. O, Suriye  taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H. İbrahim Hasan,  Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında  yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi.  Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve  dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi. Ayrıca  kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği  kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123;  Üsdül-Ğâbe, IV, 146).</p>
<p align="justify">Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı  tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr  eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe  çağıran Muhammed (s.a.s)&#8217;ı öldürmeye karar vermişti. Kılıcını kuşanarak,  Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun  müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu. Tarihçilerin ittifakla  naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)&#8217;in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti:  Ömer, Resulullah (s.a.s)&#8217;ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken,  yolda Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini  sorduğunda o, Muhammed (s.a.s)&#8217;i öldürmeye gittiğini söylemişti. Nuaym, Ömer&#8217;in  ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş  olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi. Bunu  öğrenen Ömer (r.a), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi. Kapıya geldiğinde içerde  Kur&#8217;an okunmaktaydı. Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur&#8217;an  sayfalarını sakladılar. İçeri giren Ömer (r.a), eniştesini dövmeye başlamış,  araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı. Kızkardeşinin  ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını  bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve  okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti. Kendisine verilen sahifelerden  Kur&#8217;an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah  (s.a.s)&#8217;ın nerede olduğunu sordu. O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin  yanında bulunan Erkam (r.a)&#8217;ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı.  Resulullah (s.a.s)&#8217;ın Daru&#8217;l-Erkam&#8217;da olduğunu öğrenen Ömer (r.a), doğruca oraya  gitti. Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye  başladılar. Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde  duruyordu. Hz. Hamza: &#8220;Bu Ömer&#8217;dir. İyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eğer  kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır&#8221; diyerek kapıyı  açtırdı. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)&#8217;ın iki yakasını tutarak;</p>
<p align="justify">&#8220;Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!&#8221;  dediğinde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn  Sa&#8217;d, Tabakatu&#8217;l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu&#8217;l-Hulefa,  Beyrut 1986, 124 vd.).</p>
<p align="justify">Rivayetlere göre Ömer (r.a)&#8217;ın müslüman oluşu, Resulullah  (s.a.s)&#8217;ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hişam (Ebû  Cehil) ile yücelt&#8221; şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer  el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi&#8217;s-Sahâbe, Bağdat t.y., II, 518; İbn Sa&#8217;d, aynı  yer; Suyûtî, a.g.e., 125).</p>
<p align="justify">Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O,  iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi  kadardı (İbn Sa&#8217;d, aynı yer).</p>
<p align="justify">Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı  müslümanlar, Beytullah&#8217;a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya  gelebiliyorlardı. Ömer (r.a) müslüman olunca doğruca Beytullah&#8217;ın yanına gitti  ve müslüman olduğunu haykırdı. Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi. Ancak  o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği  muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde  Beytullah&#8217;ta namaza durdu. Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara  büyük bir moral desteği sağlamıştı. Abdullah İbn Mes&#8217;ud&#8217;un; &#8220;Ömer&#8217;in müslüman  oluşu bir fetihti&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 270) sözü bunu  açıkça ortaya koymaktadır. Taberî&#8217;nin İbn Abbas&#8217;tan tahric ettiği bir hadise  göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmuştur (Suyûtî,  a.g.e.,129). Ömer (r.a) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı  açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu.  Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya  cesaret edemiyorlardı.</p>
<p align="justify">Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yanında  bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir.</p>
<p align="justify">O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve  dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur.  İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine&#8217;ye hicret emrolunduğu  zaman müslümanlar Mekke&#8217;den gizlice Medine&#8217;ye göç etmeye başladıklarında, Hz.  Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşı  olduğu halde Medine&#8217;ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Ali (r.a) onun hicretini şu  şekilde anlatmaktadır: &#8220;Ömer&#8217;den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi  bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı,  eline oklarını aldı ve Kâ&#8217;be&#8217;ye gitti. Kureyş&#8217;in ileri gelenleri Kâ&#8217;be&#8217;nin  avlusunda oturmakta idiler. O, Kâ&#8217;be&#8217;yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı  İbrahim&#8217;de iki rek&#8217;at namaz kıldı. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı  ve onlara; &#8220;Yüzler pisleşti. Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını  dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin&#8221; dedi. Onlardan hiç biri onu  engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, a.g.e., 130). Bunun içindir ki İbn Mes&#8217;ud;</p>
<p align="justify">&#8220;Onun hicreti bir zaferdi&#8221; (İbn Sa&#8217;d, aynı yer; Üsdül-Ğâbe,  IV, 153) demektedir.</p>
<p align="justify">Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini  etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın  önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer  (r.a) gelir. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler  onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s)  onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: &#8220;Allah, hakkı Ömer&#8217;in dili ve  kalbi üzere kıldı&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV, 151).</p>
<p align="justify">Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin  hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev  yapmıştır. Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler&#8217;e karşı  gönderilen seriyyedir.</p>
<p align="justify">Ömer (r.a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır  koymakla tanınır. Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan  saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı  çıkmasına sebep olmuştur. Hudeybiye&#8217;de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine  görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah  Teâlâ&#8217;nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı  karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı.</p>
<p align="justify">Resulullah (s.a.s)&#8217;ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan  karışıklığın Hz. Ebû Bekir&#8217;in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük  rol oynamıştır. Hz. Ebû Bekir&#8217;in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı  Ömer (r.a) olmuştur.</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir (r.a) vefat edeceğini anladığında, Hz. Ömer&#8217;i  kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı  sahabilerle istişarelerde bulunmuştu. Herkes Ömer (r.a)&#8217;ın fazilet ve  üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı  buluyorlardı. Hatta Talha (r.a) ve diğer bazı sahabiler ona; &#8220;Rabbin seni Ömer&#8217;i  hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki  Ömer oldukça sert bir kimsedir&#8221; demişlerdi. Hz. Ebû Bekir onlara; &#8220;Derim ki:  Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım&#8221; karşılığını vermişti. Sonra  da Hz. Osman&#8217;ı çağırarak bir kâğıda Hz. Ömer&#8217;i halife tayin ettiğini yazdırdı.  Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz. Osman dışarı çıkarak insanlardan  kâğıtta yazılı olan kimseye bey&#8217;at edilmesini istedi. Oradakilerin bey&#8217;at  etmesiyle Hz. Ömer&#8217;in II. Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu  (Üsdü&#8217;l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, a.g.e., III, 274 vd.; Suyûtî a.g.e., 92-94).</p>
<p align="justify">Hz. Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler</p>
<p align="justify">Resulullah (s.a.s)&#8217;ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın  hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek  müslümanlarla bütünleşmişlerdi.</p>
<p align="justify">Bunun peşinden Resulullah (s.a.s), İslam tebliğinin insanlara  ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan  Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı. Ebû Bekir (r.a),  Resulullah (s.a.s)&#8217;ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini  bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış,  öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna  karşı da askerî faaliyetlere girişmişti. Hz. Ömer (r.a)&#8217;in üzerine düşen, bu  siyaseti devam ettirmekten ibaretti. Hz. Ömer bir taraftan Suriye&#8217;nin fethinin  tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak  için ordular sevkediyordu. Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve  Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı.  Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de  sulh yoluyla İslam&#8217;ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti. Kuzeye yönelen Muğîre b.  Şu&#8217;be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti. Ermenistan bölgesi fethedilen  yerler arasındaydı.</p>
<p align="justify">Suriye&#8217;nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî  harekât batıya doğru kaydırıldı. Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten  sonra Kudüs kuşatma altına alındı. Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse  de sonunda barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, komutanlardan çekindikleri  için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini  bildirmişlerdi. Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz. Ömer (r.a)&#8217;a  bildirildi. Hz. Ömer (r.a) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra,  Medine&#8217;den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye&#8217;ye doğru yola çıktı.  Cabiye&#8217;de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz. Ömer, bizzat Kudüs&#8217;e kadar giderek  şehri teslim aldı (H.16-M. 637). Hz. Ömer (r.a) kısa bir müddet Kudüs&#8217;te  kaldıktan sonra Medine&#8217;ye geri döndü.</p>
<p align="justify">Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı. Hz.  Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca  bağlamaya karar verdi. Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen  akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan&#8217;a kadar bütün  İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde  askerî harekâtlar tamamlanmıştı.</p>
<p align="justify">Öte taraftan Amr b. el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu  harekât planıyla Mısır&#8217;ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır&#8217;dan geri  püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine  yürüyerek burayı ele geçirmişti (H. 21). Böylece Suriye&#8217;den sonra, Mısır&#8217;da da  Bizans&#8217;ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz.  Ömer ve Devlet İdaresi, Terc. Talip Yasar Alp, İstanbul t.y., I, 285-286).</p>
<p align="justify">İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk,  müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler  halinde İslâma giriyorlardı. Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü  altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze  geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı. Kendi dinlerinden  dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç  hürriyetine kavuşuyorlardı.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki  engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz  müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer&#8217;den önce, orduya katılan askerler ve bunlara  dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı. Bu durum  normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin  hesabı yapılamazdı. İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu. Ancak devletin  sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini  sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu. O, ilk olarak  askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının  kaydedildiği &#8220;divan&#8221; teşkilatını kurdu.</p>
<p align="justify">Ayrıca, Suriye ve Irak&#8217;ta bulunan divanlar varlıklarını  korumuşlardır. Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları  yürütmekteydiler. Suriye ve Irak&#8217;taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî  teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine&#8217;de tesis ettiği divan hiçbir yabancı  tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için  kurulmuştur.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri  bir gruplandırmaya tabi tutmuştur.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için  valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir. O, Kufe&#8217;ye,  Şureyh b. el-Haris&#8217;i, Mısır&#8217;a da Kays b. Ebil-As es-Sehmî&#8217;yi kadı tayin  etmiştir. Onun Medine&#8217;deki kadısı Ebû Derda (r.a)&#8217;dır. Bu dönemin tanınmış  kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari&#8217;dir. Hz. Ömer, tayin ettiği kadılara,  görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların  bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze  Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177).</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla  müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi. O, mevki, rütbe,  soyluluk vb. hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok  şiddetli davranmıştır. Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir  fark yoktur.</p>
<p align="justify">O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç  ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan  zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı. O, muhtaç kimseler  konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da  yardımlarda bulunmuştur.</p>
<p align="justify">Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara  ulaştırılmasıdır. Hz. Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara  müderrisler tayin etmiş ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i okumak ve onunla amel edebilmek için  gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir. İslâm&#8217;ın,  müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için  sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde  görevlendirmiştir. Kur&#8217;an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük  meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır. Hz. Ömer, devletin her tarafında camiler  inşa ettirmişti. Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet  edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc. Ali Genceli, İstanbul 1985, I,  317).</p>
<p align="justify">İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz. Ömer zamanında  ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet  işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H.  16).</p>
<p align="justify">İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir  coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan  paralar yabancı kaynaklıydı. Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye  ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı. Bu durum o  devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini  beraberinde getirmekteydi. Hz. Ömer&#8217;in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını  sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi. O,  Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü. Ayrıca Halid b. Velid&#8217;in Taberiye&#8217;de  Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât  fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15).</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek  saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın  yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir. İran ve Hindistan  taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu. Bu  şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit edilmiştir. O, bu iş için Utbe  b. Gazvan&#8217;ı görevlendirmişti. Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan  Haribe bölgesine gelip H. 14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı.</p>
<p align="justify">Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Kadisiye&#8217;de kazandığı büyük zaferden  sonra İran içlerine akınlara başlamıştı. Onun ordusu Medâin&#8217;de bulunmaktaydı.  Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği  anlaşılınca, Hz. Ömer, Sa&#8217;d'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında  deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi. Bu iş  için görevlendirilen Selmân ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular. H. 17 de  kurulan bu ordugah şehir kırk bin kişiyi iskân edebilecek büyüklükte inşa  edildi.</p>
<p align="justify">Amr b. el-As, Mısır&#8217;ı fethettikten sonra İskenderiye&#8217;yi  karargah edinmek için Hz. Ömer (r.a)&#8217;dan izin istedi. Hz. Ömer (r.a), haberleşme  açısından endişe duyduğu için Kendisiyle Mısır&#8217;daki kuvvetler arasında bir  nehrin bulunmasını kabul etmedi. Amr, Nil&#8217;in doğu yakasına geçerek burada Fustat  adlı şehri kurdu (H. 21). Bu ordugah şehirlerinden başka yine askerî amaçlı  merkezler de oluşturulmuştur.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer&#8217;in idare anlayışı Hz. Ömer, toplumu ilgilendiren  meselelerde karar vereceği zaman müslümanların görüşüne başvurur, onlarla  istişare ederdi. O &#8220;istişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa  mahkûmdur&#8221; demekteydi. İstişarede takip ettiği yöntem şuydu: Önce meseleyi  müslümanların ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, peşinden Kureyşliler&#8217;in  düşüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüşlerini alırdı. Böylece en  isabetli fikir ortaya çıkar ve uygulamaya konulurdu. Hz. Ömer, müslümanların  yaptığı işlerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarını isterdi. Başka  dinlere mensup olup, zımmî statüsünde bulunan kimselerle alâkalı işlerde de  onların görüşlerine baş vurur ve meseleyi onlarla istişare ederdi. Bu durum Hz.  Ömer&#8217;in adâlet anlayışının ne kadar kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça  sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı. Halka  karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini  öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu. O bu hassasiyetini: &#8220;Fırat  kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer&#8217;den sorar diye korkarım&#8221; sözü ile  ortaya koymaktadır. Hz. Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkın durumunu yakından  görmek için seyahatler yapma yoluna gitmişti. O, insanların çeşitli dertlerini  uzak diyarlarda olmaları sebebiyle kendisine ulaştıramadıklarından endişe  ediyordu. Bazı bölgeleri dolaşmasına rağmen başka yerlere gitmeyi tasarladığı  halde ömrü o şehirlere ulaşmasına yetmemişti. İslâm tarihinde adâletin timsali  olarak yerini alan Hz. Ömer (r.a) hakkında rivayet edilen şu olay onun bu  sıfatla bütünleşmiş olduğunun en açık delilidir.</p>
<p align="justify">Bir defasında Eslem&#8217;le birlikte Harra taraflarında  (Medine&#8217;nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem&#8217;e;  &#8220;Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına  gidelim&#8221; dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere  bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; &#8220;Işıklı  aileye selâm olsun&#8221; dedi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için  izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın,  karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini  sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu  söyledi ve; &#8220;Allah bunu Ömer&#8217;den elbette soracaktır&#8221; diye ekledi. Hz. Ömer, ona;  &#8220;Ömer bu durumu nereden bilsin ki?&#8221; diye sorduğunda kadın;</p>
<p align="justify">&#8220;Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu&#8221;  karşılığını verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem&#8217;le birlikte  doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak  istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); &#8220;Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak  değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım&#8221; diyerek buna izin vermedi;  çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz.  Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Eslem; &#8220;O, ateşe üflerken  şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum&#8221; demektedir. Hz. Ömer oradan  ayrılırken kadın; &#8220;Siz bu işe Ömer&#8217;den daha layıksınız&#8221; dedi. Hz. Ömer;</p>
<p align="justify">&#8220;Ömer&#8217;e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada  bulursun&#8221; dedi.</p>
<p align="justify">Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede  gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir.</p>
<p align="justify">İlmi</p>
<p align="justify">Hz. Ömer&#8217;in fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır. O, her  yönüyle devleti teşkilatlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bu  teşkilatlanmanın alt yapısı olan ilmî gelişmeyi sağlayabilmek için gayret  sarfediyordu. Fıkıh usulünün oluşumu Hz. Ömer (r.a) ile başlar. Fıkıh ilminin  temellerini meydana getiren kaideleri, karşılaştığı kazâî ve idarî meseleleri  çözüme kavuştururken takip ettiği yöntemlerle belirlemeye başlamıştır. Ondan  sahih senetlerle rivayet olunan fıkhî hükümlerin sayısı birkaç bini bulmaktadır.  Hz. Ömer&#8217;in içtihadlarının İslâm hukuku açısından çok büyük bir önemi vardır ve  Resulullah (s.a.s)&#8217;ın hadislerinden başka hiç bir şey onun bu içtihadlarının  üzerinde değildir (Muhammed Revvâs Kal&#8217;acı, Mevsuatu Fıkhı Ömer b. el-Hattab,  1981, 8; Bu kitabta Hz. Ömer&#8217;in Fıkhî içtihadları bir araya toplanarak  ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmiştir).</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a), Hadis rivayeti konusunda çok titiz  davranmıştır. O, Peygamber (s.a.s)&#8217;den hadis rivayet eden bazı kimseleri sorguya  çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahid istemişti. Hz. Ömer&#8217;in  kendisinden beş yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmiştir (Suyutî, a.g.e., 123).</p>
<p align="justify">Ayrıca o, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in te&#8217;vil ve tefsirinde ilim  sahibiydi. İbn Ömer&#8217;den rivayet edildiğine göre, kendisine Resulullah (s.a.s)  hayattayken kimlerin fetva verdiği sorulduğunda: &#8220;Ebu Bekir ve Ömer&#8217;den  başkasının fetva verdiğini bilmiyorum&#8221; karşılığını vermişti (H.İ. Nasan, İslâm  Tarihi, İstanbul 1985, I, 319).</p>
<p align="justify">Şahsiyeti Hz. Ömer, inandığı şeyi yerine getirme hususunda  şiddetli davranmakla tanınır. O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı  sert muamele etmişti. Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm&#8217;ın lehine  müşriklere karşı yönelmiştir.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve  hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile  bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir. O, bir şeyi emrettiği veya  yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya  toplayarak onlara şöyle derdi; &#8220;Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı  kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah&#8217;a yemin ederim ki, her hangi  biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım&#8221;.</p>
<p align="justify">Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça  mütevâzî davranırdı. Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı  olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan  alıkoyamamıştır. Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi  gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi. Tanımayan kimse onun  müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı. Çünkü çoğu zaman giydiği  elbise yamalarla doluydu.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken  beliğ bir uslubla konuşurdu. Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi.  Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune  addedilmekteydi. Hz. Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden  birisidir. Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir  yazmıştır.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi.  Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile  namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; &#8220;ve namazı ailene emret&#8221; (Tâhâ,  20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı. O, her sene haccetmeyi asla ihmal  etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke&#8217;ye gelen hacılara bizzat  riyaset ederdi. Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki,  kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi.  O, ölüm döşeğinde bu endişesini şu anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:</p>
<p align="justify">&#8220;Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna,  nefsime zulmetmiş bulunuyorum&#8221; (Şıblî, a.g.e., II, 373).</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, şahsi hayatı oldukça sadeydi. Hz. Ömer  (r.a), Bizans ve İran&#8217;a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek  nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir  devletin başkanıdır. Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık  ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken  görülür, bazan da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid&#8217;in çıplak zemini  üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu. Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye çok sayıda yolculuk  yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı  dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir. Yine bir  gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle  birlikte Hz. Ömer (r.a)&#8217;i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline  sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu. Ömer (r.a), Ahnef&#8217;i  gördüğünde ona; &#8220;Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda  kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun&#8221; dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu  kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini  söyleyince O; &#8220;Benden daha iyi köle kimmiş?&#8221; diyerek karşılık vermiştir (Şıblî,  a.g.e., I, 384-385). Günlük yaşayışını gösteren bu örnekler, Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın  ümmetin sorumluluğunu üstlenen kimselerin yüklenmiş oldukları görevleri ne  şekilde yerine getirmeleri ve makamlarının cazibesine kapılıp sıradan insanların  yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek  sergileyerek ortaya koymuştur. Bir devlet başkanı ancak bu şekilde, insanlardan  ve onların günlük yaşamlarından kopmadan âdil bir yönetim kurabilir. Hz. Ömer  (r.a)&#8217;a âdil sıfatını kazandıran, onun bu şekilde İslâm&#8217;ı yeryüzüne hakim kılma  yolunda varlığını ortaya koymuş olmasıdır. Hz. Ömer (r.a) geçimini ticaretle  temin ederdi. Bunun yanında Peygamber (s.a.s)&#8217;in Medine&#8217;de ona bazı tarlalar  verdiği de bilinmektedir. Hayber&#8217;in fethini müteakip burada ele geçirilen  araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti. Ancak, Hz. Ömer (r.a)  kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti:  &#8220;Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri  fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere  harcanacaktır. Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir  sakınca yoktur&#8221; (Buharî, Şurût, 19). İslâmda ilk vakıf olayı budur.</p>
<p align="justify">Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı  kendi iaşesinin temini için Ashab&#8217;a müracaat etmiş, Hz. Ali (r.a)&#8217;ın teklifine  uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı  sağlanmıştı. H. 15 yılında müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri  gelen Ashab&#8217;a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti. Ancak onun  günlük gideri çok mütevazi meblağdı. Ömer (r.a), yemek olarak genellikle şunları  yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke.</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda  sahih hadis bulunmaktadır. Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki,  şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi. Bir defasında Resulullah  (s.a.s)&#8217;in yanına gitti. Resulullah (s.a.s)&#8217;dan bir şey istemek için orada  bulunan kadınlar, Hz. Ömer&#8217;in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin  arkasına geçtiler. Hz. Ömer içeri girdiğinde Resulullah (s.a.s) gülüyordu. Hz.  Ömer ona; &#8220;Allah yaşını güldürsün ya Resulullah&#8221; dedi. Bunun üzerine Resulullah  (s.a.s); &#8220;Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince perdeye  koştular&#8221; dediğinde Hz. Ömer; &#8220;Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha  layıksın&#8221; dedi. Sonra da kadınlara dönerek; &#8220;Ey nefislerinin düşmanları!  Resulullah (s.a.s)&#8217;den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?&#8221; diyerek  onlara çıkıştı. Kadınlar; &#8220;Evet. Sen Resulüllah (s.a.s)&#8217;den sert ve haşinsin&#8221;  dediler. Resulullah (s.a.s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah&#8217;a yemin olsun  ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi&#8221; (Müslim,  Fedâilü&#8217;s-Sahâbe, 22).</p>
<p align="justify">Başka bir rivayette Resulullah (s.a.s) onun için şöyle  buyurmuştu:</p>
<p align="justify">&#8220;Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer&#8217;e saygı duymasın.  Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer&#8217;den kaçmasın&#8221; (Suyûtî, a.g.e.,  133).</p>
<p align="justify">Resulullah (s.a.s), hakkı görmek ve onu tatbik etmek  konusunda Ömer (r.a)&#8217;ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: &#8220;Sizden önce geçen  ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eğer benim ümmetimde onlardan biri  bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandır&#8221; (Müslim, Fedâilü&#8217;s-Sahâbe, II). Bu, Hz.  Ömer (r.a)&#8217;ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda  açıklar niteliktedir. Nitekim Resulullah (s.a.s); Allah doğruyu Ömer&#8217;in lisanı  ve kalbi üzere kılmıştır&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir  defasında da Hz. Ömer&#8217;i göstererek şöyle demişti: Bu aranızda yaşadığı sürece,  sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır&#8221; (Suyûtî, aynı  yer).</p>
<p align="justify">Ömer (r.a)&#8217;ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha  önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te&#8217;yid etmektedir. Hz. Ömer şöyle  demiştir: &#8220;Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim&#8217;de, hicab&#8217;da ve  Bedir esirlerinde&#8221; (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II). Hz. Ömer ötekileri  zikretmemiştir. Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Resulullah  (s.a.s)&#8217;e inen ayet bunlardan biridir (bk. Müslim, aynı bab; Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın  görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk. Suyûtî, a.g.e., 137-140).</p>
<p></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/omer-b-hattab-ra.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/omer-b-hattab-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OSMAN B. AFFÂN (r.a)</title>
		<link>http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:40:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[OSMAN B. AFFÂN (r.a)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi'ş-Şems b. Abdi Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olup...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;"></p>
<p align="justify"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osman b. Affân</strong></span> b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi&#8217;ş-Şems b. Abdi  Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine  mensup olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf&#8217;ta Resulullah (s.a.s) ile  birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke&#8217;de doğmuştur. Annesi, Erva  binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems&#8217;tir. Büyükannesi ise Resulullah  (s.a.s)&#8217;ın halası Abdülmuttalib&#8217;in kızı Beyda&#8217;dır. Künyesi, &#8220;Ebû Abdullah&#8217;tır.  Ona, &#8220;Ebu Amr&#8221; ve &#8220;Ebu Leyla&#8221; da denilirdi (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsabe fi  Temyîzi&#8217;s-Sahabe, Bağdat t.y., II, 462; İbnül Esîr, Üsdül-Ğâbe, III, 584-585;  Celaleddin Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 165).</p>
<p align="justify">Resulullah (s.a.s) risaletle görevlendirildiğinde Osman (r.a)  otuz dört yaşlarındaydı. O, ilk iman edenler arasındadır. Ebû Bekir (r.a),  güvendiği kimseleri İslâma davette yoğun gayret göstermekteydi. Onun bu  çalışmaları neticesinde, Abdurrahman b. Avf, Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvâm,  Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman etmişlerdi. Hz. Osman, cahiliyye  döneminde de Hz. Ebû Bekir&#8217;in samimi bir arkadaşı idi (Siretu İbn İshak,  İstanbul 1981,121; Üsdü&#8217;l-Gâbe, aynı yer; Askalanî, aynı yer).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs  onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest  bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini  söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı (Suyûtî, 168).  Peşinden o, Resulullah (s.a.s)&#8217;ın kızı Rukayye ile evlenmişti. Bazı tarihçiler  bu evliliğin Peygamber&#8217;in risaletle görevlendirilmesinden önce olduğunu  kaydederler (Suyûtî, a.g.e., 165).</p>
<p align="justify">Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve  işkenceler yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca, Resulullah (s.a.s), ashabına  Habeşistan&#8217;a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Hz. Osman&#8217;ın Habeşistan&#8217;a  ilk hicret edenler arasında olduğu hakkında kaynaklar ittifak halindedirler. İbn  Hacer birçok sahabiye dayandırarak Hz. Osman&#8217;ın, eşi Rukayye ile birlikte  Habeşistan&#8217;a hicret eden ilk kimse olduğunu kaydetmektedir (İbn Hacer, aynı  yer). Mekkelilerin iman ettiklerine dair yanlış bir haberin Habeşistan&#8217;a  ulaşmasıyla birlikte muhacirlerden bir bölümü Mekke&#8217;ye geri dönmüştü. Hz. Osman  da geri dönenler arasındaydı. Ancak onlar kendilerine ulaşan haberin asılsız  olduğuna şahit olduklarında tekrar Habeşistana gitmek için yola çıktılar. Hz.  Osman, hareket etmeden önce Resulullah (s.a.s)&#8217;e şöyle demişti: &#8220;Ya Resulullah!  Bir defa hicret ettik. Bu Necaşi&#8217;ye ikinci hicretimiz oluyor. Ancak siz bizimle  değilsiniz&#8221;. Resulullah (s.a.s) ona; &#8220;Siz Allah&#8217;a ve bana hicret edenlersiniz.  Bu iki hicretin tamamı sizindir&#8221; karşılığını vermişti. Bunun üzerine o; &#8220;Bu bize  yeter ya Resulullah&#8221; dedi (İbn Sa&#8217;d, Tabakatül-Kübra, Beyrut t.y., I, 207).</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), ikinci olarak hicret ettiği Habeşistan&#8217;da  bir müddet kaldıktan sonra Mekke&#8217;ye geri döndü. Resulullah (s.a.s), Medine&#8217;ye  hicret etmekle emrolunduğunda, Hz. Osman diğer müslümanlarla birlikte Medine&#8217;ye  hicret etti. O, Medine&#8217;ye ulaştığı zaman Hassan b. Sabit&#8217;in kardeşi Evs b.  Sabit&#8217;e konuk olmuştu. Bundan dolayı Hassan, onu çok severdi (İbnül-Esîr, Üsdül-Gâbe,  585; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., 55-56).</p>
<p align="justify">Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin  dirheme satın alarak bütün müslümanların istifadesine sunmuştu. Bu kuyunun  müslümanlar için ne kadar önemli olduğu Resulullah (s.a.s)&#8217;in şu sözünden  anlaşılmaktadır: &#8220;Rume kuyusunu kim açarsa, ona Cennet vardır&#8221; (Buharî,  Fezailu&#8217;l-Ashab, 47).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Resulullah  (s.a.s)&#8217;in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir&#8217;de  bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların zaferinin müjdesi Medine&#8217;ye ulaştığı  gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir&#8217;de bulunmamış olmakla birlikte  Resulullah (s.a.s) onu Bedir&#8217;e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay  ayırmıştı (Üsdül-Gâbe, III, 586; Suyutî, a.g.e., 165; H.İ.Hasan, Tarihu&#8217;l-İslâm,  I, 256).</p>
<p align="justify">Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm  düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.</p>
<p align="justify">Rukayye&#8217;nin vefat edişinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz.  Osman&#8217;ı diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü  Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu: &#8220;Eğer kırk tane  kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman&#8217;la  evlendirirdim&#8221; ve yine Hz. Osman&#8217;a &#8220;Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle  evlendirirdim&#8221; demişti (Üsdül-Gâbe, aynı yer). Resulullah (s.a.s)&#8217;in iki kızıyla  evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, &#8220;Zi&#8217;n-Nureyn&#8221; lakabıyla anılır  olmuştur. Zatü&#8217;r-Rika ve Gatafan seferlerinde Resulullah (s.a.s), onu Medine&#8217;de  yerine vekil bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).</p>
<p align="justify">Hz. Osman&#8217;ın Habeşistan&#8217;a hicreti esnasında Hz. Rukayye&#8217;den  doğan Abdullah adındaki oğlu, Medine&#8217;ye hicretin dördüncü yılında bir horozun  yüzünü gözünü tırmalaması sonucunda hastalanarak vefat etti. Abdullah, vefat  ettiğinde altı yaşında idi (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 53, 54).</p>
<p align="justify">Hicretin altıncı yılında müslümanlar, Umre yapmak için  Mekke&#8217;ye hareket ettiklerinde, Hz. Osman da onların arasındaydı. Ancak,  putperest Mekke yönetimi, müslümanları Mekke&#8217;ye sokmama kararı almıştı. Bunun  üzerine Hudeybiye&#8217;de karargah kuran Resulullah (s.a.s), müşriklerle diyalog  kurarak, maksatlarının yalnızca umre yapmak olduğunu onlara bildirmek istiyordu.  Resulullah (s.a.s), bu iş için Hz. Ömer&#8217;i görevlendirmek istemiş, ancak Hz.  Ömer, bir takım geçerli sebepler ileri sürerek Hz. Osman&#8217;ın daha uygun olduğunu  söylemişti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), elçilik görevini Hz. Osman&#8217;a  verdi. Daha önce elçi gönderilen Hıraş b. Umeyye el-Ka&#8217;bî&#8217;yi Mekkeliler öldürmek  istemişlerdi (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., II, 96). Müşriklerin hırçın davranışları böyle  bir elçiliği tehlikeli bir hale sokuyordu. Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)&#8217;a  şöyle dedi: &#8220;Git ve Kureyş&#8217;e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savaşmaya  gelmedik. Sadece şu Beyt&#8217;i ziyaret ve onun haremliğine saygı göstermek için  geldik ve getirdiğimiz kurbanlık develeri kesip döneceğiz &#8220;. Hz. Osman (r.a),  Mekke&#8217;ye gidip, müşriklere bu hususları bildirdi. Ancak onlar; &#8220;Bu asla olmaz.  Mekke&#8217;ye giremezsiniz&#8221; karşılığını verdiler. Onların red cevabı İslâm  kârargahına Osman (r.a)&#8217;ın öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Onun dönüşünün gecikmesi  bu haberi destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), yanındaki  bütün müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere, bey&#8217;ata çağırdı.  Bey&#8217;atu&#8217;r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey&#8217;atlaşmada Resulullah (s.a.s) sol  elini sağ elinin üzerine koyarak, &#8220;Osman Allah&#8217;ın ve Resulünün işi için  gitmiştir&#8221; dedi ve onun adına da bey&#8217;at etti. Müşrikler bu durumdan korkuya  kapıldıkları için anlaşma yolunu tercih etmişlerdi (İbn Sa&#8217;d, II, 96, 97).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, bu arada Mekke&#8217;deki güçsüz müslümanlarla görüşmüş  ve onları İslâm&#8217;ın yakında gerçekleşecek olan fethiyle teselli etmişti (Asım  Köksal, İslâm Tarihi, VI, 177).</p>
<p align="justify">Müşrikler, Osman (r.a)&#8217;a isterse Kâ&#8217;be&#8217;yi tavaf edebileceğini  bildirmişler, ancak o, Resulullah (s.a.s) tavaf etmeden, kendisinin de tavaf  etmeyeceği cevabını vermişti. Hudeybiye&#8217;de bulunan sahabiler ise Resulullaha:  &#8220;Osman Beytullah&#8217;a kavuştu, onu tavaf etti; ne mutlu ona&#8221; dediklerinde  Resulullah (s.a.s); &#8220;Beytullah&#8217;ı biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf etmez  buyurmuştur&#8221; (Vakidî&#8217;den naklen, A. Köksal, a.g.e., 178-179).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Medine dönemi boyunca sürekli Resulullah (s.a.s)  ile birlikte olmaya gayret gösterdi. Ashabın en zenginlerinden biri olması, onun  İslâma ve müslümanlara herkesten çok maddi yardımda bulunmasını sağladı.  Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların techiz edilmesinde aşırı  derecede cömert davrandığı görülmektedir. Tarihçiler onun Ceyş&#8217;ul-Usra diye  adlandırılan Tebük seferine çıkacak ordunun techiz edilmesine yaptığı katkıyı  övgüyle zikretmektedirler. O, bu ordunun yaklaşık üçte birini tek başına techiz  etmiştir. Asker sayısının otuz bin kişi olduğu göz önüne alınırsa bu meblağın  büyüklüğü rahatça anlaşılır. Yaptığı yardımın dökümü şöyledir: Gerekli  takımlarıyla birlikte dokuz yüz elli deve ve yüz at, bunların süvarilerinin  teçhizatı, on bin dinar nakit para (A. Köksal, IX,162). Onun bu davranışından  çok memnun olan Resulullah (s.a.s); &#8220;Ey Allah&#8217;ım! Ben Osman&#8217;dan razıyım. Sen de  razı ol&#8221; (İbn Hişam, Sîre, IV,161) diyerek duada bulunmuş ve; Bundan sonra  Osman&#8217;a işledikleri için bir sorumluluk yoktur&#8221; (Suyûtî, a.g.e.,169) demiştir.</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Veda Haccı esnasında da Resulullah (s.a.s)&#8217;in  yanındaydı. Resulullah (s.a.s) müslümanları ilgilendiren bir çok meselede Osman  (r.a)&#8217;ın yardımına müracaat etmiştir (H.İ.Hasan, a.g.e., I, 256).</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Osman (r.a) ona bey&#8217;at  etti. Ebû Bekir (r.a) halifeliği boyunca ümmetin işlerini idarede onunla  istişarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)&#8217;ın vefatından önce yazdırdığı Hz. Ömer&#8217;in  Halife atanmasına dair belgeyi Osman (r.a) kaleme almıştır. Hz. Ebû Bekir, Osman  (r.a)&#8217;ın yazdıklarını ona tekrar okutturduktan sonra mühürletmişti. Osman (r.a),  yanında Ömer (r.a) ve yanında Useyd İbn Saîd el-Kurazî olduğu halde dışarı  çıkmış ve oradakilere &#8220;Bu kağıtta adı yazılan kimseye bey&#8217;at ediyor musunuz&#8221;  diye sormuştu. Onlar da &#8220;evet&#8221; diyerek bunu kabul etmişlerdi (İbn Sad a.g.e.,  III, 200).</p>
<p align="justify">Halifeliği</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a), yaralanınca, hilâfete geçecek kimsenin tayin  edilmesi için altı kişiden oluşan bir şura oluşturmuştu. Bunlar Hz. Ali, Osman,  Sa&#8217;d İbn Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zubeyr İbn Avvam ve Talha İbn  Ubeydullah (r.anhum) idiler. Yapılan görüşmeler neticesinde, şura üyelerinden  dördü feragat edince görüşmeler Hz. Osman&#8217;la Hz. Ali üzerinde devam etti. Şura  başkanı Abdurrahman İbn Avf, geniş bir kamu oyu yoklaması yaptıktan sonra  müslümanların bu iki kişiden birisinin halife seçilmesi üzerinde mutabık  olduklarını gördü. Hz. Ali (r.a)&#8217;i çağırarak ona; Allah&#8217;ın Kitabı, Resulünün  Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer&#8217;in uygulamalarına tabi olarak hareket edip  etmeyeceğini sordu. O, Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulünün Sünnetine tam olarak  uyacağı, ancak bunun dışında kendi içtihadına göre davranacağı cevabını verdi.  Aynı soruyu Osman (r.a)&#8217;a yönelttiğinde o, bunu kabul etmişti. Bunun üzerine  Abdurrahman İbn Avf, Osman (r.a)&#8217;ı halife atadığını ilan ederek ona bey&#8217;at etti  (Suyuti, a.g.e.,171, 172; İbn Hacer, a.g.e., 463; H.İ.Hasan, a.g.e., I, 258,  261). Hz. Osman&#8217;a ikinci olarak bey&#8217;at eden kimse Hz. Ali (r.a) olmuştur.  Peşinden de bütün müslümanlar ona bey&#8217;at ettiler (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 62).  Osman (r.a)&#8217;ın hilâfete geçişi Hicri yirmi üç senesi Zilhicce ayının sonlarında  olmuştur.</p>
<p align="justify">Osman (r.a), devlet idaresini devraldığı zaman İslâm  fetihleri hızlı bir şekilde devam ediyordu. Hz. Ömer (r.a) devrinde Suriye,  Filistin, Mısır ve İran, İslâm topraklarına katılmıştı. Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın güçlü  idaresi, fethedilen bölgelerde otorite ve düzenin sağlam bir şekilde  yerleşmesini sağlamıştı.</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), İslâm tebliğinin girmiş olduğu yayılma  sürecini aynı hızla devam ettirmeye çalıştı. O, Ermenistan, Kuzey Afrika ve  Kıbrıs&#8217;ı fethetmiş, İran&#8217;daki ayaklanmaları bastırarak merkezî yönetimin  nüfuzunu yeniden tesis etmiştir.</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), hilâfeti devraldığı zaman idari kadrolarda  yavaş yavaş bazı değişiklikler yapma yoluna gitti. Ancak, Ömer (r.a)&#8217;in  vasiyetine uyarak bir sene müddetle onun valilerini yerlerinde bıraktı. İlk önce  Küfe valisi Muğire b. Şu&#8217;be&#8217;yi azlederek yerine Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas&#8217;ı atadı. Sa&#8217;d,  Osman (r.a)&#8217;ın yönetime geçtikten sonra atadığı ilk validir (İbnül-Esir el-Kamil  fî&#8217;t-Tarih, Beyrut 1979, III, 79).</p>
<p align="justify">Mısırlılarca sevilen bir kimse olan Amr b. el-As&#8217;ın Mısır  valiliğinden alınması ve yerine, Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;in tayin edilmesi  bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olmuştu. İskenderiye halkı Bizans  İmparatoru Heraklious&#8217;a mektup yazarak kendilerini müslümanların elinden  kurtarmasını istediler. Ayrıca, müslümanların karşı koyacak kadar askerlerinin  olmadığını da bildirdiler. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Manuel komutasında  kalabalık bir orduyu İskenderiye&#8217;ye gönderip burayı işgal etti. Bizanslılardan  çekinen Kıpti halk, Hz. Osman&#8217;dan duruma müdahale etmesini istediğinde o, Amr b.  el-As&#8217;ı Mısır&#8217;a geri gönderdi. Amr, yaptığı savaşta, Manuel&#8217;i öldürerek düşmanı  büyük bir yenilgiye uğrattı ve İskenderiye şehrini çevreleyen sur&#8217;u yıktı (Hicrî  25) (İbnul-Esir, a.g.e., III, 81; H.İ.Hasan, a.g.e.; I, 264). Aynı yıl  içerisinde anlaşmalarını bozan Rey üzerine, Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas bir sefer  düzenlemiş; ayrıca, Deylem üzerine yürümüştür.</p>
<p align="justify">Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Beytül-Malden borç olarak aldığı parayı  geri ödemekte sıkışınca Osman (r.a), onu azlederek yerine anne bir kardeşi Velid  b. Ukbe&#8217;yi Küfe valiliğine getirdi (İbnul-Fsir a.g.e., III, 82). Velid, beş sene  Küfe valiliğinde bulunmuştur. Velid, bir sabah, namazı sarhoş olduğundan dolayı  dört rekat kıldırmıştı. Hatırlatılması üzerine &#8220;sizin için arttırıyorum&#8221;  demişti. Bunu duyan Hz. Osman, ona tazir cezası vererek bunun uygulanmasını Hz.  Ali&#8217;den istemişti. Hz. Ali de Abdullah b. Cafer&#8217;e onu kırbaçlattırmıştı. Bu olay  üzerine Hz. Osman onu azlederek yerine Saîd b. el-As b. Umeyye&#8217;yi atadı (İbnul-Esir,  a.g.e., III, 107). Suyûtî, Hz. Osman&#8217;ın, ilk olarak Velid&#8217;i, Sa&#8217;d'ın yerine vali  yapması yüzünden kınandığını söylemektedir (Suyutî, 172).</p>
<p align="justify">Velid, Küfe valisi olunca, Azerbaycan komutanı Utbe b.  Ferkat&#8217;ı görevinden aldı. Bunun üzerine Azerbeycan halkı isyan ettiler. Velid,  Azerbeycan üzerine yürüyerek burayı itaat altına aldıktan sonra Ermenistan  (Tiflis) tarafına yöneldi ve andlaşmalar yaparak ganimetlerle geri döndü (H.  25).</p>
<p align="justify">Bu arada Bizansla yapılan mücadele devam etmekteydi. Muaviye,  Antalya ve Tarsus taraflarına akınlar düzenliyordu. Öte taraftan, Amr b. el-As&#8217;a  Kuzey Afrika&#8217;yı ele geçirmek için emirler gönderen Osman (r.a), Sicistan Valisi,  Abdullah b. Amr&#8217;a Kabil&#8217;e yürümesi talimatını veriyordu (İbnul Esir, a.g.e., III,  87). Hicri yirmi altıda, Mescid-i Haram&#8217;ın genişletilmesi çalışmalarına tanık  olunmaktadır. Mescid-i Haram&#8217;ın çevresindeki arsalar satın alınarak geniş bir  alan elde edilmişti.</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), Hicri yirmi yedinci yılda Mısır Valisi Amr  b. el-As&#8217;ı azlederek yerine Abdullah İbn Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;i getirdi. O, Kuzey  Afrika&#8217;nın fethinin tamamlanması düşüncesindeydi. Bunun için Osman (r.a),  Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, ona izin verdi ve içinde çok  sayıda sahabinin de bulunduğu bir orduyu takviye olarak ona gönderdi (H.İ.  Hasan, a.g.e., I, 265). Abdullah b. Nafi b. Abdulkays ve Abdullah b. Nafi b.  Husayn komutasındaki kuvvetler, İbn Ebi Serh ile birleşerek Mısır&#8217;dan batıya  doğru harekete geçtiler. Trablus&#8217;tan Tanca&#8217;ya kadar olan bölgenin hakimi ve  Bizans İmparatorunun valisi, İslam ordusunun topraklarına doğru ilerlediği  haberini alınca, yirmi bini süvari olmak üzere, yüz bin kişilik bir ordu  hazırlayarak tedbirler aldı. Krallık merkezi olan Subaytala&#8217;ya yirmi dört  saatlik bir mesafede iki ordu karşı karşıya geldi. İbn Ebi Serh&#8217;in, müslüman  olmak veya cizyeyi kabul etmek teklifi reddedilince çatışma başladı. Bu arada,  ordunun Medine ile olan haberleşmesi kesilmişti. Hz. Osman bağlantı kurabilmek  için Abdullah İbn Zübeyr&#8217;i bir askeri birlikle Afrika&#8217;ya gönderdi. Günlerce  süren savaş, Abdullah İbn Zübeyr&#8217;in önerdiği taktikle kısa zamanda büyük bir  zaferle sonuçlandı. Müslümanların eline geçen ganimet oldukça büyüktü.  Süvarilere üçer bin dinar ve yayalara ise biner dinar hisse düşmüştü (İbnül-Esir,  a.g.e., III, 88-90; H.İ.Hasen, a.g.e., I, 265-266).</p>
<p align="justify">İslâm ordularının önündeki bu engel kaldırıldıktan sonra Hz.  Osman, Abdullah b. Nafî b. Husayn ve Abdullah b. Nafi b. Abdulkays&#8217;a hiç vakit  kaybetmeden Cebelu&#8217;t-Tarık&#8217;ı geçerek Endelüs&#8217;e girmeleri emrini verdi. Hz.  Osman&#8217;ın, ordunun Endelüs&#8217;e geçişini istemesi, İstanbul&#8217;un batı yönünden  sıkıştırılarak fethinin kolaylaştırılması düşüncesinden kaynaklanıyordu. O,  komutanlarına şöyle diyordu: &#8220;İstanbul ancak Endelüs tarafından fethedilebilir.  Eğer orayı fethederseniz, İstanbul&#8217;u fethedenlerin ecrine ortak olacaksınız&#8221; (İbnül-Esir,  a.g.e., III, 93; Ayrıca bk. Muhammed Hamidullah, Fethul-Endelüs (İspanya) fi  Hilafeti Seyyidina Osman sene 27 li&#8217;l-Hicre, İ.Ü. Ed. Fak. İslam Tetkikleri  Enstitüsü Dergisi, İstanbul 1978, VII, 221-225). Böylece Hz. Osman zamanında,  Kuzey Afrikadaki fetihler tamamlanmış, İslâm&#8217;ın karşısındaki en büyük güç olan  Bizans&#8217;ın batıdan sıkıştırılması planları uygulamaya konulmuştur.</p>
<p align="justify">Öte taraftan Muaviye b. Ebi Süfyan, Osman (r.a)&#8217;dan izin  alarak, Suriye sahillerinde oluşturduğu donanma ile Akdenize açılmış ve  müslümanlar denizlerde de Bizans&#8217;a karşı varlık göstermeye başlamışlardı.  Muaviye daha önce bu iş için Hz. Ömer&#8217;e müracaat etmişti. Ancak Ömer (r.a), o an  müslümanların maslahatı bunu gerekli kılmadığı için izin vermemişti. Daha sonra  şartlar bu iş için elverişli hale geldiğinden dolayı Hz. Osman donanma inşasının  lüzumuna kanaat getirmişti. Muaviye, donanmasıyla denize açılarak, Kıbrıs  Adasına çıktı. Abdullah b. Sa&#8217;d Mısır&#8217;dan onun yardımına gitti. Kıbrıs, yıllık  yedi bin dinar cizye ile İslâm hakimiyetini tanımak zorunda kaldı (Hicrî 28). Bu  miktar onların Bizans İmparatoruna ödediği meblağdır (İbnül-Esir, a.g.e., III,  96).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Kufe Valisi Ebu Musa el-Eş&#8217;arî&#8217;yi görevinden  alarak yerine Abdullah b. Amir el-Kureyz&#8217;i atadı (H. 29). Abdullah, Osman (r.a)&#8217;ın  dayısının oğludur. Ebu Musa&#8217;yı azletmesinin sebebi Kûfe halkının ondan şikayetçi  olmaları ve bunu Hz. Osman (r.a)&#8217;a bildirmeleridir (İbnül-Esîr, a.g.e., III,  99-100).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Mescid-i Nebi&#8217;nin genişletilmesine ihtiyaç  duyarak, onu süslü taşlarla yeniden inşa etti. Taş sütunlar dikerek tavanını sac  (bir cins ağaç) ile kapattı. Uzunluğunu yüz altmış, genişliğini de yüz elli  zira&#8217;a çıkarttı (Suyûtî, 173).</p>
<p align="justify">Hicri otuz yılında Sa&#8217;id b. el-As&#8217;ın Taberistan&#8217;a hücum  ettiği görülür. Bu bölgede gazalarda bulunan Sa&#8217;id, bir çok şehri fethetti.  Horasan, Tus, Serahs, Merv, Beyhak bunlardan bazılarıdır.</p>
<p align="justify">Bu yıl içerisinde Hz. Osman, değişik eyaletlerde, Kur&#8217;an-ı  Kerim&#8217;in okunması üzerine ortaya çıkan ihtilafları ortadan kaldırmak için  çalışmalar başlattı. Kur&#8217;an-ı Kerim ilk olarak Hz. Ebû Bekir zamanında tedvin  edilmişti. Zeyd b. Sabit&#8217;in başkanlığında yapılan bu çalışmada, Kur&#8217;an-ı Kerim  bir kitap haline getirilmişti. Bu ilk mushaf, Ebû Bekir (r.a)&#8217;dan sonra Ömer  (r.a)&#8217;a geçmiş, onun şehadetinden sonra da Hafsa (r.anh)&#8217;nın elinde kalmıştı.</p>
<p align="justify">Azerbeycan sefer esnasında ordu içerisinde kıraat konusunda  bir ihtilafın çıkması, ordu komutanı Huzeyfe b. Yeman&#8217;ı endişelendirmiş ve  Halife&#8217;den, müslümanların emin bir şekilde okuyabilecekleri bir mushafın  çoğaltılmasını istemişti. Hafsa (r.anh)&#8217;ın yanında bulunan mushaf getirilerek  çoğaltıldı ve bütün eyaletlere dağıtıldı. Bunun dışında kalan nüshaların tamamı  toplatılarak imha edildi. Bu durum karşısında Ashabın hayatta olanları oldukça  rahatlamışlardı (İbnül-Esîr a.g.e., III,111-112; H.İ. Nasen, a.g.e., I,  510-513).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)&#8217;a ait olan; Hz. Ebû Bekir ve Hz.  Ömer&#8217;den sonra kendisine intikal eden mührü Medine&#8217;deki Arîs kuyusuna düşürdü.  Onu bulacak olana büyük miktarda para vadinde bulunmuş, ancak bütün aramalara  rağmen bu mühür bulunamayınca Osman (r.a) büyük bir üzüntüye kapılmıştı. Ondan  ümidini kesince hemen bir mühür yaptırdı. Şehid edilene kadar parmağında kalan  bu mührün kimin eline geçtiği tesbit edilememiştir (İbnül-Esir, III, 133). Bu  olay hilâfetinin altıncı yılında meydana gelmiştir.</p>
<p align="justify">İslam fetihlerinin sürekliliği ve elde edilen ganimetlerle  insanların zenginleşmeleri, refah seviyesini oldukça yükseltmişti. Bu durum,  tabii olarak, İslâma uygun olmayan birtakım davranış biçimlerinin de ortaya  çıkmasına sebep olmuştu. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yanında yetişen ve bu gelişmeleri  endişeyle takip eden sahabiler, bu endişelerini yer yer ortaya koymaktaydılar.  Bunlardan birisi de, zühd ve takvasıyla tanınan ve maddi varlıklardan muhtaç  kimselerin yeterince istifade ettirilmediğine inanan Ebu Zerr el-Gifarî  (r.a)&#8217;dır. O, Şam&#8217;da, Muaviye&#8217;nin uygulamalarına karşı çıktığı ve düşüncelerini  söylemekte ısrarlı davrandığı için Medine&#8217;ye çağırıldı. Ebu Zerr, Medine&#8217;ye  geldiğinde görüşlerini Hz. Osman&#8217;a tekrarlamıştı. Bunun ardından, Halife&#8217;den  izin isteyerek, Medine&#8217;ye yakın bir yer olan Rebeze&#8217;ye gidip yerleşmişti  (a.g.e., III, 115; bk. Ebu Zerr el-Gifârî Mad.).</p>
<p align="justify">Bizans&#8217;a karşı kazanılan en parlak ve kesin zaferlerden  birisi hiç şüphesiz ki Latu&#8217;s-Sevârî deniz savaşıdır. Abdullah b. Sa&#8217;d'ın  komutasındaki İslâm donanması, İskenderiye açıklarında Bizans İmparatoru  Konstantin komutasındaki büyük donanmayla karşı karşıya geldi. Bizanslıların  gemi sayısı hakkında verilen bilgiler, beş yüz ile sekiz yüz rakamı arasında  değişmektedir. İslâm donanmasının sahip olduğu gemi sayısı ise ikiyüz  civarındaydı. Yapılan savaşta Bizanslılar büyük bir bozguna uğratıldı.  Konstantin, Sicilya&#8217;ya sığınmak zorunda kalan (İbnül-Esir, a.g.e., III,117-118;  H.İ. Hasan, I, 266-267). Bu zaferden sonra Bizans, müslümanlara karşı olan deniz  üstünlüğünü kaybetmiş, İslam donanmasının İstanbul sularına kadar önüne çıkacak  bir güç kalmamıştı.</p>
<p align="justify">Fitnenin ortaya çıkışı ve Şehadeti:</p>
<p align="justify">Hz. Osman on iki sene hilâfet makamında kalmıştır. Bunun ilk  altı senesi huzur ve güven içerisinde geçmiş ve hiç kimse yönetimin  uygulamalarından şikayetçi olmamıştır. Kureyş, onu Hz. Ömerden daha çok  sevmişti. Çünkü Hz. Ömer onlara karşı şeriatı uygulamada müsamahasız ve sertti.  Hz. Osman ise yaratılışındaki yumuşaklık ve hoşgörü ile insanların serbestçe  hareket edebilmelerine imkan sağlamıştı. Onun bu yapısından istifade eden  eyaletlerdeki bir takım valiler, sorumsuz davranışlar sergilemeye başlamışlardı.  Yükselen şikayetleri ani ve kesin kararlarla karşılayamayınca, yavaş yavaş bir  fitne ve kargaşa ortamının oluşmasına zemin hazırlanmıştı.</p>
<p align="justify">Endelüs&#8217;ten Hindistan hudutlarına kadar çok geniş bir sahayı  kaplayan devletin içerisinde, çeşitli din ve ırklara mensup zimmi statüsünde  topluluklar vardı. Bunlar, mağlup düştükleri İslâm Devleti&#8217;ne karşı her fırsatı  değerlendirerek baş kaldırıyorlardı. Yahudi unsuru ise, İslâm Ümmeti&#8217;ni  parçalayıp yok etmek için İslamın temel prensiplerini hedef almıştı. Müslüman  olduğunu iddia ederek ortaya çıkan bir takım Yahudi asıllı kimseler, zuhur eden  huzursuzlukları körükleyip fitne alevini her tarafa yaymaya çalışıyorlardı.  Bunlardan birisi etkili nifak hareketlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ve tam  bir komitacı olan Abdullah İbn Sebe&#8217;dir. İbn Sebe Yemenli bir yahudidir. O,  samimi kimselerin haklı şikayetlerini kullanarak insanları Hz. Osman&#8217;a karşı  kışkırtıyordu. Bir taraftan &#8220;ric&#8217;atı Muhammed&#8221; (Muhammed (s.a.s)&#8217;in tekrar  dönüşü) düşüncesini yaymaya gayret gösterirken, öte taraftan Peygamber&#8217;in  peşinden hilâfet hakkının Hz. Ali (r.a)&#8217;a ait olduğunu ve bunun da Allah  tarafından belirlenmiş bir gerçekten başka bir şey olmadığını yayarak daha sonra  ortaya çıkacak Şia akidesinin temellerini atıyordu. Onun yaydığı düşüncelere  göre Ebû Bekir (r.a), Ömer (r.a) ve Osman (r.a), Hz. .Ali (r.a)ın hakkını  gasbetmişlerdi. O, Küfe, Basra ve Şamda insanları kışkırtırken, Ebu Zerr (r.a)in  haklı çıkışlarını da kendisine malzeme yapmaya uğraşıyordu. (İbnü&#8217;l Esir, Tarih,  III,154; H. İ. Hasan, age, I, 368-370)</p>
<p align="justify">Bir zaman sonra, Muhammed b. Ebî Bekr ve Muhammed b. Ebî  Huzeyfe de, yapmış olduğu atamalardan dolayı Hz. Osman&#8217;ı tenkid etmeye  başladılar (İbnül-Esîr. a.g.e., III, 118).</p>
<p align="justify">Hz. Osman&#8217;a yapılan en önemli suçlama, onun kendi  akrabalarını valiliklere getirmesi, onlara bolca ihsanlarda bulunması ve  yolsuzluklarını denetleyememesidir (Suyûtî, 174). Hz. Ali (r.a) bu konudaki  şikayetlerini ona ilettiğinde o, Hz. Ali&#8217;ye şöyle diyordu: &#8220;Muğire b. Şu&#8217;be&#8217;yi  Ömer&#8217;in vali tayin ettiğini bilmez misin?&#8221; Hz. Ali: &#8220;Biliyorum&#8221; deyince o; &#8220;O  halde neden akrabalığı ve yakınlığından dolayı onu vali tayin ettiğim şeklinde  bir kınamada bulunuyorsun?&#8221; diye sormuştu. Hz. Ali&#8217;nin buna verdiği cevap şuydu;  &#8220;Ömer vali atadığı kimseyi sıkı bir şekilde kontrol altında tutardı. En ufak  hatalarını görse onları sorgular ve en şiddetli şekilde cezalandırırdı. Sen ise  bunu yapmıyorsun&#8221; (İbnül-Esir, a.g.e., III, 152).</p>
<p align="justify">Bunun üzerine Hz. Osman, vilayetlerdeki yönetimler hakkında  yapılan dedikoduları ve bunların sebeplerini yerinde incelemek üzere müfettişler  tayin etti. Muhammed b. Mesleme&#8217;yi Kufe&#8217;ye; Usame b. Zeyd&#8217;i Basra&#8217;ya; Abdullah  b. Ömer&#8217;i Şam&#8217;a ve Ammar b. Yasir&#8217;i de Mısır&#8217;a gönderdi. Ammar b. Yasir hariç,  diğerleri görevlerini tamamlayarak geri dönmüşlerdi. Osman (r.a) haksızlıkları  gidermek, filizlenmeye başlayan ve ümmet için büyük sakıncalara sebep olacak  olan fitnenin yatıştırılması için yoğun bir gayretin içine girmişti.</p>
<p align="justify">O, gelen şikayetleri dikkatle inceliyor, başta Hz. Ali (r.a)  olmak üzere Ashab&#8217;ın ileri gelenleri ile istişarelerde bulunuyordu. Ancak,  Mısır&#8217;dan Medine&#8217;ye gelip, Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;in gayr-ı meşru  uygulamalarını şikayet eden bir heyetin, dönüşlerinde İbn Ebi Serh&#8217;in takibatına  uğramaları ve bazılarının öldürülmesi, olayların tırmanmasına sebep olmuştu.  Bunun üzerine Mısır&#8217;dan altı yüz kişilik bir topluluk Medine&#8217;ye gelerek Mescid-i  Nebi&#8217;de, namaz vakitlerinde Ebi Serh&#8217;in işlediklerini sahabilere şikayet  ediyorlardı. Talha İbn Ubeydullah, Hz. Aişe (r.anha) ve Hz. Ali (r.a), Hz.  Osman&#8217;a giderek, bu insanların haklı isteklerini yerine getirmesini ve Abdullah  b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;i azlederek yargılamasını istediler. Bunun üzerine Hz.  Osman, Mısırlılar&#8217;a kendileri için vali olarak kimi istediklerini sordu. Onlar,  Muhammed b. Ebi Bekr&#8217;i istediklerini bildirdiler. Osman (r.a), Muhammed b. Ebi  Bekr&#8217;i vali tayin etti. O, Mısır&#8217;dan gelenler ve bir grup sahabi ile birlikte  Medine&#8217;den yola çıktı. Medine&#8217;den üç günlük bir uzaklıkta yol alırlarken  devesini, sanki takip ediliyormuş gibi hızlı sürmeye çalışan bir adam gördüler.  Adamı yakalayıp sorguladıklarında İbn Ebi Serh&#8217;e bir mesajı yetiştirmeye  çalıştığını anladılar. Ona kim olduğu sorulduğunda, bazen Osman (r.a)&#8217;ın, bazan  da Mervan b. Hakem&#8217;in kölesi olduğunu söylüyordu. Üzerindeki mektubu  açtıklarında, içinde, &#8220;Muhammed b. Ebi Bekr ile falanca falanca&#8230; Sana  ulaştıklarında onları öldür&#8221; yazıldığı ve bunun Hz. Osman&#8217;ın mührüyle  mühürlenmiş olduğunu gördüler. Derhal Medine&#8217;ye geri dönüp Hz. Osman&#8217;ın evini  kuşattılar. Hz. Ali, yanına Muhammed İbn Mesleme&#8217;yi alıp Osman (r.a)&#8217;ın evine  gitti. Hz. Ali (r.a) ona, üzerine kendi mührü bulunan bu mektubu kimin kaleme  aldığını sordu. Osman (r.a) böyle bir mektup yazmadığını ve yazıldığından da  haberi olmadığını söyledi. Muhammed de Osman (r.a)&#8217;ı doğrulamış ve bu işi  düzenleyen kimsenin Mervan olduğunu söylemişti. Yazıyı inceledikleri zaman bunun  Mervan b. Hakem&#8217;e ait olduğunu anladılar. O esnada Osman (r.a)&#8217;ın evinde  bulunmakta olan Mervan&#8217;ın kendilerine teslim edilmesini istediler. Hz. Osman  (r.a) bunu kabul etmedi. Çünkü onu öldüreceklerinden korkuyordu.</p>
<p align="justify">Onun evini kuşatan asiler diyalog çağrılarına cevap  vermedikleri gibi, suyunu da kesmişlerdi, Hz. Osman&#8217;ın fitneyi yatıştırmak ve  haksızlıkları gidermek hususunda asilere yaptığı nasihatlerin onlar üzerinde hiç  bir tesiri olmamıştı. Onlar, Hz. Osman (r.a)&#8217;a şöyle diyorlardı:</p>
<p align="justify">&#8220;Biz seni hilafetten azledene veya öldürene yahut da bu yolda  ölene kadar bu işten vazgeçecek değiliz. Eğer sana sahip çıkanlar bize engel  olmaya kalkarlarsa onlarla savaşırız&#8221;. Hz. Osman onlara, Allah&#8217;ın üzerine  yüklediği hilafet görevini asla bırakmayacağını ve ölümün kendisine bundan daha  sevimli olduğunu bildirmiş, ayrıca kendini savunmak için kimseye emir  vermediğini eklemişti (İbnül-Esîr, a.g.e., III, 169-170). O, ashaptan, asileri  şehirden kovup çıkarmak için gelen teklifleri reddediyor, onlardan silah  kullanmayacaklarına dair kesin söz vermelerini istiyordu.</p>
<p align="justify">Bir gün kendisini kuşatan asilerin karşısına çıkıp: &#8220;Ali  buralarda mı? Sa&#8217;d buralarda mı?&#8221; diye sormuş, bulunmadıkları cevabını alınca  biraz susmuş ve şöyle demişti: &#8220;Bana su sağlamasını, Ali&#8217;ye bildirecek kimse yok  mu?&#8221; Bu Hz. Ali&#8217;ye ulaşınca derhal üç kırba suyu ona göndermişti. Ali (r.a),  asilerin Osman (r.a)&#8217;ı öldürmek istediklerini öğrenince, böyle bir şeye meydan  vermemek için, iki oğlu Hasan ve Hüseyin&#8217;e, kılıçlarını alarak gidip Osman&#8217;ın  kapısında beklemelerini ve içeri kimseyi sokmamalarını söylemişti. Abdullah İbn  Zübeyr de onlara katılmış, diğer bir takım sahabiler de çocuklarını oraya  göndermişlerdi. Durum çok nazik bir hal almıştı. Hz. Osman, ne asilerin haksız  taleplerini kabul ediyor, ne de Medine ve diğer bölgelerden gelen, asileri  savaşarak Medine&#8217;den çıkarma tekliflerine olumlu cevap veriyordu. O, Peygamber  şehri&#8217;nde kan dökmek ve fitneyi ilk başlatan kimse olmaktan çekindiği için böyle  davranıyordu. Hz. Âişe (r.anha)&#8217;dan Resulullah (s.a.s)&#8217;ın şöyle söylediği  rivayet edilmektedir:</p>
<p align="justify">&#8220;Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafıklar  senden onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın çıkarma&#8221;.  Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)&#8217;in bu günler için kendisine bildirdiği şeylere  uymaya çalışıyordu. O, şöyle diyordu: &#8220;Resulullah (s.a.s) benimle ahitleşmiş  olduğu şey üzerinde sabretmekteyim&#8221; (Üsdül-Ğâbe, II, 589; Suyûtî, 170; İbnü&#8217;l-Esîr,  III, 175).</p>
<p align="justify">Asilerin kendisini öldürmeye kararlı olduğunu anladığında,  onların böyle bir iş işleyip katillerden olmalarını önlemek için kendilerine bir  müslümanın kanının ancak; zina, kasten adam öldürme ve dinden dönmek şartları  dahilinde helal olduğunu hatırlatıyor ve kendisinin bunlardan hiç birisiyle  itham edilemeyeceğini anlatıp duruyordu.</p>
<p></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

