<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; Sahabeler</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/category/sahabiler/sahabeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB</title>
		<link>http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib-2.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:29:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'in amcası. Künyesi Ebu'l-Fazl. Babası Abdulmuttalib, annesi Nuteyle'dir. Abbas Rasûlullah'tan bir iki yaş büyüktü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="d" src="http://img191.imageshack.us/img191/2194/3839.png" alt="" width="270" height="143" /> Abbas, çocukluğunda kaybolmuştu. Annesi onu bulunca Kâbe&#8217;nin örtülerini  ipeklilerle yenilemişti. Rasûlullah çocukken annesi ölünce dedesi  Abdulmuttalib&#8217;in himayesine geçtikten sonra Abbas&#8217;la çocuklukları beraber geçti.  Gençliğinde Hz. Abbas ticaretle uğraşıp, zengin oldu. Araplar arasında Kâbe&#8217;ye  hizmet büyük bir şeref sayılırdı. Kâbe hizmetleri Kureyş&#8217;in ileri gelenleri  arasında bölüşülmüştü. Hz. Abbas da sikâye* görevini yapıyordu. Hac günlerinde  Abbas ile kardeşleri Zemzem kuyusundan su çekerek hacılara dağıtırlardı. Hz.  Abbas su dağıtma görevini İslâm&#8217;dan sonra da sürdürdü. Peygamberimiz Veda  Haccı&#8217;nda Zemzem kuyusunun başına gelip Hz. Abbas&#8217;tan su istemiştir.</p>
<p>Hz. Abbas, Peygamberimiz (s.a.s.) İslâm&#8217;ı yaymaya başladığında tarafsız bir  tavır takınmıştı. Ne iman etmiş, ne de karşı koymuştu. Hatta kabul etmemesine  rağmen İslâm davetinde Hz. Peygamber&#8217;e yardımcı olmuştur. Medineliler Akabe&#8217;de  Hz. Peygamber&#8217;e bey&#8217;at ettiklerinde Hz. Abbas da orada bulunmuştu. Bey&#8217;at  sırasında Rasûlullah&#8217;ın elini tutmuş, Medinelilerle bey&#8217;atin gerçekleşmesinde  önemli bir rol oynamıştır. Hz. Abbas, müslüman görünmese de, ticârî ve idârî  nüfûzundan Hz. Peygamber&#8217;i yararlandırmıştır. Öte yandan hanımı Ümmü&#8217;l Fazl ise,  ilk müslümanlardandır. Müşrikler Bedir&#8217;e giderken zorla Hz. Abbas&#8217;ı da  götürdüler. Hz. Abbas&#8217;ın kerhen müşriklerle Bedir savaşına katılması üzerine  Rasûlullah şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Abbas&#8217;a her kim rastgelirse sakın öldürmesin. O, müşriklerin zoru ile yurdundan  gönülsüz çıkmıştır.&#8221; Fakat Hz. Abbas, Bedir&#8217;de esir düştü ve Rasûlullah&#8217;ın  huzuruna çıkarıldı. Rasûlullah ona kendisi, kardeşleri ve müttefiki olan Utbe b.  Amr için fidye vermesini söyledi. O ise yalnız kendisi için yüz, Akil için  seksen ukiyye -takriben yedi bin dirhem-altın vermekle yetindi. Ötekiler kendi  mallarından fidye verip kurtuldular. Abbas, fidyeleri verdikten sonra  Rasûlullah&#8217;a şöyle dedi: &#8220;Beni Kureyş&#8217;in fakiri dedirtecek hâle koydun. Hayatım  boyunca ötekine berikine avuç açacak hâle getirdin.&#8221; Rasûlullah da cevaben:  &#8220;Peki Ümmü&#8217;l-Fazl&#8217;e emanet ettiğin mallar ne oldu? Buraya gelirken, &#8216;Şayet  kazaya uğrarsam işte bunları oğullarım Fazl, Abdullah ve Kusem için sakla, seni  kendimden sonra zengin bırakıyorum&#8217; diyerek gösterip gömdüğün altınlar ne oldu?&#8221;  buyurdu. Abbas şaşırdı ve &#8220;Vallahi senin Rasûlullah olduğuna şehadet ederim.  Bunu benden, bir de Ümmü&#8217;l- Fazl&#8217;dan başka hiçbir kimse bilmiyordu.&#8221; dedi ve o  anda hemen iman etti. Daha sonra Hz. Abbas Mekke&#8217;ye döndü. Müslümanlığını  gizledi ve Mekke&#8217;deki müslümanları korudu; Mekke ve müşriklerle ilgili  Peygamberimize haberler yolluyordu. Hz. Abbas, Mekke&#8217;nin fethinden kısa bir süre  önce Medine&#8217;ye hicret etti. Hatta yolda Mekke&#8217;yi fethe gelmekte olan Hz.  Peygamber ile karşılaştığında Rasûlullah ona, &#8220;Ben peygamberlerin sonuncusu, sen  de muhacirlerin sonuncususun&#8221; demiştir. Abbas Mekke&#8217;nin fethinden sonra  Peygamber&#8217;in yanında yer aldı; Huneyn&#8217;de İslâm ordusu dağılıp çok az kişi  kalmışken Abbas, Peygamberimizin atının dizginlerini tutmuş ve çağrısıyla  müslümanları çözülmekten kurtararak tekrar toplanmalarını sağlamış ve savaşın  kazanılmasına sebep olmuştur. Böylelikle onun gür sesi sayesinde büyük bir  bozgun önlenmiş oldu .</p>
<p>Hz. Peygamber, Vedâ Hutbesi&#8217;nde, &#8220;fâizin her türlüsünün ayağı altında olduğunu  ve ilk kaldırdığı fâizin amcası Abbas&#8217;a ait olan fâiz borçları olduğunu&#8221;  söylemiştir. Hz. Abbas çok zengindi ve faizle borç para veriyor, yani tefecilik  yapıyordu; ancak fâizin kaldırılmasından sonra bir daha fâiz alış-verişiyle  uğraşmamıştır. Bizans seferlerinde müslüman orduların silah ve teçhizatının malı  kaynağını da Hz. Abbas karşılamıştır.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib-2.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB</title>
		<link>http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:28:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[İkinci halife Hz. Ömer (r.a.)'in oğlu ve mü'minlerin annesi Hz. Hafsa'nın ana-baba bir kardeşi, fâkih ve muhaddis sahâbî. Ebû Abdurrahman künyesi ile tanınan Abdullah'ın annesi Zeynep bnt. Maz'un el-Cümeyhî'dir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah b. Ömer&#8217;in, peygamberliğin üçüncü yılında doğduğu kaydedildiği gibi  onun nübüvvetten bir yıl önce dünyaya geldiği söylenmektedir. (İbnü&#8217;l-Esîr,  Üsdü&#8217;l-Gâbe, Kahire 1286, 111, 230).</p>
<p>Babasıyla birlikte, küçük yaşta İslâm&#8217;a girdi ve yine babası ile birlikte  Medine&#8217;ye hicret etti. Tamamıyla İslâm toplumunda ve İslâm terbiyesiyle yetişti.  Yaşı küçük olduğu için Bedir ve Uhud gazalarına Hz. Peygamber (s.a.s.)  tarafından katılmasına müsâde verilmedi. (Buhârî, Megâzi, 6). Ancak onsekiz  yaşlarında iken Hendek gazvesine ve daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında  meydana gelen bütün savaşlara katıldı. Mekke fethinde, Mûte savaşında, Tebük  seferinde ve Vedâ Hacc&#8217;ında bulundu.</p>
<p>Abdullah b. Ömer, İslâm devleti bünyesinde meydana gelen anlaşmazlıklarla ortaya  çıkan ve birbirleriyle mücadele eden gruplara karışmadı, tarafsız kaldı ve  devlet kadrolarında vazife almadı. Zira oğlunu hilâfete aday göstermesini  tavsiye eden sahâbelere Hz. Ömer: &#8220;Bir evden bir kurban yeter&#8221; demişti.  Babasından sonra başa geçecek halifeyi seçmeye görevli olan şûrâ&#8217;ya sadece  müşâvir olarak katıldı. Hz. Ömer oğluna şûrâ&#8217;ya katılmasını ancak aday  olmamasını tavsiye etmişti. (İbnü&#8217;l-Esîr, el-Kâmilfi&#8217;tTarih, 111, 65 vd.)</p>
<p>Hz. Osman (r.a.) zamanında, İbn Ömer, devlet işlerine müdahalede bulunmuyordu.  Bir gün Hz. Osman, İbn Ömer&#8217;e kadılık yapmasını, müslümanların arasındaki hukukî  anlaşmazlıkları hâlletmesini teklif edince özür dileyerek kadılık vazifesini  kabul etmemiş, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)&#8217;in bir sözünü hatırlatmıştı;</p>
<p>- Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurmuşlardır ki: &#8220;Kadılar üç çeşittir. Birincisi  câhillerdir. Bunların yeri Cehennemdir. İkinci zümre âlimleridir, fakat dünyaya  meyilleri vardır, ilimleri ile amelleri bir değildir, bunlarda Cehennemliktir.  Üçüncü zümre ise hem âlim, hem de dünyaya meyli olmayanlardır.&#8221; (Ebû Dâvud,  Akdiye, 2).</p>
<p>- Hz. Osman, Hz. İbn Ömer&#8217;e dedi ki:</p>
<p>- &#8220;Ama, senin baban Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında kaza* işleri ile uğraştı ve  kadılık yaptı.&#8221;</p>
<p>- &#8220;Evet, doğrudur, fakat babam bir mesele ile karşılaşınca Rasûl-i Ekrem&#8217;e  müracâat eder, müşküllerini hâlletmede zorluk çekmezdi. Çünkü Rasûl-i Ekrem  müşkil* bir mesele ile karşılaşınca onun da müşkilini vahiy hâllederdi. Şimdi  Rasûl-i Ekrem aramızda yok ki problemlerimizi ona götürelim. Allah şimdi bizim  yardımcımız olsun.&#8221;</p>
<p>Hz. Osman da bu hususta Hz. İbn Ömer&#8217;e fazla ısrarda bulunmadı.</p>
<p>Hz. İbn Ömer, hükümet ve devlet işlerinden uzak kalmasına rağmen hak yolunda  cihâd* edip İslâm fetihlerine katıldı. Nitekim Hicret&#8217;in yirmiyedinci yılında  Afrika&#8217;da Tunus, Cezayir, Merakeş seferine katılmıştı.</p>
<p>İbn Ömer Hicret&#8217;in otuzuncu senesinde Horasan ve Taberistan fetihlerinde bulundu  ve onun Taberistan fethinde bir Dihkan&#8217;ı öldürdüğü bilinmektedir. Ancak hükümet  ve devlet işlerine müdahâle hususunda çok ihtiyatlı davranıp, daima uzak kalmayı  tercih etti.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın şehâdetinden sonra ilmî yüceliği, kahramanlığı ve mücahidliği Hz.  Ömer&#8217;in oğlu olması sebebiyle halîfe* olması istendiyse de kabul etmedi. Hz. Ali  tarafında yer aldı. Dahilî olaylara karışmadı. Sıffin olayından sonra da  halifelik tekliflerini reddetti. Muâviye zamanında 669 yılında Hz. Peygamber&#8217;in  güvenini kazanmış ve bayraktarlığını yapmış olan Halid b. Zeyd Ebu Eyyub  el-Ensâri* ile İstanbul surları önlerine kadar gelip, İstanbul&#8217;un ilk  muhasarasına katıldı. Onun devlet bünyesinde ve İslâm toplumunda meydana gelen  iç karışıklıklar sırasında temkinli davrandığını görmekteyiz. Fakat Sıffin&#8217;de  Hz. Ali&#8217;ye muhalefet edenlere ve Abdullah b. Zübeyr&#8217;i Kâbe&#8217;de muhasara edip  şehid edenlere karşı savaşmadığına pişman olduğunu bizzat kendisi ifâde etmiştir  (İbn AbdülBerr, el-İstiâb, II, 345), Haccac&#8217;a karşı savaşmadıysa bile onun  zulmünden asla çekinmeden İslâmî ahkâmı çiğnemesine karşı susmayıp onu  gerektiğinde sert bir şekilde uyarmıştı. Hattâ onun bu gibi uyarılarına kızan  Haccac b. Yusuf, Abdullah&#8217;ı öldürtme yollarını aramıştı.</p>
<p>Nihâyet hicretin yetmişdördüncü yılında Abdullah b Ömer seksendört veyahut  seksen beş yaşında iken vefat ettiği (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, IV, 187), başka  rivâyetlerde de onun seksenaltı yaşında vefat ettiği kaydedilir. (İbnü &#8216;l-Esir,  Üsd ü &#8216;l-Câbe, I V, 230-23 1 ) .</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/abbas-ibn-abdulmuttalib.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABDULLAH İBN MES&#8217;UD</title>
		<link>http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-mesud.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-mesud.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH İBN MES'UD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[İlk müslümanlardan, muhaddis,* fakîh ve müfessir* sahâbî....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adı Abdullah, künyesi Abdurrahman&#8217;dır. Babası Mes&#8217;ud, annesinin adı Ümm-i  Abd&#8217;dir. Babası hakkında fazla bir bilgi yoktur. Onun, Zühreoğullarından Abd b.  Hâris&#8217;in müttefiki olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Abdullah, Mekke&#8217;nin fakîh âilelerinden birine mensuptu. Gençliğinde Ukbe b. Ebi  Muayt&#8217;ın koyunlarını güderek çobanlık yapmıştır. Abdullah b. Mes&#8217;ud Hz.  Peygamber ile ilk tanışması ve karşılaşmasını şöyle anlatır: Ben Ukbe b. Ebi  Muayt&#8217;ın koyunlarını güdüyordum. Bir gün Rasûlullah (s.a.s.) ve Hz. Ebu Bekir  (r.a.) yanımdan geçiyorlardı. Rasûlullah bana sütümün olup olmadığını sordu. Ben  de ona çoban olduğumu ve bu koyunların emânet olduklarını söyledim. Bunun  üzerine Rasûlullah: &#8220;Yavrulamamış ve süt vermeyen bir koyunun var mı? Bana  gösterir misin?&#8221; dedi. Ben de koç yüzü görmemiş bir koyun yanaştırdım.  Rasûlullah koyunun memesini tutup sağmaya başladı. Gerçekten yavrulamamış ve  sütü olmayan bu koyundan süt sağıp Ebu Bekir&#8217;e verdi. Hz. Ebu Bekir içti; sonra  kabı Rasûlullah alıp o da içtikten sonra koyunu saldı. &#8221; (İbn Sa&#8217;d, Tabakat,  111, 150-151)</p>
<p>İşte İbn Mes&#8217;ud o günden sonra Hz. Peygamberin yanından ayrılmadı.</p>
<p>İslâm&#8217;ı kabul edenlerin altıncısıdır. O müslüman olduğu zaman Peygamberimiz  (s.a.s.) henüz Erkam&#8217;ın evine taşınmamıştı.</p>
<p>İslâm&#8217;ı kabul ettikten sonra hep Kur&#8217;ân-ı Kerim ezberlemiştir. Kendi ifâdesiyle  hıfzettiği yetmiş sûreyi Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in huzurunda okumuştur.  Sahâbeler arasında hiç kimse bu konuda kendisiyle rekabete girişememiş, daha  sonra Abdullah Kur&#8217;an&#8217;ın tamamını ezberlemiştir.</p>
<p>İbn Mes&#8217;ud, müslüman olduğu sıralarda müslümanlar Hz. Peygamber ile açıktan  açığa ibâdet edemiyor, istedikleri yerde yüksek sesle Kur&#8217;an okuyamıyorlardı.  Müslümanların böyle bir hareketi, müşriklerin bütün câhilî duygularını kabartır,  onları müslümanlara karşı şiddetli ve canice saldırılarda bulunmaya sürüklerdi.  Bunun içindir ki müslümanlar, bu gibi tehlikelerden sakınmak isterler,  müşrikleri aleyhlerinde harekete teşvik ve tahrik edecek hareketlerden  kaçınırlardı. İşte bu zor günlerde Abdullah İbn Mes&#8217;ud, Kâbe&#8217;de Kur&#8217;ân okumak  istemişti. Hz. Peygamber ve Ashâbı bunun tehlikeli bir hareket olduğunu,  özellikle Mekke&#8217;de kendisini himaye edecek büyük bir âilenin bulunmadığını,  müşriklerin ona karşı pervasızca hareket ederek kendisini işkenceye  uğratacaklarını söylemişler, fakat İbn Mes&#8217;ud&#8217;un iman coşkunluğu bütün bunları  geçmiş: &#8220;Beni, onların şerrinden Allah korur!&#8221; diyerek kalkmış ve Kâbe&#8217;ye  gitmişti.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-mesud.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-mesud.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABDULLAH İBN REVÂHA</title>
		<link>http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-revaha.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-revaha.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:25:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH İBN REVÂHA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Akabe gününde İslâm'a giren şâir sahâbî. Nesebi Abdullah b. Revâha b. Sa'lebe b. İmriü'l-Kays b. Amr'dır. Künyesi Ebu Muhammed, ünvanı şâiru Rasûlüllah'tır. Babası Revâha, annesi Kebşe'dir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sahâbenin büyüklerinden ve Ensar&#8217;ın ileri gelenlerinden olan Abdullah Medine&#8217;de  doğdu. Hazrec kabilesine mensup olup ne zaman doğduğu kesin olarak  bilinmemektedir. İkinci Akabe gününde müslüman olmuş ve kabilesini temsilen  Peygamberimize bey&#8217;at etmiştir.</p>
<p>Hicret günü Rasûlullah&#8217;a mihmandarlık etti. Muhacirlerden Mikdad b. Esved&#8217;i  kardeş edindi. Aynı zamanda o, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in kâtiplerindendi. Bedir,  Uhud, Hendek ve Hayber gazvelerine katıldı. Hudeybiye barışı ve Umretu&#8217;l-Kaza  seferlerinde peygamberimizin yanında yer aldı. Bedir savaşının zafer müjdesini  Zeyd b. Hârise ile birlikte Medine&#8217;ye ulaştırdı. Bedru&#8217;l-Mev&#8217;id gazasında  Rasûlullah&#8217;ın Devlet Başkanlığına vekâleten Medine&#8217;de kaldı. Hicretin 6. yılında  (627) üç kişilik heyetin başkanı sıfatıyla Hayber&#8217;e gitti. Yahudilerin başkanı  Üseyr b. Zârim&#8217;in Yahudilerle birlikte Gatafan kabilesini Müslümanlara karşı  kışkırttığını gördü. Hayber&#8217;de üç gün kaldı. Dönüşünde gördüklerini Hz.  Peygamber (s.a.s.)&#8217;e aktardı.</p>
<p>Yine aynı yılın Şevvâl ayında Hayber&#8217;e elçi olarak gönderildi. Yanında bulunan  otuz kişiyle birlikte Hayber&#8217;e vardı. Üseyr b. Zârim ile gõrüştü. Allah  Rasûlü&#8217;nün kendisini Hayber&#8217;e vali yapacağını, Medine&#8217;ye gelmesi halinde  kendisine ikrâm ve ihsânda bulunacağını bildirdi. Üseyr, bu teklife memnun oldu,  valiliğe heveslendi. Yanına aldığı otuz kişiyle birlikte yola çıktı. Yolda,  sahâbeden Abdullah b. Üneys&#8217;in kılıcına el atarak onu öldürmek istedi. Abdullah,  bunun ahde vefasızlık olduğunu bildirdi. İkinci kez yine Abdullah&#8217;ın kılıcına el  attı. Bu durum karşısında Yahudilerden yirmidokuz kişi kılıçtan geçirildi. Bir  kişi kaçıp kurtuldu.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in Basra hükümdarına gönderdiği elçinin Şam valisi Şurahbil  tarafından öldürülmesi olayıyla ilgili olarak hicretin 8. yılında bir ordu  hazırlandı. Bu ordunun komutasıyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) şu  açıklamada bulundu: &#8220;Cihada çıkacak şu insanlara Zeyd b. Hârise&#8217;yi kumandan  tayin ettim. Zeyd b. Hârise şehid olursa, yerine Ca&#8217;fer b. Ebi Talib geçsin,  Ca&#8217;fer b. Ebi Talib de şehid edilirse, yerine Abdullah b. Revâha geçsin.  Abdullah b. Revâha şehid olursa, müslümanlar, aralarından uygun birini seçip,  kendilerine kumandan yapsınlar.&#8221;</p>
<p>Müslümanlar bir müddet ilerlediler. Düşman ordusunun gücü ve sayıca çok oluşu  Müslümanları endişelendirdi. Zeyd b. Hârise, ne yapmak gerektiği konusunda  istişâre yaptı. Abdullah b. Revâha, Rumlar&#8217;la çarpışmaktan yana olduğunu  bildirdi. Müslümanlar, Mûte&#8217;de savaş düzeni aldılar, çarpışmaya başladılar. Zeyd  b. Hârise, vücudu mızraklarla delik deşik oluncaya kadar savaştı. Ve şehid oldu.  Sancağı Ca&#8217;fer aldı. O da savaştı, şehid oldu. Ca&#8217;fer&#8217;den boşalan sancağı  Abdullah b. Revâha aldı. Bir mızrak darbesiyle yaralandı ve o da şehid ,oldu  (629).</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-revaha.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/abdullah-ibn-revaha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABDULLAH B. AMR B. EL-ÂS</title>
		<link>http://www.nurislam.org/abdullah-b-amr-b-el-as.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/abdullah-b-amr-b-el-as.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:24:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH B. AMR B. EL-ÂS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Ashâbın ileri gelen fâkihlerinden ve aynı zamanda Abâdile*den olan sahâbi. Ebu Muhammed veya Ebu Abdurrahman künyesiyle tanınan Abdullah, Amr b. As'ın oğlu idi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Annesi de Râita (Reyta) binti Münebbih&#8217;tir. Abdullah, babası Amr b.  el-As&#8217;dan önce müslüman oldu ve onunla birlikte Hicri yedinci yılda Medîne&#8217;ye  hicret etti.</p>
<p>Abdullah b. Amr (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in meclislerine devam ederdi.  Onun tanındığı özelliklerden biri, Rasûlullah&#8217;ın sözlerini ezberlemek ve  kaydetmekti. Ashâb, Abdullah&#8217;ın her şeyi yazdığını görerek, onu, bundan  vazgeçirmek istemişler ve ona şöyle demişlerdir: &#8220;Sen Rasûlullah&#8217;tan işittiğin  her şeyi yazıyorsun. Halbuki Allah Resûlü, gazap ve hoşnutluk hallerinde de söz  söylemektedir. &#8220;Bunun üzerine tereddüde düşen Abdullah, durumu Hz. Peygambere  anlatınca Rasûlullah, onu dinledikten sonra şöyle buyurdu: &#8220;Yaz, çünkü canımı  kudret elinde tutan yüce Allah&#8217;a yemin ederim ki, ağzımdan haktan başka bir şey  çıkmamıştır.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 158).</p>
<p>Abdullah b. Amr, gece ve gündüzünü Allah yoluna vakfeden sahâbelerdendi. Bütün  vaktini oruç ve namaza adamıştı. Abdullah bu hâliyle ilgili olarak şunları  anlatır:</p>
<p>&#8220;Babam, beni Abdullah b. Abbâs&#8217;ın kızı Umre ile evlendirdi. Fakat ben hep namaz  ve oruçla vakit geçirdiğimden eşimle ilgilenememiştim. Bir gün babam, gelinini  ziyarete geldi. Beni nasıl bulduğunu sormuş, eşim ona şu cevabı vermişti:  &#8220;Kocam, erkeklerin en şereflilerindendir, fakat bizi arayıp sorduğu yok&#8230;&#8221;  Babam, zevcemin bu sözlerinden üzülerek, beni arayıp sordu ve şöyle dedi:  &#8220;Oğlum, sana, Kureyş&#8217;in en şereflilerinden bir kadın aldım. Sen ise şöyle  yaptın, böyle yaptın!..&#8221; Daha sonra da, Rasûlullah&#8217;a giderek beni şikâyet etti.  Rasûlullah, babamı dinledikten sonra beni çağırdı. Hemen yüce huzurlarına  vardım. Hz. Peygamber (s.a.s.):</p>
<p>- Sen gündüzleri oruç mu tutarsın?</p>
<p>- Evet, ya Rasûlullah!</p>
<p>- Geceleri namaz mı kılarsın?</p>
<p>- Evet, ya Rasûlullah!</p>
<p>Bunun üzerine Rasûlullah şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;- Fakat ben, oruç tutar ve yerim; namaz kılar ve uyurum, zevcelerimle de  ilgilenirim. Benim sünnetim budur. Benim sünnetimden ayrılan benden değildir.&#8221;</p>
<p>Rasûlullah bana:</p>
<p>- Sen Kur&#8217;an&#8217;ı ayda bir kere hatmet!&#8230; dedi. Ben de:</p>
<p>&#8220;Fakat ben kendimi daha kuvvetli hissediyorum&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;O halde on günde bir kere hatmet&#8221; buyurdular.</p>
<p>&#8220;Fakat ben daha fazla da okuyabilirim&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;O halde üç günde bir hatmet&#8221;, buyurdular.</p>
<p>Sonra oruca değinen Hz. Peygamber:</p>
<p>&#8220;Ayda üç gün oruç tut!&#8221; dedi.</p>
<p>Ben, &#8220;Daha fazla tutmaya gücüm yeter.&#8221; dedim.</p>
<p>Ancak Rasûlullah, daha fazlasına müsâade etmedi. Ben ise daha fazlasını rica  ettim. O zaman müsâade buyurdu. Ne var ki ben daha fazla tutmakta ısrar ettim.  Sonunda Allah Resûlü şöyle buyurdular:</p>
<p>&#8220;Orucun en faziletlisi, kardeşim Davud (a.s.)&#8217;ın orucudur. O, bir gün oruç  tutar, bir gün yerdi.&#8221;</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/abdullah-b-amr-b-el-as.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/abdullah-b-amr-b-el-as.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİLÂL-İ HABEŞÎ</title>
		<link>http://www.nurislam.org/bilal-i-habesi.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/bilal-i-habesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[BİLÂL-İ HABEŞÎ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'e ilk iman edenlerden biri ve sonradan ona müezzin olan sahabî. İslâm tarihinde unutulmaz yeri olan Bilâl-î Habeşî, aslen Habeşlidir. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesi Abdullah'tır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilâl, İslâm&#8217;ın ilk tebliğ yıllarında Ümeyye b. Halef&#8217;in kölesiydi. İslâm&#8217;ın  ortaya çıktığı yıllarda bir çok kimse, soy ve soplarının yüksekliğine, şirk  toplumu içindeki nüfuzlarına bakarak kavim ve kabîle taassubuna düşmüş, İslâm&#8217;a  cephe almış ve sapıklıkta kalmışlardı. Bilâl b. Rebah gibi kimseler de zayıf ve  acizliklerine rağmen hak davete uyup şirkten kurtulmuşlardı. İşte Bilâl b. Rebah  (r.a.) İslâm davetine ilk icabet edenlerden biriydi.</p>
<p>Ümeyye b. Halef, kölesi Bilâl&#8217;in müslüman olduğunu anladıktan sonra, onu  İslâm&#8217;dan çevirmek için yapmadığı eziyet ve işkence kalmamıştı. Ümeyye, öğlen  vakti güneşinin bir yanardağ kesildiği anda, Bilâl&#8217;i alır, kızgın kumların  üzerine yatırır, sırtına kocaman bir taş koyar ve şöyle derdi: &#8220;Muhammed&#8217;e  küfret; Lat ve Uzza&#8217;ya iman et. Yoksa onlara iman edinceye kadar böylece  kalacaksın.&#8221;</p>
<p>Bilâl&#8217;in kızgın kumlar üzerinde sırtı yanar, göğsü yanar, nefesi tıkanır, bu  müthiş işkence altında saatlerce kıvranırdı. Fakat dudaklarında daima şu sözler  dökülürdü: &#8220;Allahu Ahad, Allahu Ahad&#8221;, Onun bu durumu, müşrikleri bile hayrete  düşürürdü (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, III, 232).</p>
<p>O, geçim için, makam ve mevki için başka ilâhlara sığınmazdı. O biliyordu ki  hüküm Allah&#8217;a aittir, rızık Allah&#8217;a aittir. Öldürmek ve yaşatmak Allah&#8217;ın  elindedir. Geçici dünyanın çıkarları için put ve tağutları tasdik etmek ve bu  arada imandan bir cüz de Allah&#8217;a ayırmak iman için yeterli değildir. Tam ve  kâmil anlamda hükmün, öldürmek ve diriltmenin Allah&#8217;a ait olduğunu rızık verenin  yalnız Allah olduğunu, Allah&#8217;ı bütün sıfatlarıyla tanıyıp ona göre iman  etmedikçe ve bu uğurda gelecek sıkıntı ve ezalara katlanmadıkça imanda kemâle  ulaşmanın mümkün olmadığını biliyordu. Bilâl, rızık ve ölüm korkusu taşımıyordu.  Yalnız Allah&#8217;tan korkuyor ve yalnız ondan ümid ediyordu.</p>
<p>İşkence altında kıvranan Bilâl (r.a.)&#8217;a rastgelen Varaka b. Nevfel,</p>
<p>&#8220;Vallahi ey Bilâl, Allah birdir, Allah birdir. &#8221; der, sonra da müşriklere  dönerek: &#8220;Siz onu bu yüzden öldürürseniz, biz onu, kendimize örnek alırız.&#8221;  derdi (İbnü&#8217;l-Esir, el-Kâmil Fi&#8217;t-Târih, II, 66).</p>
<p>Bilâl&#8217;in efendileri olan Mekkeli müşrikler onu, çoluk çocuğun oyuncağı  yapmışlardı, ona işkence edenlerden biri de Ebu Cehil&#8217;di. Ama Bilâl&#8217;e yapılan  işkenceler sırasında gösterdiği sabır ve tahammül hepsini şaşkına çevirirdi.  Nasıl oluyor da bu derece ağır işkencelere katlanabiliyordu.</p>
<p>Ümeyye b. Halef&#8217;in Bilâl&#8217;e yaptığı işkencelere çok üzülen Hz. Ebû Bekir (r.a.)  ona bu işkenceden vazgeçmesini söylemiş o da; &#8220;Onun ahlâkını bozan sensin, onu  bizden uzaklaştıran senden başkası değildir&#8221; demişti. Bunun üzerine Ebû Bekir  es-Sıddık (r.a.) ona şu cevabı vermişti: &#8220;Benim yanımda senin şu kölenden daha  güçlü ve kuvvetlisi var. Hem de senin dinindendir. İstersen onu al ve bunu bana  ver.&#8221; Ümeyye bu teklifi kabul edip öteki köleyi aldı ve Hz. Bilâl&#8217;i Hz. Ebû  Bekir&#8217;e verdi. Başka bir rivayette Hz. Ebu Bekr&#8217;in onu yedi ukiyeye satın alıp  azat ettiği kaydedilir. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, III, 232).</p>
<p>Bilâl&#8217;i Resulullah&#8217;ın yanına götürüp azat etmiş ve Bilâl işkenceden kurtulmuştu.  Elbette bu Allah&#8217;ın bir takdiridir. Bilâl Hz. Ebû Bekir&#8217;e bu sebeple borçlu  değildir. İki mümin de görevlerini yapmışlar. Allah da onlara ecrini vermiştir.  Hz. Ömer şöyle der:</p>
<p>&#8220;Efendimiz Ebu Bekir, yine efendimiz Bilâl&#8217;i azad etti. &#8220;(İbnü&#8217;l-Esîr, Üsdü&#8217;l-  Gabe, I, 209).</p>
<p>Bilâl daha sonra diğer ashab ile birlikte Medine&#8217;ye hicret etti. Orada Sa&#8217;d b.  Hayseme&#8217;ye misafir oldu. Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik oluşturulunca  Bilâl&#8217;e de Abdullah b. Abdurrahman el-Has&#8217;amî kardeş ilân edildiler. Bu  kardeşlik köklü bir şekilde sürüp gitti. Öyle ki Bilâl, Hz. Ömer devrinde Şam&#8217;da  bulunduğu sırada maaş olarak divandan ona ayrılan hissesinden kardeşine de bir  hisse veriyordu. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, III, 234).</p>
<p>Bilâl, Resulullah (s.a.s.)&#8217;ın müezzini olarak tanınmaktadır. Ve sık sıkezanı  Bilâl&#8217;e okuttururdu. Hatta sabah ezanındaki &#8221; &#8221; (Namaz uykudan hayırlıdır)  ibaresini Bilâl ezana eklemiş Resulullah &#8220;Bilâl, bu ne güzel söz!&#8221; diye onu  tasvip etmişti. (Avnu&#8217;l-Ma&#8217;bud, Şerh Ebû Dâvud, III,185; İbn Mâce, Ezan, 1, 3,).  Hz. Bilâl, Resulullah&#8217;ın bütün gazalarına katıldı. Bedir gazasında Hz. Bilâl,  Mekke&#8217;de kendisine her türlü eza ve işkenceyi reva gören Ümeyye&#8217;yi görmüş ve  şöyle bağırmıştı: &#8220;İşte küfrün başı!..&#8221; Bunun üzerine dikkatleri ona çevrilmiş  ve müslümanlar derhal onun ve oğlunun etrafını sararak ikisini de öldürmüşlerdi.  Resul-u Ekrem Mekke&#8217;nin fethi ardından Kâbe&#8217;ye girerken has müezzini Hz. Bilâl&#8217;i  yanlarında bulundurmuşlardı. İbn Ömer, bu vakayı şöyle nakleder ve der ki:</p>
<p>&#8220;Resul-u Ekrem, Mekke&#8217;nin fethi gününde, Mekke&#8217;nin yüksek tarafından bir deve  üzerinde geldi. Üsame b. Zeyd, Bilâl ve Osman b. Talha da yanlarındaydılar.  Resul-u Ekrem Kâbe içinde uzun bir müddet kaldılar, sonra çıktılar. Arkasında  müminler içeri girmek için birbiriyle yarış etti. İlk giren bendim. Bilâl,  kapının arkasındaydı. Bilâl&#8217;e Resulullah&#8217;ın nerede namaz kıldıklarını sordum,  yerini gösterdi. Ne var ki Bilâl&#8217;e, Allah Resulunun kaç rekat namaz kıldıklarını  sormayı unuttum.&#8221; (Buhârî, Meğâzî, 49).</p>
<p>Resulullah, Kâbe&#8217;yi putlardan temizledikten sonra müezzini Bilâl, burada ezan  okuyarak, ortalığı tevhîd nameleriyle coşturmuştu. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, III,  234). Resul-u Ekrem&#8217;in vefatı üzerine, ona karşı büyük bir sevgi duyan Hz.  Bilâl, Medine&#8217;de kalmaya dayanamayıp, ayrılmak zorunda kaldı. Hz. Ebu Bekir,  Bilâl&#8217;e yanında kalması için ısrar ettiği halde, Hz. Bilâl ona şöyle demişti:  &#8220;Eğer sen beni Allah için azat ettinse bırak istediğim yere gideyim; yok kendi  nefsin için azat ettinse beni yanında alıkoy!&#8221; Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir şöyle  demişti: &#8220;İstediğin yere git!&#8230;&#8221; Resulullah&#8217;ın vefatından sonra cihadı, ezana  tercih eden Hz. Bilâl, Şam&#8217;a gitti ve Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye&#8217;de meydana  gelen gazalara katıldı (İbn Sa&#8217;d, Tabakat III,238).</p>
<p>Hz. Ebû Bekir&#8217;in vefatından sonra, Hz. Ömer devrinde cihat devam etti. Hz. Bilâl  bu cihatlara da katıldı. Hz. Ömer, hicrî onaltıncı yılda Suriye ve Filistin&#8217;e  gittiği zaman, Bilâl onu karşılamaya çıkarak Câbiye&#8217;ye gelmişti. Sonra halifenin  maiyetinde Kudüs&#8217;e giderek, bu kutsal şehrin teslimi sırasında bulunmuş ve Hz.  Ömer ile birlikte Kudüs&#8217;e girmişti. Hz. Ömer, burada, Resulullah&#8217;ın vefatından  beri ezan okumayan Bilâl&#8217;den ezan okumasını rica etmiş, Hz. Bilâl de halifenin  ısrarına dayanamayarak ezan okumuştu. Bilâl Tevhîd&#8217;in bu üstün yanı olan ezanı  okumaya başlar başlamaz, Hz. Ömer ve diğer ashab Resulullah (s.a.s.) dönemini  hatırlayarak, gözlerinin önüne, geçmiş günleri getirip hüngür hüngür ağlamaya  başladılar. Bilâl&#8217;in ezanını dinleyenlerin hepsi, kendilerinden geçmişlerdi.  Kudüs&#8217;ü teslim alma sırasında Hz. Ömer&#8217;den başka Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh, Muaz  b. Cebel, Amr b. el-Âs gibi ashabın ileri gelenlerinden bir çok kimse  bulunuyordu.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in irtihâlinden sonra Suriye&#8217;ye giden Bilâl,</p>
<p>&#8220;Havlan&#8221; kasabasına yerleşti. O burada huzur içinde yaşıyordu. Hz. Bilâl,  Suriye&#8217;de bir müddet kaldıktan sonra bir gece rüyasında Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;i  gördü. Resulullah ona, şöyle demişti: &#8220;Beni ziyaret etmeyecek misin?&#8221; Hz. Bilâl,  uyanır uyanmaz, hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu. Medine&#8217;ye gece  ulaştı. Oraya varınca Ravza-i Mutahhara&#8217;ya yüzünü sürerek, burada Resul-u  Ekrem&#8217;le birlikte geçirdiği günlerin hatırasını düşünerek ağladı. Bu sırada Hz.  Hasan ile Hz. Hüseyin Bilâl&#8217;i görmüş, fecir vaktinde ondan ezan okumasını rica  etmişlerdi. Bilâl, (r.a.) onların arzusunu yerine getirerek, Peygamber  Mescid&#8217;inde ezan okumuştu. Bilâl&#8217;in sesini duyan Medineliler, İsrafil suruyla  uyandırılmış gibi yerlerinden fırlamış ve ezanı dinlemeye başlamışlardı. Birinci  şehadetten sonra Resulullah&#8217;ın risâletini ikrar eden şehadet tekrar okunurken,  Hz. Peygamber&#8217;in kabrinden kalktığını tasavvur ederek evlerinden dışarı  fırlamışlardı. Bu sabah, bütün Medine&#8217;ye, risalet devrini bütün canlılığı ile  yaşatan, herkesin hislerini coşturan, bütün müslümanların Resul-u Ekrem&#8217;e karşı  duydukları sevgiyi canlandıran Bilâl&#8217;in sesi idi.</p>
<p>Hz. Bilâl, hicretin yirminci yılında altmış yaşlarında iken vefat etti.  Dımaşk&#8217;ın Bâbü&#8217;s-Sağîr tarafına defnolundu. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, III, 238;  İbnü&#8217;l-Esir, Üsdü&#8217;l-Gabe, I, 209).</p>
<p>Hz. Bilâl (r.a.), vefatı yaklaşınca, ölümün ızdırabını, sevgililerine  kavuşmasındaki zevk ile mezcetmiş; ömrünün son anlarında onun hastalığını gören  zevcesi, teessüründen &#8220;ah ne acı&#8221; dedikçe, Bilâl: &#8220;Oh! ne tatlı!.&#8221; diyor ve  ekliyordu: &#8220;Yarın sevgililerle, Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşacağım.&#8221;  diyordu.</p>
<p>Bilâl-i Habeşî, İslâm&#8217;ın ahlâkıyla ahlâklanmış, fazîlet ve kemâl sahibi bir  sahabî idi. Hz. Bilâl&#8217;in, ilk müslümanlardan olduğunu ve İslâm akîdesi uğrunda  en büyük çileyi çekenlerden olduğunu, herkes bilir ve ona son derece sevgi ve  hürmet beslerdi. Hz. Bilâl, bütün vaktini, Resul-u Ekrem&#8217;e hizmetle geçirdi. O,  Resulullah&#8217;ın meclislerinde daima hazır bulunurdu. Her namazda, her durum ve  işte Resulullah&#8217;dan ayrılmazdı. Hz. Peygamber&#8217;in hazinedarlığını, Bilâl yapardı.  Çarşı ve pazardan alınacak her şeyi o tedarik eder, icabında ödünç para alır,  Resulullah&#8217;ın evinin ihtiyaçlarını sağlar, sonra da müsait zamanlarda o borçları  öderdi.</p>
<p>Hz. Bilâl&#8217;in doğruluk ve ahlâkı, İslâm&#8217;a bağlılığı bütün çağdaşları tarafından  aynı derecede takdir edilmekte ve övülmekteydi. Artık o, siyahî bir köle değil,  ashab&#8217;ın ileri gelenlerinden ve İslâm devletinin yönetiminde söz sahibi olan  müminlerden biriydi.</p>
<p>Hz. Bilâl, uzun boylu, zayıf, ince ve koyu esmerdi. Ömrünün sonlarına doğru  saçlarının çoğu beyazlaşmıştı. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, III, 238-239).</p>
<p>Ahmed AĞIRAKÇA</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/bilal-i-habesi.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/bilal-i-habesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CA&#8217;FER B. EBİ TALİB</title>
		<link>http://www.nurislam.org/cafer-b-ebi-talib.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/cafer-b-ebi-talib.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:22:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[CA'FER B. EBİ TALİB]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in oğlu. Ebû Tâlib'in Tâlib, Akîl, Câ'fer ve en küçükleri Hz. Ali olmak üzere dört oğlu vardı. Hz. Câfer, Rasûlullah (s.a.s) daha Erkam'ın evine girip İslâm'ı yaymaya başlamadan önce müslüman olmuş...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ikinci  Hicret kâfilesine katılarak hanımı Esma binti Üveys ile birlikte Habeşistan&#8217;a  hicret etmişti. (İbn Sad, Tabakât, Beyrut, 1376/1957, IV, 34; İbn Abdilber,  el-İstiâb, Kahire (t-y), I, 242).</p>
<p>Habeş muhacirlerinin sayısı sekseniki erkek ve on kadına ulaştı. Daha sonra  bunlardan otuzdokuz kadarı, bazı Kureyş büyüklerinin İslâm&#8217;a girdiği haberi  üzerine Mekke&#8217;ye geri döndü. Fakat bu haberin asılsızlığı ortaya çıkınca,  bazıları gizlice bazıları da Mekkeli müşrik akrabalarının himayesi altında,  Mekke&#8217;ye girebildiler. (İbn İshak, es-Sîre, Mısır 1355/1936, II, 3-10).</p>
<p>Kureyş müşrikleri, muhacirleri Habeşistan&#8217;dan geri çevirmek üzere Abdullah b.  Ebi Rabîa ile Amr b. el-Âs&#8217;ı değerli hediyelerle Habeşistan&#8217;a gönderdiler.  Elçiler Habeş Necâşîsi nezdinde müslümanları kötüleyince, Câ&#8217;fer b. Ebi Talib  müslümanların temsilcisi olarak konuştu ve müşriklere üç soru sorulmasını  istedi:</p>
<p>1) Biz Kureyş&#8217;in köleleri miyiz? 2) Mekke&#8217;de bir cinayet mi işledik ki, zorla  iade edilmemizi istiyorlar? 3) Mekke&#8217;de mal gasbettik de, üzerimizde  başkalarının hakları mı vardır?</p>
<p>Kureyş elçileri bütün bu sorulara olumsuz cevap verdiler. Ancak, puta tapmayı  bırakıp İslâm dinine girmelerinin suç olduğunu bildirdiler. Bunun üzerine  Necaşî, Câ&#8217;fer&#8217;e İslâm dini ile ilgili sorular sordu. Hz. Câ&#8217;fer, İslâm&#8217;ın  getirdiği iman, ahlâk ve fazilet esaslarından söz etti. Necaşî&#8217;nin isteği  üzerine Meryem Suresi&#8217;nin* baş tarafından okumaya başladı. Ankebut* ve Rûm*  surelerini de okudu. Bu sırada Necaşî&#8217;nin gözlerinden yaşlar akıyordu. İstek  devam edince, Hz Câfer Kehf* sûresini okudu. Necaşî, kendisini tutamayarak  &#8220;Vallahi, bu aynı kandilden fışkıran bir nûrdur ki, Mûsa da, İsa da aynı mesajla  gelmiştir.&#8221; dedi. Hz. Muhammed&#8217;in bir peygamber olduğuna kanaat getirdi. Bunu  açıkladı ve Müslümanları himaye etti (İbn İshak, es-Sîre, I, 356-362; Ahmet b.  Hanbel, H. no:1740, 4400; İbnû&#8217;l Esir el-Kâmil, Mısır 1301, II, 37-38; İbn  Haldun, Tarih, Mısır 1355/1936, II, 178; İbn Kayyim, Zâdü&#8217;l Meâd, Mısır (t.y),  I, 301 ).</p>
<p>Câ&#8217;fer b. Ebi Tâlib ve arkadaşları hicretin yedinci yılında Habeşistan&#8217;dan  Medine&#8217;ye döndüler. Bu sırada Hz. Peygamber Hayber gazvesinde bulunuyordu.  Hayber ganimetlerinden Habeşistan&#8217;dan gelenlere de pay verildi (Buhârî, Sahîh,  İstanbul 1329, V, 80; Müslim, Sahîh, (Nşr. M. F. Abdülbâki), 1375/1956, IV,  1946).</p>
<p>Hz. Câ&#8217;fer, Hicret&#8217;in sekizinci yılında vuku bulan Mute gazvesine katıldı ve  orada şehit düştü. Mûte, Şam&#8217;a yakın bir köy olup, halkı Gassanîlerden ve  Rumlar&#8217;dan oluşuyordu. Hz. Peygamber, Hâris b. Umeyr&#8217;i Şam&#8217;a, Gassânî  hükümdarına elçi olarak göndermişti. Mûte&#8217;den geçerken, vali Şurahbil b. Amr  tarafından yakalandı ve Hz. Muhammed&#8217;in elçisi olduğu anlaşılınca da şehit  edildi. Hz. Peygamber olaya çok üzüldü. Düşmana karşı bir ordu hazırlanmasını  istedi. Üç bin kişilik bir ordu hazırlandı. Allah Rasûlü öğle namazından sonra,  orduya Zeyd b. Hârise&#8217;yi komutan tayin ettiğini o şehit olursa yerine Câ&#8217;fer b.  Ebi Tâlib&#8217;in, o da şehit olursa yerine Abdullah b. Revâha&#8217;nın geçmesini  bildirdi. (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, II, 128; İbn İshak, es-Sîre, IV, 15) Düşman  hristiyan Arap ve Rumlardan oluşan büyük bir ordu toplamıştı. Ebû Hüreyre şöyle  der: &#8220;Mute savaşında ben de bulundum. Müşrikleri gördüğümüz zaman onların sayı,  silâh, at, atlas, ipek, altın vb. bakımından bizimle karşılaştırılamayacak,  karşılarında durulamıyacak derecede olduklarını gördük. Gözüm kamaştı. Çarpışma  başlayınca, baş kumandan Zeyd b. Hârise, Hz. Peygamber&#8217;in sancağını elinde  tutarak ilerledi. Vücudu Rumlar&#8217;ın mızraklarıyla delik deşik oluncaya kadar  çarpıştı ve sonunda şehit oldu.&#8221; (İbn İshak, es-Sire, IV,19- 20; İbnü&#8217;l Esir,  el-Kâmil, II, 236).</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/cafer-b-ebi-talib.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/cafer-b-ebi-talib.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EBÛ DÜCÂNE</title>
		<link>http://www.nurislam.org/ebu-ducane.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/ebu-ducane.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:21:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[EBÛ DÜCÂNE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Hicretten önce İslâm'a giren Ensâr'ın kahramanlarından meşhur sahâbî. Asıl adı Sammak olup, Hazrec'in Saideoğulları kabilesine mensuptur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber hicretin birinci yılında Muhâcirler ile Ensâr arasında &#8220;kardeşlik&#8221;  tesis ettiğinde, Ebû Dücâne de Muhâcirlerden Utbe b. Gazvan ile kardeşlik  oluşturmuştur. Ebû Dücâne, Ensâr&#8217;ın ve İslâm askerlerinin en cesur  savaşçılarındandır. Uhud savaşında Rasûlullah, üzerinde &#8220;korkaklıkta utanç,  ileri gitmekte şeref var, kişi korkaklıkla kaderden kurtulamaz&#8221; yazılı bir  kılıcı eline alarak, &#8220;bu kılıcın hakkını kim verir?&#8221; diye sormuş, Ebû Dücâne de  kılıcı alarak savaşmıştır. Başını kırmızı bir sargı ile saran Ebû Dücâne, düşman  saflarını yararak Ebû Süfyan&#8217;ın karısı Hind&#8217;in yanına kadar Ulaşıp, onu yalnız  başına yakalamış fakat &#8220;Rasûlullah&#8217;ın kılıcı ile yalnız bir kadının başını  kesmek bana lâyık değildir&#8221; diye tekrar geriye dönmüştür. Savaşın kızıştığı ve  Rasûlullah&#8217;ın öldürüldüğü söylentileri çıkarılarak müslüman ordusunun moralinin  bozulduğu sırada Rasûlullah&#8217;ın çevresini, Ebû Bekir, Ömer, Ali, Abdurrahman,  Sa&#8217;d, Zübeyr, Talha, Ebû Ubeyde ve Ebû Dücâne kuşatmışlardı. Ebû Dücâne,  Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in üzerine kapanarak düşman oklarına ve taşlarına karşı  kendisini siper etmiş, yaralanmıştır. Müşriklerden Asım ve Ma&#8217;bed&#8217;i öldüren odur  (Vakidi, Meğazî, s.63).</p>
<p>Uhud gazvesinin büyük kahramanlarından biri olarak, Ebû Dücâne&#8217;den bahsedilir.  Bu savaşta elinde birkaç tane kılıcın kırıldığı; savaş meydanında mağrur olarak  yürüdüğü sırada ashabdan bazılarının onun bu hareketine itiraz etmelerine  Rasûlullah&#8217;ın, &#8220;Allah yolunda cihad eden bir adamın cihadıyla övünmesine  karışılmaması&#8221;nı söylediği rivâyet edilir (İbnü&#8217;l-Esir, Üsdü&#8217;l-Gâbe, V, 148).</p>
<p>Nadiroğulları seferinden sonra ele geçirilen ganimetlerden Ebû Dücâne de payını  almıştır (İbn Sa&#8217;d Tabakat, II, 353). Siyer yazarları Rasûlullah&#8217;ın gazvelerinde  onun seçkin bir yeri bulunduğundan söz etmişlerdir. Bütün savaşlarda korkusuzca  öne alıp çarpışmasıyla İslâm ordusuna büyük bir cesaret örneği olmuş, askerleri  savaşa teşvik ederek moral kazanmalarını sağlamıştır. İrtidat edenlere karşı  girişilen Yemame savaşında da yalancı peygamber Müseylime&#8217;nin mağlup edilmesinde  onun bu kahramanlığının büyük etkisi olmuş (Üsdü&#8217;l-Gâbe, II, 353), nihâyet Ebû  Dücâne Ridde savaşlarında şehid düşmüştür.</p>
<p>Ebû Dücâne Rasûlullah&#8217;ın yakın ashâbından birisi olmasına rağmen kendisinden hiç  hadis rivâyet edilmemiştir. Bunun en önemli sebebi, onun Rasûlullah&#8217;tan hemen  sonra şehid olmasıdır. Bu sahâbînin (r.a.) Hz. Peygamber&#8217;e itâati ve imanının  sağlamlığı onu en yüksek mertebelerden birine, şehidliğe götürmüştür. Bu sebeple  o İslâm&#8217;î hareketin büyük mücâhidleri arasında bir sembol olmuştur. Tarihçiler  onun şu mısrasını nakletmişlerdir:</p>
<p>&#8220;Ben, sevgili peygamber ile ahde girmiş bir kimseyim,</p>
<p>Hurma korulukları yakınında tepenin eteğinde olduğumuz zaman.&#8221;</p>
<p>(İbn Hişâm, es-Sîre s.563: Taberî, s.1425-1426).</p>
<p>Şamil İA</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/ebu-ducane.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/ebu-ducane.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EBU&#8217;D-DERDÂ</title>
		<link>http://www.nurislam.org/ebud-derda.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/ebud-derda.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:20:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[EBU'D-DERDÂ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Rasûlullah (s.a.s)'in, Kur'ân, fıkıh ve hadis ilimlerinde önde gelen ashâbından biri. Asıl adı Uveymir'dir. Hazrec kabilesine mensuptur. Hicrî ikinci yılda müslüman oldu. Vâkıdî'nin naklettiğine göre, Ebû'd-Derdâ ailesi içinde en son müslüman olandır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onun örtüyle örttüğü bir putu vardı. Kendisini İslâm&#8217;a dâvet  eden dostu İbn Revâha bir gün putunu o evde yokken parçaladı ve gitti.  Ebû&#8217;d-Derdâ eve gelince önce çok kızmış, sonra şöyle demiştir: &#8220;Eğer putta bir  hüner olsaydı, kendini koruyabilecekti. &#8221; Ve sonra Peygamber efendimize giderek  müslüman oldu (Hâkim, el-Müstedrek, III, 336).</p>
<p>Ebû&#8217;d-Derdâ önceleri ticaretle uğraşırken müslüman olduktan sonra kendini  tamamen zühd ve ibâdete vermiştir. Şam fakihi diye meşhurdur. Kendisi bunu  anlatırken şöyle der: &#8220;Peygamber efendimiz risâletle geldikten sonra hem  ticaret, hem ibadet yapmak istedim. Fakat ikisinin bir arada olamayacağını  anlayınca, ticareti bırakıp ibadete yöneldim.&#8221;</p>
<p>İslâm&#8217;a girişinden önce meydana gelen Bedir gazasında bulunmayan Ebû&#8217;d-Derdâ,  Uhud&#8217;da büyük fedakârlık ve şecâat gösterdi. Bu gazadan sonra Rasûlullah  (s.a.s.)&#8217;in bütün gazalarında bulundu. Ebû&#8217;d-Derdâ&#8217;nın kardeşliği Selmân-ı  Fârisî&#8217;dir. Ebû&#8217;d-Derdâ, Rasûlullah&#8217;ın vefâtından sonra Hz. Ömer&#8217;in ona ısrarla  bir görev vermek istemesine rağmen o &#8220;Bana müsaade et, gidip halka Rasûlullah&#8217;ın  sünnetini öğreteyim, onlara namaz kıldırayım&#8221; demiş, Hz. Ömer de ona müsaade  etmişti. Hz. Ömer daha sonraları Şam&#8217;ı ziyaretinde Şam valisi Yezid b. Ebî  Süfyân, Amr b. el-As, Ebû Musa el-Eş&#8217;ari&#8217;yi teftiş ettiğinde bu zatların  kapılarının kilitli olduğunu, odalarının ipekle kaplı bulunduğunu, huzurlarına  girenlerin kim olduklarını sorduklarını, müreffeh yaşadıklarını görmüş;  Ebû&#8217;d-Derdâ&#8217;ya gittiğinde ise onun kapısında kilit bulunmadığı, odasında ışık  olmadığı, elbisesi hafif, soğuktan muzdarip, gelenin selâmını alan, kim olduğunu  sormadan içeri kabul eden, altında bir keçe parçası bulunan bir durumda  görmüştü. Hz. Ömer, Ebû&#8217;d-Derdâ&#8217;ya, &#8220;Ben seni Medine&#8217;de hoş tutmadım mı?&#8221;  deyince o, Rasûlullah&#8217;tan duyduğu şu hadisi hatırlatmıştır: &#8220;Sizin dünyadan  metâmız bir yolcunun azığı kadar olsun &#8221; (Kenzü&#8217;l-Ummâl, I. 78). Kendisine  misafirliğe gelen arkadaşları, yatak yerine yerde yatıp da şikâyet ettiklerinde  şöyle demiştir: &#8220;Bizim bir başka evimiz var ki, hepimiz orada toplanacağız&#8221;  (Sıfatü&#8217;s-Safve, I, 263).</p>
<p>Hz. Ömer, Bedir&#8217;de bulunmamasına rağmen -çünkü o sırada müslüman olmamıştı-  Ebû&#8217;d-Derdâ&#8217;ya da Bedir gazası tahsisatı bağlamıştır. Hz. Osman -veya Ömer-  zamanında Ebû&#8217;d-Derdâ Şam kadılığına getirilmiş ve hicretin 32. yılında vefât  etmiştir.</p>
<p>Bütün ömrünü takvâ içinde geçiren Ebû&#8217;d-Derdâ&#8217;nın güzel yüzlü, esmer, sakalını  boyayan, başına takke geçirip üzerine sarık saran bir zat olduğu zikredilmiştir.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/ebud-derda.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/ebud-derda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EBÛ HUREYRE</title>
		<link>http://www.nurislam.org/ebu-hureyre.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/ebu-hureyre.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:19:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[EBÛ HUREYRE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbî...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre&#8217;dir. Câhiliye döneminde ismi  Abdüşşems idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazı rivâyetlere göre Abdullah,  hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandırdı (el-Hâkim  en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III, 507). Ne sebeple Ebû Hureyre diye  künye edindiğini kendisi şöyle açıklamıştır: &#8220;Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin  yeninde taşırdım; bundan dolayı Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır  oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü&#8217;l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber  gazvesi sıralarında Yemen&#8217;den Medine&#8217;ye gelip müslüman olmuştur (H. 7/M. 629)  (ez-Zehebî, a.g.e., aynı yer). O tarihten itibaren Hz. Peygamber&#8217;in vefâtına  kadar ondan ayrılmayan bir sahâbîsi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır.  Hizmet süresi yaklaşık dört yılı buluyordu (İbn Kesir, el-Bidâye ve&#8217;n Nihâye,  Beyrut 1966, VIII, 108,113).</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in misafirperverliği ve cömertliği sayesinde yaşayan Ebû Hureyre,  Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;ın mescidinde sadece ibadet ve ilimle meşgul olan Ehl-i  Suffe&#8217;nin en ileri gelen siması idi. Hz. Peygamber&#8217;i büyük bir muhabbetle  sevmiş, onun sünnetine uygun olarak yaşamış ve manevî yüce mertebelere  erişmiştir (İbn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110).</p>
<p>İffet sahibiydi, eli açık ve cömertti. Hz. Osman&#8217;ın şehid edilmesinden sonraki  fitne olaylarında köşesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz  ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in şu hadisini rivâyet ediyordu: &#8220;Fitneler  çıkacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen  koşandan daha hayırlıdır. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir  sığınak veya korunak bulursa onunla korunsun&#8221; (Buhâri, Menâkıb, 25; Müslim,  Fiten, I0).</p>
<p>Hoşsohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî, Tezkire, 1, 33).  Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülüğünü arttırdı.  Medine valisi Mervan&#8217;a vekâlet ettiği sıralarda, üzerine semeri bağlanmış bir  eşekle, hurma lifinden örülmüş bir başlık başında olduğu halde çarşıya çıkar ve,  &#8220;Savulun emir geliyor!&#8221; dermiş (İbn Sa&#8217;d, et-Tabakatü&#8217;l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960,  IV, 336).</p>
<p>İmam Şâfii gibi büyük âlimlerin bildirdiğine göre Ebû Hureyre kendi dönemindeki  hadis nakledenlerin içinde hafızası en sağlam olanıdır (İbn Hacer, el-İsâbe fî  Temyîzi&#8217;s-Sahâbe, Mısır 1328, IV, 205). Hz. Peygamber ile nisbeten kısa  sayılabilecek bir süre birlikte olmasına rağmen, onun hadislerini bu kadar büyük  bir sayıda elde edebilmesinin sırrı ve sebebleri şöyle açıklanabilir:</p>
<p>a) Birinci sebep: Hz. Peygamber ile sık sık görüşmesi ve ona hiç çekinmeden her  çeşit sorular sormasıdır (İbn Hacer, a.g.e., IV, 206). Nitekim Buhâri ve  Müslim&#8217;in naklettiklerine göre Ebû Hureyre şöyle demiştir: &#8220;Siz, Ebû Hureyre&#8217;nin  çok hadis rivâyet ettiğini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karın  tokluğuna Hz. Peygamber&#8217;e hizmet ediyordum. Muhâcirler çarşıda, pazarda  alışverişle, Ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Hz.  Peygamber&#8217;in meclislerinin birinde bulunmuştum; buyurdu ki: &#8216;İçinizden kim  cübbesini yere serer de ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duyduğunu  bir daha unutmaz. &#8216;Bunun üzerine ben üzerimdeki hırkayı yere serdim, Hz.  Peygamber de sözünü bitirince, onu topladım. Nefsim kudret elinde olan Allah&#8217;a  yemin ederim ki, o andan sonra ondan duyduğum hiçbir sözü unutmadım&#8221; (Müslim,  Fadâilü&#8217;s-Sahâbe, 159; Buhâri, İlim, 42).</p>
<p>b) İkinci sebep: İlme olan tutkunluğu ve Hz. Peygamber&#8217;in ona bildiğini  unutmaması için dua buyurmasıdır. El-Hâkim en-Nisâbûrî, Müstedrek&#8217;te (111, 508)  şu haberi vermektedir: &#8220;Bir adam Zeyd b. Sâbit&#8217;e gelerek ona bir mesele sordu. O  da Ebû Hureyre&#8217;ye gitmesini söyledi ve şöyle devam etti; çünkü bir gün ben, Ebû  Hureyre ve bir başka sahâbî Mescid&#8217;de oturuyorduk, dua ve zikirle meşgul idik. O  sırada Hz. Peygamber geldi, yanımıza oturdu; biz de dua ve zikri bıraktık.  Buyurdu ki: &#8216;Her biriniz Allah&#8217;tan bir dilekte bulunsun. &#8216; Ben ve arkadaşım, Ebû  Hureyre&#8217;den önce dua ettik, Hz. Peygamber de bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebû  Hureyre&#8217;ye geldi ve şöyle dua etti: &#8216;Allah&#8217;ım, senden iki arkadaşımın  istediklerini ve de unutulmayan bir ilim dilerim.&#8217; Hz. Peygamber bu duaya da  âmin dedi. Biz de, &#8216;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, biz de Allah&#8217;tan unutulmayan bir ilim  isteriz&#8217; dedik. Hz. Peygamber, &#8216;Devsli genç sizden önce davrandı&#8217; buyurdu.</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/ebu-hureyre.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/ebu-hureyre.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

