Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekir’in dâvetiyle veya Osman b. Maz’un baÅŸkanlığında arkadaÅŸlarıyla Rasûlullah’a giderek müslüman olmuÅŸtur (İbn Sa’d, et-Tabakat, III, 298). HabeÅŸistan’a göç edenler arasında ikinci kafiledendir. Medine’de Rasûlullah onunla Sa’d b. Muaz’ı kardeÅŸ ilân etmiÅŸtir (İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 111). Ebû Ubeyde, kahramanlığıyla tanındığı kadar, “Eminü’l-Ümme (ümmetin emini)” lâkabıyla meÅŸhur olmuÅŸtur. Rasûlullah onun için: ”Her ümmetin bir emini vardır, bu ümmetin emini Ebû Ubeyde b. el-Cerrah’tır” buyurmuÅŸtur (Müslim, VII, 127; İbn Mâce, I, 136). Esasında Rasûlullah’ın bütün ashâbı emanet ve âdillikte eÅŸittir: ancak bir vasfın her insanda aynı derecede inkiÅŸaf etmeyeceÄŸi tabîidir. İşte Hz. Peygamber, emîn olma vasfının ashâbı içinde en fazla Ebû Ubeyde’de temayüz ettiÄŸini bunun için belirtmiÅŸtir. İbn Hibbân, Enes b. Mâlik’ten rivâyet ettiÄŸine göre, Rasûlullah, “Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekir, en ÅŸiddetlisi Ömer, en hayalısı Osman en helâl ve haramı bileni Muaz b. Cebel, ferâizi en iyi bilen Zeyd b. Sâbit, en düzgün Kur’ân okuyanı Übeyy b. Ka’b, en emîni Ebû Ubeyde’dir” buyurmuÅŸtur.
Ebû Ubeyde de diÄŸer büyük sahâbîler gibi bütün gazalara katılmıştır. Bedir gazasında müşriklerin safında çarpışan ve kâfir olan babası Abdullah’la karşılaÅŸmış ve onu öldürmüştür. İslâm akîdesinin ilk yaygınlaÅŸtığı dönemlerde buna benzer olaylar çoktur. Meselâ, Hz. Ebû Bekir oÄŸlu ile, Mus’ab b. Umeyr kardeÅŸi ile, Hz. Ömer dayısı ile çarpışmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Allah’a ve âhiret gününe îman eden hiçbir kavmi, babaları, oÄŸulları, kardeÅŸleri, hısım ve akrabaları olsalar bile Allah ve Rasûlüne meydan okumaya kalkışanlara sevgi besler bulamazsın. İşte Allah onların kalplerine iman yazmış ve kendilerini tarafından bir ruh ile desteklemiÅŸtir. Onları, altlarında ırmaklar akan Cennetlere koyar ve orada ebedî kalırlar. Öyle ki, Allah onlardan onlar da Allah’tan hoÅŸnutturlar. İşte bunlar Allah taraftarıdırlar. İyi bilin ki, Allah taraftarları hep kurtuluÅŸa erenlerdir” (el-Mücâdele, 58/22).
Ebû Ubeyde, Uhud savaşında Rasûlullah’ın yüzüne batan miÄŸfer parçalarını diÅŸleriyle çekerken ön diÅŸleri kırılmış, Hendek’te, Benû Kureyza’da, Rıdvan Beyatinde Hudeybiye’de, Hayber’de, en cesur savaşçılardan biri olmuÅŸtur (İbn Sa’d, et-Tabakat, I, 298). Câbir (r.a.)’ın naklettiÄŸine göre Ebû Ubeyde kumandanlığında keÅŸfe gönderilen sahâbe birliÄŸinin bir daÄŸarcık hurması bulunmakta; bütün gün onlar bir hurmâ ile idare etmekte veya aÄŸaç yapraklarını suyla ıslatarak açlıklarını yatıştırmaya çalışmaktadırlar. Arapça’da bu yapraklara habat denildiÄŸinden, ona izâfeten Habat gazası diye geçen bu olayda, üçyüz kiÅŸilik birlik, sâhile vardıktan sonra büyük bir balık ile karınlarını doyurmuÅŸlardır (Buhâri, Bâb-ı Gazveti Seyfü’l Bahr, Tecrid-i Sarîh Tercümesi, X, 364-367).
Bu örnek olay, sahâbenin hangi zor ÅŸartlar ve yokluk altında ilâyı kelimetullah için cihada çıktığına sadece bir tek örnektir. Yine Ebû Ubeyde’nin ÅŸahsında, kumandanlık için nefsi tezkiye etmenin ve Rasûlullah’a kesin itaatin bir örneÄŸini görmek mümkündür: “Rasûlullah, Beliy ve Üzre kabilelerine Amr b. el-Âs’ı bir grup sahâbînin başında kumandan olarak gönderdi. Amr’ın validesi Beliy kabilesindendi. Amr, Cüzam mevkiinde “Zâtü’s-Selâsil” denilen bir yerde durmuÅŸ, ilerleyememiÅŸ ve Rasûlullahttan yardım istemiÅŸtir. Rasûlullah, içlerinde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in de bulunduÄŸu bir birliÄŸi Ebû Ubeyde kumandanlığında Amr’a yardıma göndermiÅŸtir. Ebû Ubeyde’ye: “Amr b. el-As ile aranızda ihtilâf çıkmasın” diye de tenbih etmiÅŸtir. Hakikaten Amr ile karşılaÅŸtığında Ebû Ubeyde, Amr’ın kumandanlık hususunda bencil davrandığını görünce: “Allah Rasûlü bana ‘Amr ile ihtilâf çıkarma’ dedi; onun için sen beni dinlemezsen, ben seni dinlerim” demiÅŸtir. Ebû Ubeyde kumandanlığa daha lâyık olmasına raÄŸmen bu büyük davranışı göstermiÅŸtir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 196).
Ebû Ubeyde hicrî 9. yılda Rasûlullah tarafından “Eminü’l-Ümme” diye övülerek, Necran hristiyanlarından cizye almaya memur edildi. Rasûlullah Necran hıristiyanlarını Medine’ye çağırarak onları İslâm’a dâvet etti; ancak hristiyanlar, İslâm’ı kabul etmeyip sadece cizye verebileceklerini, bunu da alması için “güvenilir” birini memur etmesini Rasûlullah’tan istediler, Rasûlullah da, “Size hakkıyla emîn bir adam göndereceÄŸim” diyerek Ebû Ubeyde’yi gönderdi. Rasûlullah, Bahreyn ile sulh yaptıktan sonra onlardan toplanacak cizye’yi almaya da Ebû Ubeyde’yi görevlendirdi.
Ebû Ubeyde, Mekke fethinde, Taif muhasarasında, Vedâ Haccı’nda hep Rasûlullah’ın yanında bulunmuÅŸtur. Rasûlullah’ın vefâtından sonra meydana gelen Benû Saîde sakifesi olayında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde birlikte hareket etmiÅŸlerdir. Hz. Ebû Bekir, Ebû Ubeyde’nin elinden ve Hz. Ömer’in elinden tutarak ortalarında durmuÅŸ, sahâbeye bu iki zattan birisine bey’at etmelerini söylemiÅŸ; bu sözlerin hemen ardından Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’e bey’at edince, Ebû Ubeyde de Ebû Bekir’e bey’at etmiÅŸtir. Ebû Bekir, vefât ederken bu olayı anımsatmış ve, “Benû Saide sakifesinde Hz. Ömer’i halifeliÄŸe, Ebû Ubeyde’yi vezirliÄŸe lâyık gördüğünü” söylemiÅŸtir (Taberî, Târih, III, 430).



0 Yorum..
You can be the first one to leave a comment.