| Ama ben fakirler için çalıyorum |
|
|
|
|
Sayfa 2 Toplam: 2
Fakat büyük marketlere gittiğimde o kadar çok malın satışa sunulduğunu gördüğümde dışarıdaki aç, açık olan fakirler aklıma geliyor. Onlara tezgahtan küçük bir şeyi taşımanın gerekliliğine inanıyorum ve dışarı gizlice çıkaracağım birkaç şeyi kasadan geçirmeden çıkarıyorum. Sonra o şeyleri sokakta gördüğüm fakir çocuklara veriyorum.
Bu hareketimden dolayı sevaba giriyor muyum? Günaha girdiğimi sanmıyorum. Çünkü ben hırsızlık yapmıyorum, amacım fakirlere katkıda bulunmak. Yanılmıyorum değil mi?”
Bu düşünce şekli başından itibaren yanlıştır. İslâm dini, akıllı ve ergenlik çağına girdiğimiz andan itibaren malımız ve hakkımız olmayan bir şeyi her ne şekilde olursa olsun izinsiz olarak, korunan yerinden kaldırmayı hırsızlık sayar ve kesinlikle yasaklar.
Çalışarak, alın teri ile, meşru yoldan kazanılmış servetin korunması İslâm dininin temel ilkelerinden biridir. Dinimiz, emeği ve mülkiyeti kutsal saymıştır. Gerekli emek sarf edilerek elde edilmiş mal ve mülk (taşınmaz mal, toprak veya akar) emeğin sahibine aittir. Tasarruf hakkı da sahibindir. Yani mal kime aitse onun izni olmadan yerinden kaldırılamaz, dağıtılamaz ve fakir de olsa bir başkasına verilemez. Hırsızlık hukuk düzenini bozduğu için dinen günah olduğu gibi ahlâken de ayıptır. İnsanlık kural olarak, malı her insan için değerli saymış ve herkesin malını korunmaya lâyık görmüştür.
Toplumlar malların meşru olmayan yollarla çalınıp çırpılmasına her dönemde çözümlenmesi gereken sorun olarak bakmıştır. İslâm dini hırsızlığın ortadan kaldırılmasını kolaylaştırmak için hırsıza verilecek cezayı ağır ve kalıcı bir şekilde istemiştir. İslâm hukukunda hırsızlık suçunun tam olarak oluşması için; açlık, zaruret, zorlama gibi, suçu kısmen veya tamamen mazur gösterecek bir mazeretin bulunmaması şarttır. Ayrıca suçun bilerek ve isteyerek işlenmesi, çalınan malın hukuken koruma altında olması ve belli bir miktardan fazla olması gibi şartlar da vardır.
İslâm’ın temel amacı, hırsızlık suçunun işlenmesine imkân bırakmayacak tedbirleri almak, iktisadî, sosyal gelişmeyi ve dengeyi sağlamak, insanları eğiterek doğru yola yönlendirmektir. Çünkü bu şekilde hırsızlığın gerçek manada önü alınmış, hırsızın eli hırsızlıktan tamamen kesilmiş olur. İslâm dininin insan için önem verdiği ve istediği doğruluk bir tanedir. Çünkü doğruluk, Allah’ın emrettiği şekilde olduğu müddetçe doğruluktur. Herkesin kendi arzusuna, düşüncesine, idealine göre bir doğruluk Nasıl ki Firavun, Ebu Cehil gibilerinin de kendilerine göre doğruları vardı; ama bu doğrular Allah’ın kabul ettiği gerçek doğrular değildi. Bunun için onlar kendi kafalarınca gittiğinden yanılmışlardır. Fakat Müslüman için durum böyle değildir. İman sahibi insan, Allah (cc)’ın istediği gibi olmak durumundadır. Hz. Peygamber’imizin; “Beni Hûd sûresi ihtiyarlattı.” sözünü söylemesine sebep olan, bu sûrenin; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” diye buyuran 112. âyet-i kerîmesidir. Görüldüğü gibi doğruluk; bizim düşündüğümüz gibi değil, emrolunduğumuz gibidir.
İşte İslâm’daki doğruluğun ve dürüstlüğün esası budur.anlayışının olması mümkün değildir.
Fakirleri korumak böyle olmaz
Ayrıca İslâm dini fakirin korunup gözetilmesi için; kazanılan mallarda onun hakkını belirleyen zekât müessesesini getirmiştir. Her Müslüman kazancından fakirin hakkını ayırarak fakire teslim etmekle mükelleftir. Ama hiçbir kimsenin bir başkasının kazancından “fakirin de göz hakkı var” deyip mal kaçırmaya yetkisi yoktur. İnsanın dinî vecibelerini yerine getirip getirmediğini sadece Yüce Allah sorgulayabilir ve cezalandırabilir.
Birbirinizin malını haksız yere yemeyin
Efendimiz (sas), Veda Hutbesi’nde şöyle diyordu: “(Ey insanlar!) Bilmiş olunuz ki şüphesiz günlerin en mukaddesi şu (bayram) günümüzdür. Bilmiş olunuz ki şehirlerin en mukaddesi şu (Mekke) şehrinizdir. Bilmiş olunuz ki şu (Zilhicce) ayınızda, şu (Mekke) şehrinizde şu (bayram) gününüz nasıl mukaddes ise şüphesiz kanlarınız ve mallarınız da size haramdır (yani birbirinizin kanını akıtmanız ve haksız yere birbirinizin malınızı yemeniz de her zaman ve her yerde şiddetle haramdır). Ben (Allah’ın hükümlerini) tebliğ ettim mi?” Orada bulunanlar: “Evet” dediler. Resûl-i Ekrem (sas) de; “Allah’ım şahit ol.” buyurdu. (Sünen-i İbn-i Mâce Ter. c:10, s:140-141). Favori olarak ekle (35) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 2717Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||