Bazı kimseler, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doÄŸum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid’at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Çünkü Ebû Şâme el-Makdisî, Åžemseddin İbnül-Cezerî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî, Åžemseddin es-Sehâvî, Celâleddin es-Süyûtî, Åžihâbüddin el-Kastalânî gibi büyük din âlimleri ve daha nice ulema ve fukaha, bu kutlama ile ilgili, ilk devirlerde olmasa bile ALLAH’ın alemlere rahmet olarak gönderdiÄŸi Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doÄŸumunu kutlanmanın, doÄŸum günü münasebetiyle fakir ve muhtaçlara yardımda bulunup ibadet etmenin, Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize olan sevgiyle ilgili ÅŸiirler okumanın, temiz ve güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın ve yoksullara yardım etmenin güzel bir yenilik olarak, birer güzel amel olduÄŸunu belirtmiÅŸler ve güzel görmüşlerdir. Dolayısıyla mevlid kutlamalarının bir bid’at-ı hasene sayılması, halk arasında görülen ve dinen hoÅŸ karşılanmayan davranışların ise bundan ayrı düşünülerek önlenmesi gerektiÄŸini beyan etmiÅŸlerdir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, hayatta iken ne kendi doÄŸum günü, ne de herhangi bir yakınının doÄŸum günü için özel bir kutlama töreni yapmadığı gibi böyle bir ÅŸey yapılması hususunda herhangi bir istek ve emri de olmamıştır. Çünkü O’nun esas görevi, ÅŸahısları deÄŸil, dinin ilkelerini tanıtmaktı, vahiy tebliÄŸ etmekti. Ancak Ebû Katade (R.A.)’den rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulduÄŸunda:
“Bu, benim doÄŸduÄŸum ve ben peygamber olarak gönderildiÄŸim gündür” (Müslim, Sıyâm: 197; Ebû Dâvûd, Savm: 54; Ahmed b. Hanbel, 5/29, 299) buyurarak bir bakıma bu güne önem atfetmiÅŸtir.
Ayrıca bu gecede, Ashabı Kiram, bir yere toplanıp, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin doÄŸum öncesi ve sonrası mucizelerini okurlar, anlatırlardı. Bunun için dünyanın her tarafındaki Müslümanlar, her sene, bu geceyi, mevlid kandili olarak kutlayarak, her yerde “Mevlid kasideleri” okunarak Resûlullah (S.A.V.) efendimiz hatırlatılmaktadır.
Sonuç olarak; Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize sevgi ve baÄŸlılığın bir göstergesi olması yanında çeÅŸitli ibadet ve hayırlara vesile olması bakımından da mevlit kutlamalarının dinî yönden meÅŸru bir davranış olduÄŸu söylenmelidir. Bununla birlikte kutlamalar sırasında İslâm’ın ruhuna ve Åžeriat-ı Ahmediyye’ye aykırı haller ve ÅŸeyler, gayrimeÅŸru tutum ve davranışlar olmamalıdır. Meselâ:
1- Kadın erkek karışık olarak Mevlid kutlaması yapılmamalıdır.
2- Kur’ân-ı Kerim kıraati ve Mevlid kasideleri birtakım cerrarlar tarafından tarifeye baÄŸlı ÅŸekilde ücretle okunmamalıdır.
Bid’at, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz zamanında olmayan “dinî” mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuÅŸturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid’at olarak nitelendirilebilmesi için ona, “Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir” demek gibi dinî bir gereklilik veya ibadet ÅŸeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vâcip veya mendup olduÄŸu iddia edilmediÄŸine, en fazla bunun hoÅŸ ve güzel bir gelenek olduÄŸu bilinip kabul edildiÄŸine göre bunun bid’at olarak deÄŸerlendirilip, insanların kafasına kuÅŸku sokmak son derece yanlıştır.
Bir kere ÅŸu noktanın altını kalın bir ÅŸekilde çizelim: Öyle bid’atlar vardır ki, yaÅŸatılması, riayet edilmesi dinî bakımdan zarurettir! Onlara “bid’at” denmesi sadece kelimenin sözlük anlamında kullanılmasından ibarettir. Toplumu aslî deÄŸerlerinden soyutlamak için bütün küresel mekanizmaların devrede bulunduÄŸu böyle bir dönemde Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi her vesileyle anmak ve anlatmak farz iken, Mevlit Kandili gibi toplumsal hafızamızda derin bir yeri bulunan nirengi noktalarını ihmal etmek neyle izah edilebilir?
Bilindiği gibi zamanımızda dehşetli bir dinden uzaklaşma, irtidat cereyanı vardır. Mevlid törenleri halkı ve gençliği Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize ve dine yaklaştırmak için güzel bir vesiledir. Yeter ki, Mevlid bezirgânlığa âlet edilmesin, ruhsuz ve basmakalıp bir şekilde kutlanmasın, törene katılanlar coşturulsun, heyecanlandırılsın, gönüller harekete geçirilsin.
“Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?” ÅŸeklindeki bir itiraz da yersizdir. Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır ama burada mesele sadece sevap meselesi deÄŸildir. Mevlid, toplumsal bir coÅŸkunun, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sevgisinin ve ona baÄŸlılığın üst düzeyde edebî ve estetik olarak hissedilmesi, yaÅŸanması ve dışa vurulması demektir. Kur’an-ı Kerim okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diÄŸerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doÄŸrultusunda deÄŸerlendirmek ve yaÅŸatmak daha doÄŸru olur.
Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dinî eÄŸitim ve coÅŸkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin aslî ibadetlerin yerine geçmediÄŸi, bu tür sosyal ödevlerin kiÅŸileri, üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kur’an okuma, infak ve yardım gibi dinî yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dinî konularda saÄŸlıklı ve doÄŸru ÅŸekilde bilgilendirilmemiÅŸ kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kur’an-ı Kerim okutma, mübarek gün ve gecelerde dinî törenlere katılma gibi daha çok ÅŸekille ilgili dindarlığın hayli raÄŸbet gördüğü ve bunun giderek dinî vecîbelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaÅŸatılan dindarlığı ve gerçek dinî vecîbeleri güzelleÅŸtiren ve kolaylaÅŸtıran tâli ve ÅŸeklî katkılar olarak tanınmalı ve bilinmelidir.
Yazar: Mehmet Talu HocaEfendi
Kaynak: İtibar-Haber



0 Yorum..
You can be the first one to leave a comment.