Rasûlüllah (s.a.s)’in annesi ZuhreoÄŸullarından olduÄŸu için, anne tarafından da nesebi Rasûlüllah (s.a.s) ile birleÅŸmektedir. Sa’d'ın annesi Hamene binti Süfyan b. Ümeyye’dir. Sa’d (r.a), ilk iman edenlerden biridir. Kendisinden yapılan rivayetlere göre o İslâmı üçüncü kabul eden kimsedir. Ancak, Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Zeyd b. Harise’den sonra müslüman olmuÅŸsa beÅŸinci müslüman olmuÅŸ oluyor. Sa’d (r.a), müslüman olduÄŸu gün henüz namazın farz kılınmamış olduÄŸunu ve o zaman on yedi yaşında bulunduÄŸunu söylemektedir (İbn Sa’d, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).
Sa’d (r.a) İslâma giriÅŸine sebep olan olayı şöyle anlatır: “Müslüman olmadan önce rüyamda kendimi hiç bir ÅŸeyi göremediÄŸim karanlık bir yerde gördüm. Bu arada ay doÄŸdu ve ben onun aydınlığına tabi oldum. Benden önce bu aya kimlerin uymuÅŸ olduÄŸuna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harise, Ali b. Ebî Talib ve Ebû Bekir’di. Onlara ne kadar zamandan beri burada olduklarını sorduÄŸumda, onlar; “Bir saat kadardır” dediler. AraÅŸtırdığımda öğrendim ki, Rasûlüllah (s.a.s) gizlice İslâm’a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesi taraflarında rastladım. İkindi namazını kılıyordu. Orada İslâmı kabul ettim. Benden önce bu kimselerden baÅŸkası imân etmemiÅŸti” (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 368).
Sa’d'ın müslüman olduÄŸunu öğrenen annesi, buna çok üzülmüş ve oÄŸlunu atalarının dinine döndürebilmek için çareler aramaya baÅŸlamıştı. Sa’d'a, eÄŸer girdiÄŸi dinden dönmezse, yemeyip içmeyeceÄŸine dair yemin etmiÅŸti. Sa’d, annesine, bunu yapmamasını, çünkü dininden dönmeyeceÄŸini söyledi. Yeminini uygulamaya koyan annesi, bir zaman sonra açlık ve susuzluktan bayılmıştı. Ayıldığında Sa’d ona; “Senin bin tane canın olsa ve bunları bir bir versen, ben yine de dinimden dönmeyeceÄŸim” demiÅŸti. Onun kararlılığını gören annesi yemininden vazgeçmiÅŸti (Üsdül-Äžabe, aynı yer). Sa’d (r.a) annesine çok düşkündü ve ona bir zarar gelmesini asla kabul edemezdi. Ancak imanla alakalı bir konuda Rabbine isyan edip baÅŸkalarının heva ve heveslerine de tabi olamazdı. Sa’d (r.a) ve benzerlerinin karşılaÅŸacağı bu gibi durumları çözümlemek ve iman edenleri rahatlatmak için Allah Teâlâ ÅŸu âyet-i kerimeyi göndermiÅŸti: “Bununla beraber eÄŸer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir ÅŸeyi bana ortak koÅŸmak için seninle uÄŸraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dünya iÅŸlerinde onlara iyi davran…” (Lokman, 31 / 15).
Sa’d (r.a), Medine’ye hicrete kadar Mekke’de kalmıştır. Dolayısıyla müşrikler tarafından uÄŸradıkları bütün saldırı ve iÅŸkencelere diÄŸer müslümanlarla birlikte Mekke dönemi boyunca muhatab olduÄŸu muhakkaktır. Mekke’de müslümanlar, Mekke zorbalarının saldırılarından emin olmak için ibadetlerini gizli ve tenha yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa’d (r.a) arkadaÅŸlarıyla birlikte ibadet ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataÅŸarak İslâmla alay etmiÅŸler ve onlara saldırmışlardı. Sa’d eline geçirdiÄŸi bir deve sırt kemiÄŸini alıp müşriklere karşılık vermiÅŸ ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde bırakmıştı. İşte İslâm’da Allah için ilk akıtılan kan budur (Üsdü’l-Ğâbe, II, 367).
Sa’d (r.a) kardeÅŸi Ümeyr (r.a) ile Medine’ye hicret ettiÄŸi zaman, kan davası yüzünden Mekke’den kaçıp buraya yerleÅŸmiÅŸ olan diÄŸer kardeÅŸleri Utbe’nin evinde kalmaya baÅŸlamışlardı. Muahat olayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa’d'ı Mus’ab b. Umeyr ile kardeÅŸ ilân etmiÅŸti. BaÅŸka bir rivayete göre de kardeÅŸ ilân edildiÄŸi kimse Sa’d b. Mu’az’dır (İbn Sa’d, a.g.e., III, 139-140).
Medine’ye hicretle birlikte İslâm devlet olmuÅŸ ve kendini tehdit eden güçlere karşı askerî faaliyetler baÅŸlamıştı. Bu çerçevede Mekke kervanlarına yönelik askerî birlikler (seriyye) sevkediliyordu. İlk seriyye, Hicretin yedinci ayında Mekke kervanının yolunu kesmek için otuz kiÅŸiden oluÅŸan Hz. Hamza komutasındaki seriyyedir. Sa’d (r.a)’da bu ilk askerî birliÄŸe katılanlardandır (İbn Sad, aynı yer) Bir ay sonra Ubeyde b. Haris komutasında gönderilen seriyye KureyÅŸ kervanıyla karşılaÅŸtığında ilk oku Sad b. Ebi Vakkas (r.a) atarak çatışmayı baÅŸlatmıştı. Mekke’de Allah yolunda ilk kan akıtan kimse olma ÅŸerefi Sa’d (r.a)’a ait olduÄŸu gibi, yine Allah yolunda ilk ok atma ÅŸerefi de böylece ona nasip olmuÅŸtur. Sa’d (r.a) şöyle demektedir: “Araplardan Allah yolunda ilk ok atan kimse benim” (İbn Sa’d, aynı yer).
Aynı yılın Zilkade ayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa’d b. Ebi Vakkas’ı yirmi kiÅŸilik bir askerî birliÄŸe komutan tayin ederek el-Harrar mevkiine göndermiÅŸti. Bu seriyyenin gayesi de Mekkelilere ait kervanı vurmaktı. Ancak kervan bir gün önceden bu yerden hareket etmiÅŸ olduÄŸu için, bir çatışma çıkmamıştı. Rasûlüllah (s.a.s), sadece seriyyeler göndermekle yetinmiyor, bizzat ordusunun başına geçerek seferler düzenliyordu. Bunlardan biri olan ve II. Hicrî yılın Rebiu’l-Evvel ayında gerçekleÅŸtirilen Buvat gazvesinde, ordu sancağını Sa’d taşımaktaydı (Taberi, Tarih, Beyrut 1967, II, 407). PeÅŸinden tehlikeli bir görevle Mekke ile Taif arasındaki Nahle mevkiine keÅŸif maksadıyla gönderilen Abdullah b. CahÅŸ seriyyesine katılan Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)’ın bütün cihad faaliyetlerine aktif bir ÅŸekilde iÅŸtirak ettiÄŸi görülmektedir.



0 Yorum..
You can be the first one to leave a comment.