ÖNEMLİ...!
Değerli üye ve ziyaretçilerimiz; Diğer site ve forumlarda site ismimiz fazlaca kullanılmaya başlanmış olup dikkat çekmektedir. Sitemizin hiç bir yerle bağlantısı ve üyeliği bulunmamaktadır.
Aradığınız Konuyu Bulamadıysanız Lütfen Arama Yapınız.


| MUHÂCİR |
|
|
|
Muhâcir, “bir yeri terkeden, ülkesinden ayrılıp başka bir yere göç eden kişi” mânâsına gelir. Çoğulu olan “muhâcirûn” ise, terim olarak, Hz. Peygamber’in İslâm’ı tebliğ etmeye başlamasından sonra ona îmân eden, îmân ettiği için de Mekkeli müşriklerin önce baskılarına sonra da zulüm ve işkencelerine mâruz kalan, bu zulüm ve işkencelerin tahammül edilmez bir hâl alması ve İslâm’ın da tebliğ edilemez bir duruma gelmesi üzerine Mekke’yi terk eden ve özellikle Medîne’ye göç eden Müslümanları ifâde eder.
Peygamberliğin beşinci senesinde, Mekkelilerin baskı, zulüm ve işkencelerinin giderek artması üzerine Hz. Peygamber Müslümanlara, dinlerini daha rahat şekilde yaşayabilecekleri bir yer olan Habeşistan’a göç etmeyi tavsiye etmiştir. Bu tavsiye üzerine, aralarında Hz. Osman ile hanımı –Hz. Peygamber’in kızı Rukiye- da bulunan küçük bir grup Habeşistan’a hicret etmiştir. Orada bir sıkıntıyla karşılaşmamaları üzerine ertesi sene daha büyük bir grupla bir hicret daha gerçekleşmiştir.
Ancak Habeşistan’a hicret mevcut problemin çözümü için yeterli olmamış; Mekkeli müşrikler önce, Müslümanları Habeşistan’da dostça himâye eden Necâşî’yi (Habeşistan hükümdarı) vazgeçirmeye çalışmış, bunda muvaffak olamayınca da Mekke’de kalan Müslümanlar üzerindeki baskılarını daha da arttırmışlardır.
Bu arada çeşitli gruplara yönelik dâvetini sürdüren Hz. Peygamber, peygamberliğin onbirinci senesinde Medîne’den gelen altı kişilik bir gruba da İslâm’ı tebliğ etmiş; onlar da hem İslâm’ı kabûl etmiş, hem de Medîne’deki diğer insanlara anlatarak ertesi sene on iki kişiyle tekrar gelmişler ve Akabe’de Resûlullâh’a biat etmişlerdir. Onüçüncü senenin hac mevsiminde Medîne’den gelen Müslümanların sayısı 75 olmuş, bunlar Akabe’deki ilk biatı tekrarlamışlar ve Hz. Peygamber’i Medîne’ye dâvet etmişlerdir.
Bu samîmî dâvet ve biatlar üzerine Resûlullâh’a, Medîne’ye hicret emredilmiş, Rasûlullah da ashâbına, hicret için izin vermiştir. İşte bundan sonradır ki Müslümanlar 622 yılının Nisan ayında, küçük gruplar hâlinde, müşriklerin dikkatini çekmeyecek şekilde Mekke’yi terk ederek Medîne’ye hicret etmeye başlamışlardır. Son olarak Hz. Peygamber de Hz. Ebû Bekir ile hicret etmiş ve Hz. Peygamber’in hicrete çıktığı geceyi O’nun evinde geçiren Hz. Ali de Kuba’da onlara yetişmiştir.
Hz. Peygamber’in Medîne’ye hicretiyle büyük hicret tamamlanmış ve İslâm’ın tebliğinde yeni bir dönem başlamıştır. İlk hicret emrinden Mekke’nin fethine kadar Müslüman olup hicrete güç yetirebilenlerin Medîne’ye hicret etmeleri farz olmuş, fetihten sonra ise hicret farz olmaktan çıkmıştır.
Hicret esnâsında başta Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir olmak üzere Müslümanlar maddî ve mânevî büyük sıkıntılar yaşamışlardır. Bazı muhâcirler aile içi îman mücâdelesinden dolayı eşlerini, çocuklarını yanlarında götürememişler, bâzıları Kureyşlilerden alacaklarını tahsil edemedikleri gibi taşınabilir değerli mallarına da el konulmuş, kimileri müşrikler tarafından aile yakınları bahâne edilerek getirilip hapsedilmiş, kimileri de hicret yolculuğuna henüz çıkarken yakalanıp elleri kolları bağlanarak işkenceye uğratılmıştır.
Hicretten sonra Medîne’ye intibâkları da çok kolay olmamış, doğup büyüdükleri yerleri, mal-mülklerini, hatta bir çok yakınlarını geride bırakmanın üzüntüsünü yaşamışlardır.
Hicret’ten hemen sonra Hz. Peygamber, gerçekleştirdiği kardeşlik (muâhât) merâsiminde her Muhâciri bir Ensâr ile kardeş îlân etmiştir. Bunun üzerine ensar da, misâfirperverlikteki ve kanaatkârlıktaki asil tutum ve tavırları ile muhâcir kardeşlerine maddî-mânevî destekte bulunmuşlardır. Ensar ve muhâcirlerin bu halleri Kur’an’da şöyle dile getirilmiştir: “Îmân edip hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerle bunları barındırıp yardım elini uzatanlar, işte onlar birbirlerinin gerçek dostlarıdır.” (el-Enfal 8, 72) Diğer yanda bu beldenin havası ve suyu muhâcirleri belli bir süre hasta etmiş, hatta Hz. Peygamber Medîne’nin havasının ve suyunun muhâcirlerin sağlığına daha elverişli hâle gelmesi için duâda bulunmuştur.
Vahiyle ilk muhâtap olup her türlü zorluğu göze alarak îmân eden, bu yüzden türlü işkencelere mâruz kalan, Allah ve Resûlü için evlerini barklarını, eş-dostlarını terk ederek Medîne’ye hicret eden bu samîmî Müslümanlar Allah Teâlâ’nın da hoşnutluğunu kazanmış, iltifâtına mahzar olmuşlardır. Kur’ân-ı Kerîm’de muhâcirlerin özelliklerinden ve Allah katındaki konumlarından bahseden bir çok âyet bulunmaktadır.
Tevbe Sûresi’nin 20. âyetinde şöyle buyrulmuştur: “Îmân edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler Allah katında en büyük dereceye sâhiptirler. İşte asıl kurtuluşa erenler de onlardır.”
Allah Teâlâ kendisi için hicret eden muhâcirlerin günahları dahî olsa bağışlanacağını bildirmiştir: “Hicret edenler, memleketlerinden çıkarılanlar, benim yolumda eziyete uğrayanlar, öldürülenler ve ölenlerin günahlarını mutlaka affedeceğim.” (Âl-i İmran, 3/ 145)
Muhâcirlerden övgüyle bahseden bir çok âyet yanında, onları öven çok sayıda hadîs-i şerif de bulunmaktadır. Bu hadislerde de genel olarak onların, Allah ve Resûlü’nün hoşnutluğuna erişmek için hicret ettikleri, Cennet’e en önce girecekleri, ümmet arasında insanlar için çıkarılmış en hayırlı nesil oldukları, kıyâmet gününde yüzlerinin nûrunun güneş gibi parlayacağı ifâde edilmiştir.
Muhâcirler, Rasûlullâh’ın zorlu îman mücâdelesinde onun en yakınında yer almış, yine onun Peygamberlik görevini îfâ ve vefâtını tâkip eden dönemdeki İslâmî tebliğ süreci içinde çok özel bir konuma sâhip olmuşlardır. Bunların arasında Resûlullâh’ın vefâtından sonra O’nun halîfesi olarak görev yapan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin yanı sıra Zeyd b. Hârise, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebî Vakkas, Talhâ b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvâm, Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Erkam b. Ebi’l Erkâm, Abdullah b. Mesud, Mus‘ab b. Umeyr, Bilâl-i Habeşî ve Ebû Zer el-Gıfârî’yi de özellikle anmak gerekir. Favori olarak ekle (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 242Yorum yaz powered by AkoComment Tweaked |
||||

el Vehhab
(C.C.)
Karşılıksız ni'metler veren.
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
Kur'an'ı cehren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur'an'ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir
Tirmizi, Sevabul Kur'an 20
Müslim, 2605
Kur'an'dan Peygamber Dualari
Ey Rabbim
Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve Ahiret'te benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.
Hz.Yusuf (AS) Duası - Yusuf 101
| Eshâb-ı Kirâm |
| Niçin Müslüman Oldular |
| Evliyâlar Ansiklopedisi |
| Sevgili Peygamberimiz |
| Peygamberler Tarihi |
| İlmihal Bilgiler |
| Mubarek Günler |
| Sübhaneke Duası |
| bir baska sitenin bekcisimisin sen.adam ne güzel koymus iste... |
| Diğer Yorumlar... |
| Sübhaneke Duası |
|
ALINTI BU Başka Bir sitedn alıntıdır Emek Verilmemiş.Resmen(Kopyala... |
| Diğer Yorumlar... |
| Esmaül-Hüsna |
| :zzz |
| Diğer Yorumlar... |
| Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir |
|
site hakında bence güzel ama biraz daha gayret :) |
| Diğer Yorumlar... |
| İmsak Nedir? |
|
Bence İyii 8) iyi bence öle demeyin bide cok sacma konusuonuz:D |
| Diğer Yorumlar... |