KUR’AN-I KERİM Lafız ve manasındaki yüksek belagat Kur’an ÅŸiir olmadığı gibi, nesir de, baÅŸtan sona kadar kafiyeli seci’ de deÄŸildir. O baÅŸlı başına eÅŸine rastlanmayan ilahî bir metindir. Bu sebeple Araplar emsalini görmedikleri için onun karşısında aciz kalmışlar, aciz kalınca da Kur’an’ın sihir olduÄŸunu iddia etmekten baÅŸka bir yol bulamamışlardır. Bugüne kadar gelen bütün ÅŸairler, edebiyatçılar, Kur’an’ın nazmı ve manası karşısında aciz ve hayran kalmışlar, tek bir âyetin dahi benzerini söyleyememiÅŸlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemez. Tek kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki o mükemmelliÄŸe ulaşılamaz. Kur’an’ın icazının iki unsuru vardır, ikisi de vahye dayanır: nazmı ve manası. Kur’an’ın mucize oluÅŸunun en açık delili yüce belagatidir. Allah bu ilahî kitabında bütün zaman ve mekânları kuÅŸatacak bir ÅŸekilde beyan ve fesahat erbabına meydan okumuÅŸ, hiç kimse bir cümlesinin benzerini söyleyememiÅŸtir. Deneyenler olmuÅŸsa da hepsi aciz kalmıştır. Bu güne kadar aksi isbat edilmediÄŸi için bundan sonra olması da mümkün deÄŸildir. (Bu hususta meydan okuyan ayetler (el-Bakara,23-24; el-İsra,88; Hud,13-14; Yunus, 38) Meydan okumanın Arapçayı en güzel bir ÅŸekilde kullananlara yöneltilmesi dikkat çekicidir. Hz. Muhammed (sav) ümmi idi Hiç kimseden bir ÅŸey okumamış, öğrenmemiÅŸ, hiç bir ÅŸey yazmamıştı. Buna raÄŸmen ondan önce gelmiÅŸ peygamberlerin kıssaları, daha önceki ümmet ve kavimlere dair olayların gerçek olarak Kur’an’da anlatılması bir mucizeden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. KureyÅŸliler onun okur-yazar olmadığını biliyorlardı. Daha önceki kavim ve peygamberlere dair tarihi olaylar kıssa ve vak’aları nereden öğrendi? Bu ancak ilahi vahyin ta kendisi idi. “Ey Muhammed! (Bu Kur’an sana indirilmeden önce) Sen daha önce bir kitaptan okumuÅŸ ve saÄŸ elinle de onu yazmış deÄŸildin. EÄŸer öyle olsaydı bâtıla uyanlar şüpheye düşerlerdi.” (Ankebut ,48 ) GeçmiÅŸ Peygamber ve ümmetlere dair olayları anlatmakla yetinmemiÅŸ gelecekte olacak bir çok hususu da haber vermiÅŸtir Bu olaylardan en önemlisi; AteÅŸe tapan Perslerin maÄŸlup ettikleri Rumlar karşısında çok kısa zamanda maÄŸlup olacaklarını ve Rum Devleti’nin galip geleceÄŸini haber vermesidir ki, o gün için bu haberin çok uzak bir ihtimal olduÄŸu söylenmiÅŸtir. Ama Allah’ın (cc) Kur’an’da haber verdiÄŸi gibi olmuÅŸ, on sene geçmeden Rumlar Persleri maÄŸlup etmiÅŸtir: “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, yenildi. Arapların bulunduÄŸu bölgeye en yakın bir yerde onlar, Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.” (Rum, 1-5) Allah Peygamberine Mekke’yi fethedeceÄŸini müjdelemiÅŸtir Rivayet edildiÄŸine göre, Peygamber, Hudeybiye’ye çıkmadan önce rüyasında kendisinin ve ashabının emniyet içinde baÅŸlarını tıraÅŸ ederek Mekke’ye girdiklerini görmüş, bunu ashabına haber vermiÅŸti. Onlar da çok sevinmiÅŸlerdi. Nihayet sefere çıkıp, Hudeybiye’de alıkonulup döndükleri zaman bu durum onları çok üzmüştü. Bazı münafıklar da üstü kapalı konuÅŸmalara baÅŸlamışlardı. Bunun üzerine fethin müyesser olacağı bildirilerek, bir sene önceki fetih (Hayber fethi) hatırlatılmıştır.
“Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doÄŸru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde baÅŸlarınızı tıraÅŸ etmiÅŸ ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediÄŸinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.” (el-Feth, 27) Arapların bilmediÄŸi bir çok dini inanç, amel ve ahlâki hususları Kur’an beyan etmiÅŸti Araplar tevhid akidesi, meleklere, gayba, kıyamet ve hesap gününe, amellerin karşılığı olan Cennet ve Cehenneme iman etmenin gerektiÄŸini bilmedikleri gibi, teÅŸri ile ilgili hükümleri, helal ve haramı, insanın saadetini temin eden ahlâki kuralları, kardeÅŸlik ve yardımlaÅŸma ruhunu, birr ve takvayı, aile ve insanlara karşı görevleri de bilmiyorlardı. İnsan hayatı için çok önemli olan bu kuralları anlatan âyet-i kerimeleri Hz. Peygamber insanlara okuyarak tebliÄŸ ediyordu. Kendisi Ümmi idi. Hukuk, sosyoloji, psikoloji tahsil etmediÄŸi gibi, felsefe, ahlak ve gayba dair de bir ÅŸeyin eÄŸitimini almamıştı. O halde bu İlahi hazineden kendisine vahyedilen nübüvvetten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Kur’an’ın bir çok âyetinde ilmî hakikatler açık olarak ifade edilmiÅŸtir. Kainat, gök, yer, yıldızlar, gezegenler, gece ve gündüzün oluÅŸumu, insan yaratılışı ile ilgili cismanî, aklî ve ruhî safhalar, nebat, hayvan ve böceklerle ilgili beyan ve açıklamalarla, bulutlar yaÄŸmur, fırtınalar, daÄŸlar, aÄŸaçlar nehirler, denizler gibi kainatta mevcut olan her ÅŸeyin tafsilatlı açık ve net olarak anlatılması asrımızın ilim adamlarını dahi hayrette bırakmıştır. Kur’an nazil olduÄŸunda insanoÄŸlu bunları bilmediÄŸi gibi, uzun zaman da anlayamamıştır. Ancak bu asrımızda ilmin çok geliÅŸmesiyle Kur’an’ın ifade ettiÄŸi bu hakikatler anlaşılmıştır. Kur’an’ın nüzulundan bu güne kadar on dört asır geçmesine raÄŸmen ne naslarında ve ne de mana ve kast ettiÄŸi hususlarda hiçbir tenakuz, kusur ve bozulma görülmemiÅŸtir. Kur’an hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından bir bütünlük arz etmektedir. İnsanların söylediÄŸi sözler, güzellik ve düzgünlük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduÄŸu hal ve ÅŸartlara göre deÄŸiÅŸir. Kur’an’ın ifade ve üslubu ise baÅŸtan sona emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiÄŸi mana, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen her ÅŸeye temas ettiÄŸi halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum arz etmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur’an’ın insan eseri olmadığını, Allah’tan gelmiÅŸ bulunduÄŸunu anlamaya yetecektir. “Hâla Kur’an üzerinde gereÄŸi gibi düşünmeyecekler mi? EÄŸer o, Allah’tan baÅŸkası tarafından gelmiÅŸ olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (en-Nisa 82) Kur’an’ın pek çok olan icaz yönleri, genel olarak ÅŸu iki kısımda toplanarak özetlenebilir: 1- Bütün insanları hedef alan i’câzı: Kur’an’ın o zamana kadar duyulmayan, adı sanı bilinmeyen gaybî hakikatlerden haber vermesi ve bunların aynen çıkması, geçmiÅŸ ümmetlerden ve onların kıssalarından bahsetmesi, bütün devirlerde, her yerde ve her millete uygulanabilen genel ve eÅŸsiz bir hukuk sistemi ortaya koyması mucizedir. Çünkü Hz. Muhammed (sav) ümmî idi, okuması yazması yoktu. Onun herhangi bir âlim ve mürÅŸidden ders almadığı, hukuk ve kanun okumadığı tarihen sâbittir. O halde, böyle ümmî bir zâtın, Kur’ân-ı Kerim gibi, Arap belâgat ve fesâhatının zirvesinde olan ilahî hikmetlerle dolu eÅŸsiz bir hukuk sistemini, kendi çabasıyla meydana getirebilmesi mümkün deÄŸildir. İşte Kur’ân-ı Kerim’in bu yöndeki icazını ve onun büyük bir mucize olduÄŸunu aklı selim sahibi herkes rahatlıkla kavrayabilir. 2- Kur’ân-ı Kerim’in Araplara yönelik bulunan i’câzı: Bu Kur’ân’ın ilâhî lâfzının, eÅŸsizliÄŸidir. Kur’an’ın hayret verici, insanı büyüleyen yüce bir belagatı ve eÅŸsiz bir fesahatı vardır. EÅŸsiz bir uslup, geniÅŸ ve engin bir manâ hazinesi olan Kur’ân-ı Kerim, asırlardır tekrar tekrar meydan okuduÄŸu halde, Arap edebiyatı, belagat ve fesahat üstadları bu güne kadar Kur’ân’ın bir benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır.



3 Yorum Bulunmakta
yandaki bayan reklam sitesinin isi ne var burda!!
Değerli kardeşim. Reklamların içerigini biz belirlemediğimiz için nadirende olsa yayıncı firma tarafından konusu geçen reklamlar gösterime girebiliyor. Bu durumu en hassas seviyeye getirebilmek için çalışıyoruz ve sizlerin anlayışına sığınıyoruz. Bu tarz reklamların gösterime girmesini tabiki sineye çekmiyor ve sitemizden kaldırıyoruz.
bunları beğendim sağolun