<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; OSMAN B. AFFÂN (r.a)</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/tag/osman-b-affan-ra/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>OSMAN B. AFFÂN (r.a)</title>
		<link>http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 01:40:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hulefa-i Raşidin]]></category>
		<category><![CDATA[OSMAN B. AFFÂN (r.a)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi'ş-Şems b. Abdi Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olup...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;"></p>
<p align="justify"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osman b. Affân</strong></span> b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi&#8217;ş-Şems b. Abdi  Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine  mensup olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf&#8217;ta Resulullah (s.a.s) ile  birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke&#8217;de doğmuştur. Annesi, Erva  binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems&#8217;tir. Büyükannesi ise Resulullah  (s.a.s)&#8217;ın halası Abdülmuttalib&#8217;in kızı Beyda&#8217;dır. Künyesi, &#8220;Ebû Abdullah&#8217;tır.  Ona, &#8220;Ebu Amr&#8221; ve &#8220;Ebu Leyla&#8221; da denilirdi (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsabe fi  Temyîzi&#8217;s-Sahabe, Bağdat t.y., II, 462; İbnül Esîr, Üsdül-Ğâbe, III, 584-585;  Celaleddin Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 165).</p>
<p align="justify">Resulullah (s.a.s) risaletle görevlendirildiğinde Osman (r.a)  otuz dört yaşlarındaydı. O, ilk iman edenler arasındadır. Ebû Bekir (r.a),  güvendiği kimseleri İslâma davette yoğun gayret göstermekteydi. Onun bu  çalışmaları neticesinde, Abdurrahman b. Avf, Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvâm,  Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman etmişlerdi. Hz. Osman, cahiliyye  döneminde de Hz. Ebû Bekir&#8217;in samimi bir arkadaşı idi (Siretu İbn İshak,  İstanbul 1981,121; Üsdü&#8217;l-Gâbe, aynı yer; Askalanî, aynı yer).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs  onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest  bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini  söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı (Suyûtî, 168).  Peşinden o, Resulullah (s.a.s)&#8217;ın kızı Rukayye ile evlenmişti. Bazı tarihçiler  bu evliliğin Peygamber&#8217;in risaletle görevlendirilmesinden önce olduğunu  kaydederler (Suyûtî, a.g.e., 165).</p>
<p align="justify">Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve  işkenceler yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca, Resulullah (s.a.s), ashabına  Habeşistan&#8217;a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Hz. Osman&#8217;ın Habeşistan&#8217;a  ilk hicret edenler arasında olduğu hakkında kaynaklar ittifak halindedirler. İbn  Hacer birçok sahabiye dayandırarak Hz. Osman&#8217;ın, eşi Rukayye ile birlikte  Habeşistan&#8217;a hicret eden ilk kimse olduğunu kaydetmektedir (İbn Hacer, aynı  yer). Mekkelilerin iman ettiklerine dair yanlış bir haberin Habeşistan&#8217;a  ulaşmasıyla birlikte muhacirlerden bir bölümü Mekke&#8217;ye geri dönmüştü. Hz. Osman  da geri dönenler arasındaydı. Ancak onlar kendilerine ulaşan haberin asılsız  olduğuna şahit olduklarında tekrar Habeşistana gitmek için yola çıktılar. Hz.  Osman, hareket etmeden önce Resulullah (s.a.s)&#8217;e şöyle demişti: &#8220;Ya Resulullah!  Bir defa hicret ettik. Bu Necaşi&#8217;ye ikinci hicretimiz oluyor. Ancak siz bizimle  değilsiniz&#8221;. Resulullah (s.a.s) ona; &#8220;Siz Allah&#8217;a ve bana hicret edenlersiniz.  Bu iki hicretin tamamı sizindir&#8221; karşılığını vermişti. Bunun üzerine o; &#8220;Bu bize  yeter ya Resulullah&#8221; dedi (İbn Sa&#8217;d, Tabakatül-Kübra, Beyrut t.y., I, 207).</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), ikinci olarak hicret ettiği Habeşistan&#8217;da  bir müddet kaldıktan sonra Mekke&#8217;ye geri döndü. Resulullah (s.a.s), Medine&#8217;ye  hicret etmekle emrolunduğunda, Hz. Osman diğer müslümanlarla birlikte Medine&#8217;ye  hicret etti. O, Medine&#8217;ye ulaştığı zaman Hassan b. Sabit&#8217;in kardeşi Evs b.  Sabit&#8217;e konuk olmuştu. Bundan dolayı Hassan, onu çok severdi (İbnül-Esîr, Üsdül-Gâbe,  585; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., 55-56).</p>
<p align="justify">Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin  dirheme satın alarak bütün müslümanların istifadesine sunmuştu. Bu kuyunun  müslümanlar için ne kadar önemli olduğu Resulullah (s.a.s)&#8217;in şu sözünden  anlaşılmaktadır: &#8220;Rume kuyusunu kim açarsa, ona Cennet vardır&#8221; (Buharî,  Fezailu&#8217;l-Ashab, 47).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Resulullah  (s.a.s)&#8217;in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir&#8217;de  bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların zaferinin müjdesi Medine&#8217;ye ulaştığı  gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir&#8217;de bulunmamış olmakla birlikte  Resulullah (s.a.s) onu Bedir&#8217;e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay  ayırmıştı (Üsdül-Gâbe, III, 586; Suyutî, a.g.e., 165; H.İ.Hasan, Tarihu&#8217;l-İslâm,  I, 256).</p>
<p align="justify">Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm  düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.</p>
<p align="justify">Rukayye&#8217;nin vefat edişinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz.  Osman&#8217;ı diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü  Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu: &#8220;Eğer kırk tane  kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman&#8217;la  evlendirirdim&#8221; ve yine Hz. Osman&#8217;a &#8220;Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle  evlendirirdim&#8221; demişti (Üsdül-Gâbe, aynı yer). Resulullah (s.a.s)&#8217;in iki kızıyla  evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, &#8220;Zi&#8217;n-Nureyn&#8221; lakabıyla anılır  olmuştur. Zatü&#8217;r-Rika ve Gatafan seferlerinde Resulullah (s.a.s), onu Medine&#8217;de  yerine vekil bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).</p>
<p align="justify">Hz. Osman&#8217;ın Habeşistan&#8217;a hicreti esnasında Hz. Rukayye&#8217;den  doğan Abdullah adındaki oğlu, Medine&#8217;ye hicretin dördüncü yılında bir horozun  yüzünü gözünü tırmalaması sonucunda hastalanarak vefat etti. Abdullah, vefat  ettiğinde altı yaşında idi (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 53, 54).</p>
<p align="justify">Hicretin altıncı yılında müslümanlar, Umre yapmak için  Mekke&#8217;ye hareket ettiklerinde, Hz. Osman da onların arasındaydı. Ancak,  putperest Mekke yönetimi, müslümanları Mekke&#8217;ye sokmama kararı almıştı. Bunun  üzerine Hudeybiye&#8217;de karargah kuran Resulullah (s.a.s), müşriklerle diyalog  kurarak, maksatlarının yalnızca umre yapmak olduğunu onlara bildirmek istiyordu.  Resulullah (s.a.s), bu iş için Hz. Ömer&#8217;i görevlendirmek istemiş, ancak Hz.  Ömer, bir takım geçerli sebepler ileri sürerek Hz. Osman&#8217;ın daha uygun olduğunu  söylemişti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), elçilik görevini Hz. Osman&#8217;a  verdi. Daha önce elçi gönderilen Hıraş b. Umeyye el-Ka&#8217;bî&#8217;yi Mekkeliler öldürmek  istemişlerdi (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., II, 96). Müşriklerin hırçın davranışları böyle  bir elçiliği tehlikeli bir hale sokuyordu. Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)&#8217;a  şöyle dedi: &#8220;Git ve Kureyş&#8217;e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savaşmaya  gelmedik. Sadece şu Beyt&#8217;i ziyaret ve onun haremliğine saygı göstermek için  geldik ve getirdiğimiz kurbanlık develeri kesip döneceğiz &#8220;. Hz. Osman (r.a),  Mekke&#8217;ye gidip, müşriklere bu hususları bildirdi. Ancak onlar; &#8220;Bu asla olmaz.  Mekke&#8217;ye giremezsiniz&#8221; karşılığını verdiler. Onların red cevabı İslâm  kârargahına Osman (r.a)&#8217;ın öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Onun dönüşünün gecikmesi  bu haberi destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), yanındaki  bütün müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere, bey&#8217;ata çağırdı.  Bey&#8217;atu&#8217;r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey&#8217;atlaşmada Resulullah (s.a.s) sol  elini sağ elinin üzerine koyarak, &#8220;Osman Allah&#8217;ın ve Resulünün işi için  gitmiştir&#8221; dedi ve onun adına da bey&#8217;at etti. Müşrikler bu durumdan korkuya  kapıldıkları için anlaşma yolunu tercih etmişlerdi (İbn Sa&#8217;d, II, 96, 97).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, bu arada Mekke&#8217;deki güçsüz müslümanlarla görüşmüş  ve onları İslâm&#8217;ın yakında gerçekleşecek olan fethiyle teselli etmişti (Asım  Köksal, İslâm Tarihi, VI, 177).</p>
<p align="justify">Müşrikler, Osman (r.a)&#8217;a isterse Kâ&#8217;be&#8217;yi tavaf edebileceğini  bildirmişler, ancak o, Resulullah (s.a.s) tavaf etmeden, kendisinin de tavaf  etmeyeceği cevabını vermişti. Hudeybiye&#8217;de bulunan sahabiler ise Resulullaha:  &#8220;Osman Beytullah&#8217;a kavuştu, onu tavaf etti; ne mutlu ona&#8221; dediklerinde  Resulullah (s.a.s); &#8220;Beytullah&#8217;ı biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf etmez  buyurmuştur&#8221; (Vakidî&#8217;den naklen, A. Köksal, a.g.e., 178-179).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Medine dönemi boyunca sürekli Resulullah (s.a.s)  ile birlikte olmaya gayret gösterdi. Ashabın en zenginlerinden biri olması, onun  İslâma ve müslümanlara herkesten çok maddi yardımda bulunmasını sağladı.  Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların techiz edilmesinde aşırı  derecede cömert davrandığı görülmektedir. Tarihçiler onun Ceyş&#8217;ul-Usra diye  adlandırılan Tebük seferine çıkacak ordunun techiz edilmesine yaptığı katkıyı  övgüyle zikretmektedirler. O, bu ordunun yaklaşık üçte birini tek başına techiz  etmiştir. Asker sayısının otuz bin kişi olduğu göz önüne alınırsa bu meblağın  büyüklüğü rahatça anlaşılır. Yaptığı yardımın dökümü şöyledir: Gerekli  takımlarıyla birlikte dokuz yüz elli deve ve yüz at, bunların süvarilerinin  teçhizatı, on bin dinar nakit para (A. Köksal, IX,162). Onun bu davranışından  çok memnun olan Resulullah (s.a.s); &#8220;Ey Allah&#8217;ım! Ben Osman&#8217;dan razıyım. Sen de  razı ol&#8221; (İbn Hişam, Sîre, IV,161) diyerek duada bulunmuş ve; Bundan sonra  Osman&#8217;a işledikleri için bir sorumluluk yoktur&#8221; (Suyûtî, a.g.e.,169) demiştir.</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Veda Haccı esnasında da Resulullah (s.a.s)&#8217;in  yanındaydı. Resulullah (s.a.s) müslümanları ilgilendiren bir çok meselede Osman  (r.a)&#8217;ın yardımına müracaat etmiştir (H.İ.Hasan, a.g.e., I, 256).</p>
<p align="justify">Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Osman (r.a) ona bey&#8217;at  etti. Ebû Bekir (r.a) halifeliği boyunca ümmetin işlerini idarede onunla  istişarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)&#8217;ın vefatından önce yazdırdığı Hz. Ömer&#8217;in  Halife atanmasına dair belgeyi Osman (r.a) kaleme almıştır. Hz. Ebû Bekir, Osman  (r.a)&#8217;ın yazdıklarını ona tekrar okutturduktan sonra mühürletmişti. Osman (r.a),  yanında Ömer (r.a) ve yanında Useyd İbn Saîd el-Kurazî olduğu halde dışarı  çıkmış ve oradakilere &#8220;Bu kağıtta adı yazılan kimseye bey&#8217;at ediyor musunuz&#8221;  diye sormuştu. Onlar da &#8220;evet&#8221; diyerek bunu kabul etmişlerdi (İbn Sad a.g.e.,  III, 200).</p>
<p align="justify">Halifeliği</p>
<p align="justify">Hz. Ömer (r.a), yaralanınca, hilâfete geçecek kimsenin tayin  edilmesi için altı kişiden oluşan bir şura oluşturmuştu. Bunlar Hz. Ali, Osman,  Sa&#8217;d İbn Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zubeyr İbn Avvam ve Talha İbn  Ubeydullah (r.anhum) idiler. Yapılan görüşmeler neticesinde, şura üyelerinden  dördü feragat edince görüşmeler Hz. Osman&#8217;la Hz. Ali üzerinde devam etti. Şura  başkanı Abdurrahman İbn Avf, geniş bir kamu oyu yoklaması yaptıktan sonra  müslümanların bu iki kişiden birisinin halife seçilmesi üzerinde mutabık  olduklarını gördü. Hz. Ali (r.a)&#8217;i çağırarak ona; Allah&#8217;ın Kitabı, Resulünün  Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer&#8217;in uygulamalarına tabi olarak hareket edip  etmeyeceğini sordu. O, Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulünün Sünnetine tam olarak  uyacağı, ancak bunun dışında kendi içtihadına göre davranacağı cevabını verdi.  Aynı soruyu Osman (r.a)&#8217;a yönelttiğinde o, bunu kabul etmişti. Bunun üzerine  Abdurrahman İbn Avf, Osman (r.a)&#8217;ı halife atadığını ilan ederek ona bey&#8217;at etti  (Suyuti, a.g.e.,171, 172; İbn Hacer, a.g.e., 463; H.İ.Hasan, a.g.e., I, 258,  261). Hz. Osman&#8217;a ikinci olarak bey&#8217;at eden kimse Hz. Ali (r.a) olmuştur.  Peşinden de bütün müslümanlar ona bey&#8217;at ettiler (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 62).  Osman (r.a)&#8217;ın hilâfete geçişi Hicri yirmi üç senesi Zilhicce ayının sonlarında  olmuştur.</p>
<p align="justify">Osman (r.a), devlet idaresini devraldığı zaman İslâm  fetihleri hızlı bir şekilde devam ediyordu. Hz. Ömer (r.a) devrinde Suriye,  Filistin, Mısır ve İran, İslâm topraklarına katılmıştı. Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın güçlü  idaresi, fethedilen bölgelerde otorite ve düzenin sağlam bir şekilde  yerleşmesini sağlamıştı.</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), İslâm tebliğinin girmiş olduğu yayılma  sürecini aynı hızla devam ettirmeye çalıştı. O, Ermenistan, Kuzey Afrika ve  Kıbrıs&#8217;ı fethetmiş, İran&#8217;daki ayaklanmaları bastırarak merkezî yönetimin  nüfuzunu yeniden tesis etmiştir.</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), hilâfeti devraldığı zaman idari kadrolarda  yavaş yavaş bazı değişiklikler yapma yoluna gitti. Ancak, Ömer (r.a)&#8217;in  vasiyetine uyarak bir sene müddetle onun valilerini yerlerinde bıraktı. İlk önce  Küfe valisi Muğire b. Şu&#8217;be&#8217;yi azlederek yerine Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas&#8217;ı atadı. Sa&#8217;d,  Osman (r.a)&#8217;ın yönetime geçtikten sonra atadığı ilk validir (İbnül-Esir el-Kamil  fî&#8217;t-Tarih, Beyrut 1979, III, 79).</p>
<p align="justify">Mısırlılarca sevilen bir kimse olan Amr b. el-As&#8217;ın Mısır  valiliğinden alınması ve yerine, Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;in tayin edilmesi  bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olmuştu. İskenderiye halkı Bizans  İmparatoru Heraklious&#8217;a mektup yazarak kendilerini müslümanların elinden  kurtarmasını istediler. Ayrıca, müslümanların karşı koyacak kadar askerlerinin  olmadığını da bildirdiler. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Manuel komutasında  kalabalık bir orduyu İskenderiye&#8217;ye gönderip burayı işgal etti. Bizanslılardan  çekinen Kıpti halk, Hz. Osman&#8217;dan duruma müdahale etmesini istediğinde o, Amr b.  el-As&#8217;ı Mısır&#8217;a geri gönderdi. Amr, yaptığı savaşta, Manuel&#8217;i öldürerek düşmanı  büyük bir yenilgiye uğrattı ve İskenderiye şehrini çevreleyen sur&#8217;u yıktı (Hicrî  25) (İbnul-Esir, a.g.e., III, 81; H.İ.Hasan, a.g.e.; I, 264). Aynı yıl  içerisinde anlaşmalarını bozan Rey üzerine, Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas bir sefer  düzenlemiş; ayrıca, Deylem üzerine yürümüştür.</p>
<p align="justify">Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Beytül-Malden borç olarak aldığı parayı  geri ödemekte sıkışınca Osman (r.a), onu azlederek yerine anne bir kardeşi Velid  b. Ukbe&#8217;yi Küfe valiliğine getirdi (İbnul-Fsir a.g.e., III, 82). Velid, beş sene  Küfe valiliğinde bulunmuştur. Velid, bir sabah, namazı sarhoş olduğundan dolayı  dört rekat kıldırmıştı. Hatırlatılması üzerine &#8220;sizin için arttırıyorum&#8221;  demişti. Bunu duyan Hz. Osman, ona tazir cezası vererek bunun uygulanmasını Hz.  Ali&#8217;den istemişti. Hz. Ali de Abdullah b. Cafer&#8217;e onu kırbaçlattırmıştı. Bu olay  üzerine Hz. Osman onu azlederek yerine Saîd b. el-As b. Umeyye&#8217;yi atadı (İbnul-Esir,  a.g.e., III, 107). Suyûtî, Hz. Osman&#8217;ın, ilk olarak Velid&#8217;i, Sa&#8217;d'ın yerine vali  yapması yüzünden kınandığını söylemektedir (Suyutî, 172).</p>
<p align="justify">Velid, Küfe valisi olunca, Azerbaycan komutanı Utbe b.  Ferkat&#8217;ı görevinden aldı. Bunun üzerine Azerbeycan halkı isyan ettiler. Velid,  Azerbeycan üzerine yürüyerek burayı itaat altına aldıktan sonra Ermenistan  (Tiflis) tarafına yöneldi ve andlaşmalar yaparak ganimetlerle geri döndü (H.  25).</p>
<p align="justify">Bu arada Bizansla yapılan mücadele devam etmekteydi. Muaviye,  Antalya ve Tarsus taraflarına akınlar düzenliyordu. Öte taraftan, Amr b. el-As&#8217;a  Kuzey Afrika&#8217;yı ele geçirmek için emirler gönderen Osman (r.a), Sicistan Valisi,  Abdullah b. Amr&#8217;a Kabil&#8217;e yürümesi talimatını veriyordu (İbnul Esir, a.g.e., III,  87). Hicri yirmi altıda, Mescid-i Haram&#8217;ın genişletilmesi çalışmalarına tanık  olunmaktadır. Mescid-i Haram&#8217;ın çevresindeki arsalar satın alınarak geniş bir  alan elde edilmişti.</p>
<p align="justify">Hz. Osman (r.a), Hicri yirmi yedinci yılda Mısır Valisi Amr  b. el-As&#8217;ı azlederek yerine Abdullah İbn Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;i getirdi. O, Kuzey  Afrika&#8217;nın fethinin tamamlanması düşüncesindeydi. Bunun için Osman (r.a),  Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, ona izin verdi ve içinde çok  sayıda sahabinin de bulunduğu bir orduyu takviye olarak ona gönderdi (H.İ.  Hasan, a.g.e., I, 265). Abdullah b. Nafi b. Abdulkays ve Abdullah b. Nafi b.  Husayn komutasındaki kuvvetler, İbn Ebi Serh ile birleşerek Mısır&#8217;dan batıya  doğru harekete geçtiler. Trablus&#8217;tan Tanca&#8217;ya kadar olan bölgenin hakimi ve  Bizans İmparatorunun valisi, İslam ordusunun topraklarına doğru ilerlediği  haberini alınca, yirmi bini süvari olmak üzere, yüz bin kişilik bir ordu  hazırlayarak tedbirler aldı. Krallık merkezi olan Subaytala&#8217;ya yirmi dört  saatlik bir mesafede iki ordu karşı karşıya geldi. İbn Ebi Serh&#8217;in, müslüman  olmak veya cizyeyi kabul etmek teklifi reddedilince çatışma başladı. Bu arada,  ordunun Medine ile olan haberleşmesi kesilmişti. Hz. Osman bağlantı kurabilmek  için Abdullah İbn Zübeyr&#8217;i bir askeri birlikle Afrika&#8217;ya gönderdi. Günlerce  süren savaş, Abdullah İbn Zübeyr&#8217;in önerdiği taktikle kısa zamanda büyük bir  zaferle sonuçlandı. Müslümanların eline geçen ganimet oldukça büyüktü.  Süvarilere üçer bin dinar ve yayalara ise biner dinar hisse düşmüştü (İbnül-Esir,  a.g.e., III, 88-90; H.İ.Hasen, a.g.e., I, 265-266).</p>
<p align="justify">İslâm ordularının önündeki bu engel kaldırıldıktan sonra Hz.  Osman, Abdullah b. Nafî b. Husayn ve Abdullah b. Nafi b. Abdulkays&#8217;a hiç vakit  kaybetmeden Cebelu&#8217;t-Tarık&#8217;ı geçerek Endelüs&#8217;e girmeleri emrini verdi. Hz.  Osman&#8217;ın, ordunun Endelüs&#8217;e geçişini istemesi, İstanbul&#8217;un batı yönünden  sıkıştırılarak fethinin kolaylaştırılması düşüncesinden kaynaklanıyordu. O,  komutanlarına şöyle diyordu: &#8220;İstanbul ancak Endelüs tarafından fethedilebilir.  Eğer orayı fethederseniz, İstanbul&#8217;u fethedenlerin ecrine ortak olacaksınız&#8221; (İbnül-Esir,  a.g.e., III, 93; Ayrıca bk. Muhammed Hamidullah, Fethul-Endelüs (İspanya) fi  Hilafeti Seyyidina Osman sene 27 li&#8217;l-Hicre, İ.Ü. Ed. Fak. İslam Tetkikleri  Enstitüsü Dergisi, İstanbul 1978, VII, 221-225). Böylece Hz. Osman zamanında,  Kuzey Afrikadaki fetihler tamamlanmış, İslâm&#8217;ın karşısındaki en büyük güç olan  Bizans&#8217;ın batıdan sıkıştırılması planları uygulamaya konulmuştur.</p>
<p align="justify">Öte taraftan Muaviye b. Ebi Süfyan, Osman (r.a)&#8217;dan izin  alarak, Suriye sahillerinde oluşturduğu donanma ile Akdenize açılmış ve  müslümanlar denizlerde de Bizans&#8217;a karşı varlık göstermeye başlamışlardı.  Muaviye daha önce bu iş için Hz. Ömer&#8217;e müracaat etmişti. Ancak Ömer (r.a), o an  müslümanların maslahatı bunu gerekli kılmadığı için izin vermemişti. Daha sonra  şartlar bu iş için elverişli hale geldiğinden dolayı Hz. Osman donanma inşasının  lüzumuna kanaat getirmişti. Muaviye, donanmasıyla denize açılarak, Kıbrıs  Adasına çıktı. Abdullah b. Sa&#8217;d Mısır&#8217;dan onun yardımına gitti. Kıbrıs, yıllık  yedi bin dinar cizye ile İslâm hakimiyetini tanımak zorunda kaldı (Hicrî 28). Bu  miktar onların Bizans İmparatoruna ödediği meblağdır (İbnül-Esir, a.g.e., III,  96).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Kufe Valisi Ebu Musa el-Eş&#8217;arî&#8217;yi görevinden  alarak yerine Abdullah b. Amir el-Kureyz&#8217;i atadı (H. 29). Abdullah, Osman (r.a)&#8217;ın  dayısının oğludur. Ebu Musa&#8217;yı azletmesinin sebebi Kûfe halkının ondan şikayetçi  olmaları ve bunu Hz. Osman (r.a)&#8217;a bildirmeleridir (İbnül-Esîr, a.g.e., III,  99-100).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Mescid-i Nebi&#8217;nin genişletilmesine ihtiyaç  duyarak, onu süslü taşlarla yeniden inşa etti. Taş sütunlar dikerek tavanını sac  (bir cins ağaç) ile kapattı. Uzunluğunu yüz altmış, genişliğini de yüz elli  zira&#8217;a çıkarttı (Suyûtî, 173).</p>
<p align="justify">Hicri otuz yılında Sa&#8217;id b. el-As&#8217;ın Taberistan&#8217;a hücum  ettiği görülür. Bu bölgede gazalarda bulunan Sa&#8217;id, bir çok şehri fethetti.  Horasan, Tus, Serahs, Merv, Beyhak bunlardan bazılarıdır.</p>
<p align="justify">Bu yıl içerisinde Hz. Osman, değişik eyaletlerde, Kur&#8217;an-ı  Kerim&#8217;in okunması üzerine ortaya çıkan ihtilafları ortadan kaldırmak için  çalışmalar başlattı. Kur&#8217;an-ı Kerim ilk olarak Hz. Ebû Bekir zamanında tedvin  edilmişti. Zeyd b. Sabit&#8217;in başkanlığında yapılan bu çalışmada, Kur&#8217;an-ı Kerim  bir kitap haline getirilmişti. Bu ilk mushaf, Ebû Bekir (r.a)&#8217;dan sonra Ömer  (r.a)&#8217;a geçmiş, onun şehadetinden sonra da Hafsa (r.anh)&#8217;nın elinde kalmıştı.</p>
<p align="justify">Azerbeycan sefer esnasında ordu içerisinde kıraat konusunda  bir ihtilafın çıkması, ordu komutanı Huzeyfe b. Yeman&#8217;ı endişelendirmiş ve  Halife&#8217;den, müslümanların emin bir şekilde okuyabilecekleri bir mushafın  çoğaltılmasını istemişti. Hafsa (r.anh)&#8217;ın yanında bulunan mushaf getirilerek  çoğaltıldı ve bütün eyaletlere dağıtıldı. Bunun dışında kalan nüshaların tamamı  toplatılarak imha edildi. Bu durum karşısında Ashabın hayatta olanları oldukça  rahatlamışlardı (İbnül-Esîr a.g.e., III,111-112; H.İ. Nasen, a.g.e., I,  510-513).</p>
<p align="justify">Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)&#8217;a ait olan; Hz. Ebû Bekir ve Hz.  Ömer&#8217;den sonra kendisine intikal eden mührü Medine&#8217;deki Arîs kuyusuna düşürdü.  Onu bulacak olana büyük miktarda para vadinde bulunmuş, ancak bütün aramalara  rağmen bu mühür bulunamayınca Osman (r.a) büyük bir üzüntüye kapılmıştı. Ondan  ümidini kesince hemen bir mühür yaptırdı. Şehid edilene kadar parmağında kalan  bu mührün kimin eline geçtiği tesbit edilememiştir (İbnül-Esir, III, 133). Bu  olay hilâfetinin altıncı yılında meydana gelmiştir.</p>
<p align="justify">İslam fetihlerinin sürekliliği ve elde edilen ganimetlerle  insanların zenginleşmeleri, refah seviyesini oldukça yükseltmişti. Bu durum,  tabii olarak, İslâma uygun olmayan birtakım davranış biçimlerinin de ortaya  çıkmasına sebep olmuştu. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yanında yetişen ve bu gelişmeleri  endişeyle takip eden sahabiler, bu endişelerini yer yer ortaya koymaktaydılar.  Bunlardan birisi de, zühd ve takvasıyla tanınan ve maddi varlıklardan muhtaç  kimselerin yeterince istifade ettirilmediğine inanan Ebu Zerr el-Gifarî  (r.a)&#8217;dır. O, Şam&#8217;da, Muaviye&#8217;nin uygulamalarına karşı çıktığı ve düşüncelerini  söylemekte ısrarlı davrandığı için Medine&#8217;ye çağırıldı. Ebu Zerr, Medine&#8217;ye  geldiğinde görüşlerini Hz. Osman&#8217;a tekrarlamıştı. Bunun ardından, Halife&#8217;den  izin isteyerek, Medine&#8217;ye yakın bir yer olan Rebeze&#8217;ye gidip yerleşmişti  (a.g.e., III, 115; bk. Ebu Zerr el-Gifârî Mad.).</p>
<p align="justify">Bizans&#8217;a karşı kazanılan en parlak ve kesin zaferlerden  birisi hiç şüphesiz ki Latu&#8217;s-Sevârî deniz savaşıdır. Abdullah b. Sa&#8217;d'ın  komutasındaki İslâm donanması, İskenderiye açıklarında Bizans İmparatoru  Konstantin komutasındaki büyük donanmayla karşı karşıya geldi. Bizanslıların  gemi sayısı hakkında verilen bilgiler, beş yüz ile sekiz yüz rakamı arasında  değişmektedir. İslâm donanmasının sahip olduğu gemi sayısı ise ikiyüz  civarındaydı. Yapılan savaşta Bizanslılar büyük bir bozguna uğratıldı.  Konstantin, Sicilya&#8217;ya sığınmak zorunda kalan (İbnül-Esir, a.g.e., III,117-118;  H.İ. Hasan, I, 266-267). Bu zaferden sonra Bizans, müslümanlara karşı olan deniz  üstünlüğünü kaybetmiş, İslam donanmasının İstanbul sularına kadar önüne çıkacak  bir güç kalmamıştı.</p>
<p align="justify">Fitnenin ortaya çıkışı ve Şehadeti:</p>
<p align="justify">Hz. Osman on iki sene hilâfet makamında kalmıştır. Bunun ilk  altı senesi huzur ve güven içerisinde geçmiş ve hiç kimse yönetimin  uygulamalarından şikayetçi olmamıştır. Kureyş, onu Hz. Ömerden daha çok  sevmişti. Çünkü Hz. Ömer onlara karşı şeriatı uygulamada müsamahasız ve sertti.  Hz. Osman ise yaratılışındaki yumuşaklık ve hoşgörü ile insanların serbestçe  hareket edebilmelerine imkan sağlamıştı. Onun bu yapısından istifade eden  eyaletlerdeki bir takım valiler, sorumsuz davranışlar sergilemeye başlamışlardı.  Yükselen şikayetleri ani ve kesin kararlarla karşılayamayınca, yavaş yavaş bir  fitne ve kargaşa ortamının oluşmasına zemin hazırlanmıştı.</p>
<p align="justify">Endelüs&#8217;ten Hindistan hudutlarına kadar çok geniş bir sahayı  kaplayan devletin içerisinde, çeşitli din ve ırklara mensup zimmi statüsünde  topluluklar vardı. Bunlar, mağlup düştükleri İslâm Devleti&#8217;ne karşı her fırsatı  değerlendirerek baş kaldırıyorlardı. Yahudi unsuru ise, İslâm Ümmeti&#8217;ni  parçalayıp yok etmek için İslamın temel prensiplerini hedef almıştı. Müslüman  olduğunu iddia ederek ortaya çıkan bir takım Yahudi asıllı kimseler, zuhur eden  huzursuzlukları körükleyip fitne alevini her tarafa yaymaya çalışıyorlardı.  Bunlardan birisi etkili nifak hareketlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ve tam  bir komitacı olan Abdullah İbn Sebe&#8217;dir. İbn Sebe Yemenli bir yahudidir. O,  samimi kimselerin haklı şikayetlerini kullanarak insanları Hz. Osman&#8217;a karşı  kışkırtıyordu. Bir taraftan &#8220;ric&#8217;atı Muhammed&#8221; (Muhammed (s.a.s)&#8217;in tekrar  dönüşü) düşüncesini yaymaya gayret gösterirken, öte taraftan Peygamber&#8217;in  peşinden hilâfet hakkının Hz. Ali (r.a)&#8217;a ait olduğunu ve bunun da Allah  tarafından belirlenmiş bir gerçekten başka bir şey olmadığını yayarak daha sonra  ortaya çıkacak Şia akidesinin temellerini atıyordu. Onun yaydığı düşüncelere  göre Ebû Bekir (r.a), Ömer (r.a) ve Osman (r.a), Hz. .Ali (r.a)ın hakkını  gasbetmişlerdi. O, Küfe, Basra ve Şamda insanları kışkırtırken, Ebu Zerr (r.a)in  haklı çıkışlarını da kendisine malzeme yapmaya uğraşıyordu. (İbnü&#8217;l Esir, Tarih,  III,154; H. İ. Hasan, age, I, 368-370)</p>
<p align="justify">Bir zaman sonra, Muhammed b. Ebî Bekr ve Muhammed b. Ebî  Huzeyfe de, yapmış olduğu atamalardan dolayı Hz. Osman&#8217;ı tenkid etmeye  başladılar (İbnül-Esîr. a.g.e., III, 118).</p>
<p align="justify">Hz. Osman&#8217;a yapılan en önemli suçlama, onun kendi  akrabalarını valiliklere getirmesi, onlara bolca ihsanlarda bulunması ve  yolsuzluklarını denetleyememesidir (Suyûtî, 174). Hz. Ali (r.a) bu konudaki  şikayetlerini ona ilettiğinde o, Hz. Ali&#8217;ye şöyle diyordu: &#8220;Muğire b. Şu&#8217;be&#8217;yi  Ömer&#8217;in vali tayin ettiğini bilmez misin?&#8221; Hz. Ali: &#8220;Biliyorum&#8221; deyince o; &#8220;O  halde neden akrabalığı ve yakınlığından dolayı onu vali tayin ettiğim şeklinde  bir kınamada bulunuyorsun?&#8221; diye sormuştu. Hz. Ali&#8217;nin buna verdiği cevap şuydu;  &#8220;Ömer vali atadığı kimseyi sıkı bir şekilde kontrol altında tutardı. En ufak  hatalarını görse onları sorgular ve en şiddetli şekilde cezalandırırdı. Sen ise  bunu yapmıyorsun&#8221; (İbnül-Esir, a.g.e., III, 152).</p>
<p align="justify">Bunun üzerine Hz. Osman, vilayetlerdeki yönetimler hakkında  yapılan dedikoduları ve bunların sebeplerini yerinde incelemek üzere müfettişler  tayin etti. Muhammed b. Mesleme&#8217;yi Kufe&#8217;ye; Usame b. Zeyd&#8217;i Basra&#8217;ya; Abdullah  b. Ömer&#8217;i Şam&#8217;a ve Ammar b. Yasir&#8217;i de Mısır&#8217;a gönderdi. Ammar b. Yasir hariç,  diğerleri görevlerini tamamlayarak geri dönmüşlerdi. Osman (r.a) haksızlıkları  gidermek, filizlenmeye başlayan ve ümmet için büyük sakıncalara sebep olacak  olan fitnenin yatıştırılması için yoğun bir gayretin içine girmişti.</p>
<p align="justify">O, gelen şikayetleri dikkatle inceliyor, başta Hz. Ali (r.a)  olmak üzere Ashab&#8217;ın ileri gelenleri ile istişarelerde bulunuyordu. Ancak,  Mısır&#8217;dan Medine&#8217;ye gelip, Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;in gayr-ı meşru  uygulamalarını şikayet eden bir heyetin, dönüşlerinde İbn Ebi Serh&#8217;in takibatına  uğramaları ve bazılarının öldürülmesi, olayların tırmanmasına sebep olmuştu.  Bunun üzerine Mısır&#8217;dan altı yüz kişilik bir topluluk Medine&#8217;ye gelerek Mescid-i  Nebi&#8217;de, namaz vakitlerinde Ebi Serh&#8217;in işlediklerini sahabilere şikayet  ediyorlardı. Talha İbn Ubeydullah, Hz. Aişe (r.anha) ve Hz. Ali (r.a), Hz.  Osman&#8217;a giderek, bu insanların haklı isteklerini yerine getirmesini ve Abdullah  b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;i azlederek yargılamasını istediler. Bunun üzerine Hz.  Osman, Mısırlılar&#8217;a kendileri için vali olarak kimi istediklerini sordu. Onlar,  Muhammed b. Ebi Bekr&#8217;i istediklerini bildirdiler. Osman (r.a), Muhammed b. Ebi  Bekr&#8217;i vali tayin etti. O, Mısır&#8217;dan gelenler ve bir grup sahabi ile birlikte  Medine&#8217;den yola çıktı. Medine&#8217;den üç günlük bir uzaklıkta yol alırlarken  devesini, sanki takip ediliyormuş gibi hızlı sürmeye çalışan bir adam gördüler.  Adamı yakalayıp sorguladıklarında İbn Ebi Serh&#8217;e bir mesajı yetiştirmeye  çalıştığını anladılar. Ona kim olduğu sorulduğunda, bazen Osman (r.a)&#8217;ın, bazan  da Mervan b. Hakem&#8217;in kölesi olduğunu söylüyordu. Üzerindeki mektubu  açtıklarında, içinde, &#8220;Muhammed b. Ebi Bekr ile falanca falanca&#8230; Sana  ulaştıklarında onları öldür&#8221; yazıldığı ve bunun Hz. Osman&#8217;ın mührüyle  mühürlenmiş olduğunu gördüler. Derhal Medine&#8217;ye geri dönüp Hz. Osman&#8217;ın evini  kuşattılar. Hz. Ali, yanına Muhammed İbn Mesleme&#8217;yi alıp Osman (r.a)&#8217;ın evine  gitti. Hz. Ali (r.a) ona, üzerine kendi mührü bulunan bu mektubu kimin kaleme  aldığını sordu. Osman (r.a) böyle bir mektup yazmadığını ve yazıldığından da  haberi olmadığını söyledi. Muhammed de Osman (r.a)&#8217;ı doğrulamış ve bu işi  düzenleyen kimsenin Mervan olduğunu söylemişti. Yazıyı inceledikleri zaman bunun  Mervan b. Hakem&#8217;e ait olduğunu anladılar. O esnada Osman (r.a)&#8217;ın evinde  bulunmakta olan Mervan&#8217;ın kendilerine teslim edilmesini istediler. Hz. Osman  (r.a) bunu kabul etmedi. Çünkü onu öldüreceklerinden korkuyordu.</p>
<p align="justify">Onun evini kuşatan asiler diyalog çağrılarına cevap  vermedikleri gibi, suyunu da kesmişlerdi, Hz. Osman&#8217;ın fitneyi yatıştırmak ve  haksızlıkları gidermek hususunda asilere yaptığı nasihatlerin onlar üzerinde hiç  bir tesiri olmamıştı. Onlar, Hz. Osman (r.a)&#8217;a şöyle diyorlardı:</p>
<p align="justify">&#8220;Biz seni hilafetten azledene veya öldürene yahut da bu yolda  ölene kadar bu işten vazgeçecek değiliz. Eğer sana sahip çıkanlar bize engel  olmaya kalkarlarsa onlarla savaşırız&#8221;. Hz. Osman onlara, Allah&#8217;ın üzerine  yüklediği hilafet görevini asla bırakmayacağını ve ölümün kendisine bundan daha  sevimli olduğunu bildirmiş, ayrıca kendini savunmak için kimseye emir  vermediğini eklemişti (İbnül-Esîr, a.g.e., III, 169-170). O, ashaptan, asileri  şehirden kovup çıkarmak için gelen teklifleri reddediyor, onlardan silah  kullanmayacaklarına dair kesin söz vermelerini istiyordu.</p>
<p align="justify">Bir gün kendisini kuşatan asilerin karşısına çıkıp: &#8220;Ali  buralarda mı? Sa&#8217;d buralarda mı?&#8221; diye sormuş, bulunmadıkları cevabını alınca  biraz susmuş ve şöyle demişti: &#8220;Bana su sağlamasını, Ali&#8217;ye bildirecek kimse yok  mu?&#8221; Bu Hz. Ali&#8217;ye ulaşınca derhal üç kırba suyu ona göndermişti. Ali (r.a),  asilerin Osman (r.a)&#8217;ı öldürmek istediklerini öğrenince, böyle bir şeye meydan  vermemek için, iki oğlu Hasan ve Hüseyin&#8217;e, kılıçlarını alarak gidip Osman&#8217;ın  kapısında beklemelerini ve içeri kimseyi sokmamalarını söylemişti. Abdullah İbn  Zübeyr de onlara katılmış, diğer bir takım sahabiler de çocuklarını oraya  göndermişlerdi. Durum çok nazik bir hal almıştı. Hz. Osman, ne asilerin haksız  taleplerini kabul ediyor, ne de Medine ve diğer bölgelerden gelen, asileri  savaşarak Medine&#8217;den çıkarma tekliflerine olumlu cevap veriyordu. O, Peygamber  şehri&#8217;nde kan dökmek ve fitneyi ilk başlatan kimse olmaktan çekindiği için böyle  davranıyordu. Hz. Âişe (r.anha)&#8217;dan Resulullah (s.a.s)&#8217;ın şöyle söylediği  rivayet edilmektedir:</p>
<p align="justify">&#8220;Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafıklar  senden onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın çıkarma&#8221;.  Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)&#8217;in bu günler için kendisine bildirdiği şeylere  uymaya çalışıyordu. O, şöyle diyordu: &#8220;Resulullah (s.a.s) benimle ahitleşmiş  olduğu şey üzerinde sabretmekteyim&#8221; (Üsdül-Ğâbe, II, 589; Suyûtî, 170; İbnü&#8217;l-Esîr,  III, 175).</p>
<p align="justify">Asilerin kendisini öldürmeye kararlı olduğunu anladığında,  onların böyle bir iş işleyip katillerden olmalarını önlemek için kendilerine bir  müslümanın kanının ancak; zina, kasten adam öldürme ve dinden dönmek şartları  dahilinde helal olduğunu hatırlatıyor ve kendisinin bunlardan hiç birisiyle  itham edilemeyeceğini anlatıp duruyordu.</p>
<p></span></p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/osman-b-affan-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

