<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurislam.Org &#187; Temkin</title>
	<atom:link href="http://www.nurislam.org/tag/temkin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurislam.org</link>
	<description>İslamiyet Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Dec 2011 02:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Telvin ve Temkin</title>
		<link>http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html</link>
		<comments>http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 19:52:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Telvin]]></category>
		<category><![CDATA[Telvin ve Temkin]]></category>
		<category><![CDATA[Temkin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nurislam.org/?p=510</guid>
		<description><![CDATA[Renk verme, boyama, boyanma ve farklı görünümler arzetme manalarına gelen telvin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Renk verme, boyama, boyanma ve farklı görünümler arzetme manalarına gelen telvin; sofiye ıstılahınca, bir halden bir hale, bir tavırdan bir tavıra intikal ederek farklı renk ve görüntüler sergileme.. konup-kalktığı yerler itibariyle “müstevda” iken Hak rızası hedefli hareketleriyle hep “müstekar” olma peşinde koşanlara has önemli bir payedir.</p>
<p>Eğer telvin -bazı kimselerin de ifade ettiği gibi- her zaman değişip durmak suretiyle farklı görüntüler sergilemek ise, telvin sahibi henüz hedeflediği ufka ulaşamamış, itmi’nana erememiş, oturaklaşamamış “ibnü’s-sebil” ve “ibnü’z-zaman” diyebileceğimiz bir mübtedidir. Aksine, şayet sahib-i telvin;. ibtidayı yaşarken intihayı duyabiliyor ve değişip durmaları, konup kalkmaları &#8221; لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ Bir gün ya da onun bir bölümünde (orada) kaldık..” (yani o kadarcık bir “müstevda” yaşadık) sabitesince görüp değerlendirebiliyorsa, o, niyet, irade ve azmiyle makamdan makama, dereceden dereceye uçacak ve geçtiği noktaların üstünde sürekli hedefin gölgesini gördüğü, hafta O’nu duyduğu; ruh ve duygularıyla hep O’nunla olduğu için, yol aldığının, yollarda oturup kalktığının ve merdiven çıktığının farkına bile varamayacak; hale ait tebeddül ve tagayyürün hasıl ettiği boşlukları, her zaman niyet ve nazar ufkuyla doldurup, hususiyle de hedefin cazibe ve ihtişamıyla meşbü, meşgul, hatta mahmur bulunduğu anlarda hep elvan ü eşkalden, zevken müberra kalacaktır. Bir de, yol boyu sergilediği yüksek performansa yer yer hedef televvünlü avanslar alabiliyorsa, artık onun “müstevda”ı aynen “müstekar” demektir.. evet, böyle bir seviye insanının televvünü, “ma yeülü ileyh” itibariyle her zaman temkin sayılabilir. Bu itibarla da, bu seviyedeki hakikat yolcularının, telvinde hep temkin solukladıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira bu manadaki telvin, bir ilahi şe’n ve sıfattır. Eğer o bir ilahi şe’n ve sıfatsa; zaten onda eksik ve kusur tasavvur edilemez., edilemez; çünkü Cenab-ı Hak Zat’ıyla olduğu gibi, sıfat ve şe’nleriyle de kusursuzdur ki, &#8221; كُلُّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍ &#8211; O her gün (bi kem u keyf) ayrı bir şe’n ve haldedir” ayeti de bu gerçeği ihtar etse gerek.</p>
<p>Tasavvuf erbabı, telvini iki bölümde mütalaa edegelmişlerdir:</p>
<p>1- Seyr-i sülükun başlangıcında, az-çok nefis ve heva insibağıyla alakası olan telvindir ki; salik için tehlikelere, aldanmalara; mehdiyet ve mesihiyet türünden bala pervazane iddialara açık ve her zaman istikbal vaadetmeyen telvin..</p>
<p>2- Na’t-ı ilahi olan telvindir ki, Hak ve Hüda dalga boylu, acz, fakr, şükür ve tefekkür derinlikli, hüsn-ü akibete namzet, her zaman itmi’nan edalı ve geleceğin temkin basamakları sayılan televvürileri şimdiden duyma, yaşama ve aksettirebilme halidir. Böyle bir telvinde aldanma oldukça nadir.. tehlikeler az.. şatahat ve iddialar ise hemen hemen yok gibidir.. dolayısıyla da birinci tek’in gibi zahiri görkemli ve gürültülü fakat saçılıp savrulmaya namzet, renkli ve cazibedar ama heva ve hevese açık değildir.. değildir; zira:<br />
بَادْ كَاهِى رَا بَهَا مُونْ مِى بَرَدْ بَادْ كُوهِى رَا عَجَبْ ﭼوُنْ مِى بَرَدْ<br />
Rüzgar, saman çöpünü (sürükler) çöle götürür; ama dağı nasıl (sürükleyip) götürebilir ki?”</p>
<p>Mizanü’l-İrfan Sahibi de bu hususu dildade bir üslübla şöyle ifade eder:</p>
<p>Hem telaş eyler mezalikte* bütün,<br />
Eyler o tayy-ı menzil gece-gün..<br />
Bir sıfattan diğere seyreyler o,<br />
Bir makamdan ahere devreyler o.</p>
<p>Eyler ahvali tebeddül dembedem,<br />
Başka bir alemdedir hergün kadem.<br />
Eyler hem kat-i merahil daima,<br />
Her an ayrı bir televvün ru-nüma..<br />
Böyle eyler terakki-i kemal,<br />
İşte tek’in haletidir bu hal!</p>
<p>Temkin; oynak ve hafif-meşrebli olmanın zıddı; vakur, ciddi, uslu ve oturaklı olma halidir ki; tasavvuf erbabınca, istikamette derinleşip istikrar kazanma, yüzüp-gezmeden kurtularak huzur ve itmi’nana ulaşmaktan ibarettir. Böyle bir hak yolcusu, ibtidası aynı intiha, sürekli rıza ufkunun müşahedesiyle, halden hale, makamdan makama intikali farketmeden, her zaman vuslatın neşvesiyle, hüsn-ü akibetini duymanın itmi’nanını yaşar ve çok defa sefer meşakkatinin zerresini bile hissetmez.</p>
<p>Hak yolcusu, bidayet-i hal itibariyle, halin gereği, hep televvün edalıdır; zira o, seyr-i sülük-i ruhanide, esmadan müsemmaya, sıfattan mevsufa, halden makama, yolcular için uzun bir mesafe sayılan eb’adı aşarken, sürekli farklı şeyler görür, farklı şeyler duyar, farklı şeyler hisseder; bu duyuş, bu görüş ve bu hissedişler, her zaman salikin benliğini tesir altına alacağından, onun tavırlarından hep televvün akar.. ve bu yolda olma hususiyeti, hakikat yolcusunun hedefe ulaşacağı “an”a kadar devam eder. Gün gelip de “fenafillah” ufkunda, “bekabillah” hakikati zuhur edince, telvin de yerini temkine bırakır ve televvün temekkünle becayiş olur. Ve artık Mizanü’l-İrfan Sahibinin de dediği gibi:</p>
<p>Çün ere Maksud’una merd-i Hüda,<br />
“İrcit” remziyle eyler nida..<br />
Kabe-i maksüda bulunca vusul,<br />
Matlab-ı a’laya erdikde yol;<br />
İşte temkin-i tarikattir bu hal<br />
Ekmel olmuş burda erbab-ı kemal&#8230;<br />
der ve itmi’nan soluklar.</p>
<p>Temkin, itmi’nandan bir iki kadem daha üsttedir ve “ وَ لاَ يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لاَ يُوقِنُونَ Yakıne ermemiş olanlar, seni hafifliğe (ve telvine) sevketmesin” fehvasınca ulü’l azmane bir oturmuşluğun ifadesidir.</p>
<p>Yolun başındakilerin temekkünü; sağlam niyet, ulü’l azmane irade, kaynağından tam bilgi ve yolun yol rehberiyle yürünmesine bağlıdır. Yani, maksad, rıza-i ilahi; azık, Ehl-i Sünnet anlayışı içinde dinin hayata hayat kılınması ve yolun da Hazreti Ruh-i Seyyidi’l-Enam’ın rehberliğinde sürdürülmesidir ki; bunu: Gaye, Allah; maksad, O’ndan gelenlere karşı duyarlı olup olabildiğince titiz yaşamak; yol da, değişik türden ifratlar ve tefritlere karşı istikamet ifadesi kabul edilen sırat-ı müstakimdir.</p>
<p>Kendini tamamen Hakk’a adamışların temekkünü; kalben ağyar münasebetlerinden sıyrılıp, her an sinesini Hak tecellileri için pak tutmak suretiyle hazır bulunarak, ilahi varidleri avlamakla meşgul olmaktır ki; Hz. Hakkı:</p>
<p>Dil beyt-i Hüdadır anı pak eyle sivadan,<br />
Kasrına nüzul eyleye Rahman gecelerde..</p>
<p>tenbihleriyle bu gerçeğe parmak basar.</p>
<p>Arif-i billah olanların temekkünü; makam-ı cem ünvanıyla da ifade edilen ihsan şuurunun en kamil manada duyuluş ve hissedilişiyle sürekli murakabe halidir ki, “fenafillah” ve “bekabillah”ın tam tahakkukuyla, varlık, bu sayede kendi feyiz kaynağına muttali olarak teveccüh-ü tammeye erer.. ciddi bir iştiyak ve hayretle hep O’na yönelir.. vücud ve devamının, O’nun Vücüd ve Kayyumiyetinden beslendiğini duymaya başlar.. ama Rehber-i Ekmel’in ziya-i feyziyle ne vücudiye ne de şühudiyeye girmeden&#8221; عَلَيْكُمْ بِسُنَّتِى وَ سُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ &#8220;le çerçevelenen hakikat dairesinden herşeyin varlığının da bekasının da O’ndan olduğu mülahazasıyla kendini daha bir güçlü, daha bir yerleşik hissederek, tam bir bekaya mazhariyetini, tam bir fenadan geçtiğini itiraf ve ifade sadedinde:<br />
هَجَرْتُ الْخَلْقَ طُرًّا فِى هَوَاكَا وَ أَيْتَمْتُ الْعِيَالَ لِكَى أَرَاكَا<br />
Topyekün varlığı senin aşk u sevdan uğrunda terkettim. Seni görme yolunda iyalimi de yetim bıraktım” der, herşeyini yollara döker ve “Seni, Seni” mülahazalarıyla dolaşır durur.</p>
<p>أَللَّهُمَّ اِنِّى أَسْأَلُكَ الرِّضَا بَعْدَ الْقَضَا وَ بَرْدَ الْعَيْشِ بَعْدَ الْمَوْتِ وَ لَذَّةَ النَّظَرِ اِلَى وَجْهِكَ وَ شَوْقًا اِلَى لِقَائِكَ * وَ صَلَّى الله عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْهَادِى اِلَى سَبِيلِ السَّلاَمِ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ الْكِرَامِ آمِينُ يَا مُعِينُ!<br />
Kaynak: www.sizinti.com.tr</p>
<div id="fb-root"></div>
   <script>
   window.fbAsyncInit = function() {
   FB.init({appId: "", status: true, cookie: true,
		 xfbml: true});
	};
 (function() {
  var e = document.createElement("script"); e.async = true;
 e.src = document.location.protocol +
   "//connect.facebook.net/tr_TR/all.js";
 document.getElementById("fb-root").appendChild(e);
}());
</script><span class = ""  style = "  "><fb:like href="http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html" send = "false" layout="button_count" show_faces="false" width="" action="like" colorscheme="light" font="" /></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nurislam.org/telvin-ve-temkin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

