Tasavvuf, Allah’ı gönülden sevme iÅŸidir. Mutasavvıf ise tasavvuf ile uÄŸraÅŸan ehil kiÅŸidir. Mutasavvıflara göre aÅŸk her ÅŸeyin üzerindedir ve âlemin varlık sebebinin aÅŸk olduÄŸu inancı hâkimdir. Tanrı “Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi, sevilmeyi istedim” demiÅŸ ve sırf kendi güzelliÄŸine âşık olmak için insanoÄŸlunu yaratmıştır. Bu yolda Hallac-ı Mansur Enel Hak (Ben Hak’kım) diyerek, aÅŸkın Yaradan’da yok olmak olduÄŸunu iddia etmiÅŸ ve bu iddiasının karşılığını da yakılıp küllerinin Dicle’nin suyuna savrulmasıyla ödemiÅŸtir. Uzun yıllar sonra Mevlana gibi büyük bir mutasavvıf Hallac-ı Mansur’un teÅŸhisinin doÄŸruluÄŸunu savunmuÅŸtur. “Ben size ÅŸah damarınızdan daha yakınım ” ayeti de bunu doÄŸrular mahiyettedir. Çünkü asıl âşık olunan, kavuÅŸmak için arzulanan Allah’tır.

Mutasavvıflara göre beÅŸeri aÅŸk ilahi aÅŸkın yeryüzüne yansımasından ibarettir. Allah, ruhları Bezm-i Elest’te bir araya topladığında âşıklar orda birbirini görmüş söz vermiÅŸlerdir. Bir diÄŸer inanışa göre ise ruhların yarım olduÄŸu söylenir. Âşıklar ne zaman bir bedende iki ruh olur, iÅŸte o zaman ruhların tamamlanacağı inancıdır.

Aşk ruhani olup, cinsel arzuların dışına taşmaktır. Bu haliyle aşk, zenginlik, fakirlik, varlık ve yokluğun üzerindedir. Ölümden daha güçlü olan, ölümü göze aldıran, candan daha kıymetli, canın feda edildiği şeydir.

Bir mıknatıs gibidir aşk. Âşıklar nerde olursa olsun, cuz-i irade onların yollarının bir yerde muhakkak kesişmesini sağlar. Aşk, aramakla bulunmaz. Aksine ansızın ve habersizce gelen bir beladır. Öyle bir beladır ki aşk gelirken derdi, acıyı, kederi de beraberinde getirir. Çaresi ise bu beladan tat almak, gam, keder, tasa içerisinde boğulmaktır. aşık acı çeker. Bu acı öyle bir acıdır ki ne kılıç yarası ne de başka bir yaraya benzer. Çünkü aşk acısı tenden ziyade ruhu acıtır. Bu acı ne kadar ağır olursa olsun, seven insan o acıdan zevk almasını bilir. Ayrıca aşkta ne makam ne de denklik aranır.

İnsanoğlu yalnız başına sadece bir tenden ibarettir. Bu tene can olan ise sevilen, yani canandır. Aşksız insan bir boşluk içerisinde savrulup durur hayatı bir düzensizlikler silsilesidir. Bunun sebebi ise, muhayyilemizde hep onun olması, ümidin, idealin o olmasında saklıdır.

AÅŸk sevgili ile buluÅŸma, ona kavuÅŸma ama muvaffak olamama arzusudur. Çünkü aÅŸka erdiÄŸi zaman onun biteceÄŸinden, o zevk veren acının kaybolacağından korkar. Âşıklık bir süreklilik arz edeceÄŸinden zamanla alışılır ve yaÅŸam biçimine dönüşür. AÅŸk makamına yükselen Allah’ın vahdetini ve birliÄŸini anlar.
Büyük âlimler önce beÅŸeri aÅŸkı yaÅŸamış, sonra ilahi aÅŸka ulaÅŸmıştır. Hakikate ancak aÅŸk yoluyla, aklı terk etmekle ulaşılacağına inanılır. Gönülde aÅŸk varsa akıl idrak edemez. Bu yaÅŸam biçimi aslında nefsaniyet duygusunun öldürülmesidir. Yukarıda da deÄŸindiÄŸimiz gibi aÅŸk ÅŸehvet duyguları, makam ve paranın üzerindedir. Bir rivayete göre Züleyha, Yusuf’u bulmak için yetmiÅŸ deve yükü serveti bu yolda harcamıştır. Aşığın gözü kördür derler. Bu sözün anlamı, sevenin canandan baÅŸkasını görmediÄŸi için söylenmiÅŸtir. Ancak bu sözle sadece bu düşünceyi ima etmek eksik olur. Çünkü seven cananın eksiklerini de görmez.

Aşk bazen uzun zamanlar sonunda, bazen de ilk bakışta ortaya çıkar. Bazen de didişmeyle başlar. Ya aşk biter mi? Ruha olan aşk hiçbir zaman bitmez. Çünkü ruh kalıcıdır. Ama surete olan aşk belirli bir süre sonra o güzelliğin ölümüyle birlikte son bulmaya mahkûmdur.

Göz gönül penceresi olduğundan dolayı aşkın ilk başladığı yer ise gözlerdir. Tasavvuf edebiyatında sevilenin kaşları yaya gözleri ise kalbi hedef alan oka benzetilir.

Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem ve daha nice zamana ve mekâna sığmayan aşklar ve âşıklar… Aşkın büyüklüğü çekilen cefada ezada ve çilede gizlidir. İnsanoğlu erişilmeyene ulaşılmayan her zaman daha çok arzu duyar. O ne kadar uzak olursa ona karşı şiddetli bir istek vardır.

Tasavvuf edebiyatında simgeler dizisi içerisinde gül ile bülbül önemli bir yeri vardır. Sevilen bir güle benzetilir. En güzel gül ise peygamberimiz( s.av.) dır. İslam dinine göre insanoÄŸlu yaradılış itibariyle meleklerden bile üstün yaratılmıştır. İşte bu üstün yaratığın en güzeli de Hz. Muhammed’dir. En büyük sevgili odur. Çünkü asıl sevgili olan Allah\’a ulaÅŸmanın yolu peygamberimiz sünneti ve onun aracılığıyla indirilen kuran-ı kerim’i doÄŸru anlamak ve uygulamaktan geçmektedir. Yukarıda da deÄŸindiÄŸimiz gibi Hallac-ı Mansur’un dediÄŸi gibi sevgilide yok olunmalıdır. Mevlana Celalettin Rumi ise aÅŸkı, tapılması gereken bir din olarak nitelemektedir.

Aşkın başlangıcı esnasında aşıka yüceltilirken âşık kendini sürekli aşağı çeker. Belirli bir süre sonra bu hareket tam aksi yönde ilerler. Son aşamada bu süreç dengelenir. Unutulmamalıdır ki naz sevilene yapılır.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren ben demesini öğrenir. Ne zaman âşık olur, işte o zaman sen demesini öğrenir. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi aşk insanın kendi bencilliğini kırması için bir araçtır. Çünkü aşkta sevilene itaat söz konusudur. Âşık, kendisi için değil aşkı için yaşar, ona benzemeye çalışır. Onun hoşuna giden davranışları sergiler. Onu güldürebilmek için en kötü hallere bile katlanır. Çünkü onun gülüşü, gülün açışıdır.

Birçok kimse hazı, arzuyu birbirini karıştırdığından kendisini âşık olarak nitelendirir. Bunun sebebi ise aÅŸkta ölçünün kiÅŸinin kendisi olmasıdır. Hiçbir insan ne Leyla’nın ne de Mecnun’un duygularını anlayamaz ve de yaÅŸayamaz. İnsan ne zaman gerçek aÅŸkı bulur, iÅŸte o zaman daha önce yaÅŸadıklarıyla bir mukayese ve muhasebe hesabına girerek gerçek aÅŸkı anlayabilir. Ancak yine de aÅŸkın belirtileri vardır. İnsan sevgiliyi gördüğü zaman, kalp atışları hızlanır, yüzü kızarır, söz söyleyemez olur. Aşığın korktuÄŸu tek ÅŸey sevilenin bir çift gözüdür. O gözler o kadar derindir ki düşeceÄŸinden korkar. Ayrıca seven insan sevgiliden söz edilmesinden haz alır, onu sözcüklere sığdıramaz. O’nu seveni ve O’nun akrabaları sevene tatlı gelir.

İnsan fıtratı gereği büyük bir sevgi taşımaktadır. Bu sevginin dışarıya çıkması için bir aynaya ihtiyaç vardır. İşte o ayna sevgilidir. Aslında kişi kendisine âşıktır, sevilen sadece bir simgeden ibarettir. Âşık olduğu şey kendi hüsn-i zan ve taşıdığı duygularının anlam bakımından güzelliğidir. Ünlü İslam bilginlerinden Arabî ise aşkın aşığın güzelliğine girdiğini söylemektedir.

Bir rivayete göre insan sevdiğini ömrü boyunca sadece kendisinde saklarsa Allah katında şehitlikle müjdeleneceğidir. Bu da aşkı kendinde saklamanın ne kadar ağır bir yük olduğunun göstergesidir.

Cengiz Yılmaz

Tags: